Now Kanalı ana haber spikeri Selçuk Tepeli 24 Aralık 2024 tarihinde Konya’da Tahir Büyükkörükçü İmam Hatip Lisesinde Arapça dilinin bir etkinlik olarak kutlanmasını yadırgamış ve gündemine almıştır. Okulda skandal bir biçimde Arapça günü kutlaması yapıldığını duyurmuştur. Arapça eğitimin verildiği okulda Arapçanın ehemmiyetinin ele alınması tabii karşılanmalıdır. Skandal bunun neresinde? Sözgelimi Arapça yerine Japonca veya Fransızca tercih edilse veya aynı ilgiye mazhar olsaydı yadırganır mıydı? Herhalde buna skandal denmezdi.
Selçuk Tepeli, 26 Eylül tarihinin dil bayramımız olmasına rağmen kimsenin bunu hatırlamadığını veya kutlamadığını ifade ediyor. Kabir sessizliği ile geçiştirildiğini söylemektedir. Türkçeye sahip çıkmak başkadır Arapçayı hafife almak daha başkadır. Her ikisine birden sahip çıkmak mümkündür. Bu ikisi birbirine tezat teşkil etmez. Belki skala teşkil ederler. Selçuk Tepeli Arapça dili kutlamasının nereden icabet ettiğini soruyor! Cevabını da kendisi veriyor. BM’de Arapçanın resmi dil olarak kabulünün yıldönümünün bu etkinliğin menşeini teşkil ettiğini hatırlatıyor (https://www. facebook. com/watch/ ?v=576292948512366. ). Şöyle devam ediyor: Kutsal olan dil midir kitap mıdır? Yani Araplar bu dili dünyevi saik ve gayelerle ve düzeyde kullandıklarında bir kutsiyet arz eder mi, diye soruyor! Bu bana vaktiyle Şam üzerinden hacca giden Türk hacılarının davranışını ve refleksini hatırlattı. Yerde veya kaldırımda belki de Baas partisinin faaliyetlerini anlatan kupürleri bulduklarında, rastladıklarında bunları yerden kaldırarak bir hürmet ve saygı nişanesi olarak ilişilmeyecek mutena köşelere taşıdıklarına tanık olmuştum. Bunların kutsal ibareler taşıyor olabileceğini hesap ederek yerden kaldırıyor ve münasip yerlere kaldırıyorlardı. Elbette mesele çok yönlü bir tartışma konusudur. Lakin profan ile kutsal bazen birbirine karışabiliyor. Bu da içinden çıkılmaz tartışmaları beraberinde getiriyor. Arapça bir ifade var, şudur: Mala yetimmu’l vacibu illa bihi fehuve vacib. Yani bir ödevi veya vacibi tamamlayan husus ve unsur da görevin parçasıdır ve vaciptir. Vacibi tamamlayan şey de vaciptir. Bu da Arapça ile ilgili maksut ilimler kabilinden ali ilimler ile yardımcı ilimler anlamında alet ilimlerin ayrımını ya da işbirliğini ve berberliğini vurgular. Bu açıdan kutsal buyruklara aracı olan Arapça da değer kazanmış oluyor. Kur’an’ı böyle anlıyorsunuz. Bundan dolayı Hazreti Ömer Arapçanın şeair-i İslam’dan olduğunu ifade ediyor. Arapça taşıyıcı bir dildir. Rolünü tahfif etmek tipik bir şuubi yani ulusalcı refleksidir. Arap karşıtlığından ziyade İslam karşıtlığıdır. Arapça Arapların değil bütün Müslümanların dilidir. Arapçayı elbette ulusalcı bir refleksle savunmak yanlış olur. Kutsiyetini, Araplarla değil de İslam ile bağlantısından alır. Bu kutsiyet Araplara atfedilirse emsalini doğurur. Ya da şuubi akımlara yol açar. Arapça cahiliyet döneminde neden aynı ehemmiyete haiz değildi? Zira o zaman Kur’an-ı Kerim’in taşıyıcısı değildi.
Fransa gibi ulusalcı ve şuubi ülkeler sömürgeci bir zihniyet ile Arapçanın alanını daraltmaya yeltenirler. Bu insanlık aleminde yardımlaşmayı değil de kutuplaşmayı doğurur. Şuubilik negatif bir enerjidir. Fransa, nasıl başörtüsü ile mücadele ediyorsa aynı şekilde Arapça ile ve Arapça konuşanlarla da mücadele etmektedir. Arapça ile mücadele İslam ile savaşın bir parçasıdır. Kadir bilir dil bilimciler yeryüzündeki en kadim ve zamana karşı yarışan ve dayanıklı dillerden birisinin Arapça olduğunda hemfikirdirler. Dili unutmak dini unutmayı vesiledir veya anlamamayı da beraberinde getirmektedir. Arapça sadece din dili değil aynı zamanda bir ilim dilidir. Onun Kur’an ile birlikte ilahi kaynaklı hale gelmesi işlevini ve metanetini artırmıştır.
Yeryüzünde profan diller ile ilahi diller ayrımı var mıdır? Mesela Hindistan’da Urduca ile Sanskritçe rekabet halindedir. Biri İslam’ın diğeri Hinduluğun dilidir. Burada Arapçanın ardıllarından biri olan Urduca hafife alınmakta ve bu dili öğrenen veya kullananların sadece mevlevi birisi olacağı varsayılmaktadır. Bir zamanlar Türkiye’de imam hatiplere gidenler de cenaze işleriyle anılmışlardır. Mevleviye veya mevlevi ifadeleri Urdu dilinde din alimi veya Müslüman bilge demektir.
Böylece alanı daraltılmak istenmektedir. Bununla münhasıran bir İslam veya Müslümanlar arasında anlaşma dili olduğu anlatılmak istenmektedir. Bunun üzerine birisi de şunu söylemektedir: Öyle ise Sanskrit dilini öğrenenler veya kullananlar da sadece Hindu bilge anlamına gelen pandit mi oluyorlar? Kısaca Urduca için söylenenler Sanskrit dili için de söylenebilir. Öyle ise birini küçümsemek diğerini yüceltmek niye? Bu anlamda Arapça ile Fransızca veya İngilizce dünyevi ilimler anlamında eşit şansa sahiptirler. Müslümanların medeniyet kulvarındaki serüvenleriyle alakalı Arapça dünyevi ilgi alanlarını biraz geriden takip etse de gelişmeye müsaittir ve kabiliyeti vardır. Açık kapatılabilir hatta ötesine geçilebilir.
Diğer dillere göre bir de artısı vardır ve eşsiz bir din dili olma özelliği taşımaktadır. Kur’an dilidir.
Selçuk Tepeli ve emsaline, meseleye daha geniş zaviyesinden bakmalarını tavsiye ederiz.
Arapça ile mücadele edeceğine Türkçeye sahip çıksın.
Mustafa Özcan