Ülkemizin son iki yüz yıllık tarihi yenileşme çabaları ve siyasi tartışmaların gölgesinde geçti. Süre bu kadar uzun olunca en başta “Yenilik” amacıyla yapılanlar sonraki nesiller tarafından “Geleneksel Yapı” olarak algılanmaya başlandı. Bu kopukluk hem tarihi bilmemekten hem de siyasi çevrelerin bazı konuları bile isteye çarpıtmak istemelerinden kaynaklandı. Siyasi kavgalarda hiç ilgisiz kurumlar adeta bir çekişme alanı haline getirildi. Bir taraf ısrarla saldırırken diğer taraf ise ısrarla savunmaya başladı. Bu durum her iki tarafın da tarihten habersiz olduklarının ve muhalefet edenlerin de savunanların da o kurumlara zarar verdiklerinin ikrarı oldu. Çünkü muhalefet edenler aslında savundukları iddiaları çözmek için yenileşme çabaları çerçevesinde 100 yıl önce yapılan değişiklikleri sanki 1000 yıldır varmış gibi empoze etti. Bu da ister istemez karşı cepheyi doğurdu ve olan kurumlara oldu. İşte “İmam Hatip Okulları” bu tartışma konularından biridir. Özellikle son 50 yıldır “İmam Hatip Okulları” üzerinden sürdürülen tartışmalar spekülasyon seviyesinden öteye geçmeyen demagojik üslubun hakim olduğu bir havada cereyan etti. Halen de bu tarihi sürecin etkisiyle konuşan, tartışmaları kızıştırmak isteyen çevrelere rast geliyoruz. Bu durum aşağı köyde söylediği yalana yukarı köyde inanan çobanın hikâyesine benziyor. Aradan uzun zaman geçince de meselenin başı sonu belirsiz hale geliyor. Oysa az buçuk bir tarih bilgisiyle bu tartışmalar açıklığa kavuşturulabilirdi. Lakin niyetler tartışma yapmak üzerine olunca bahanelerin sağlamlığı çok da göz önünde tutulmuyor maalesef.
İmam Hatip Okulları ile ilgili sürekli dile getirilen birkaç iddia var. Biz bunlara bilgisizlikten kaynaklanan ön yargılar da diyebiliriz. Şimdi bunları birlikte analiz edelim.
1) “İmam Hatip Okulları ‘dindar nesil’ yetiştirmek için kurulan sistem dışı, rejim karşıtı kurumlardır” iddiası.
CEVAP: İmam Hatip Okulları ilk olarak 1924 yılında yayınlanan Tevhid-i Tedrisat Kanunu çerçevesinde Cumhuriyetimizin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle açılmıştır. Milli Önderimizin buradaki amacı ülkemizdeki din eğitimini tek elde toplayarak devletin güvenliğini güvence altına almaktı(Diyanet İşleri Başkanlığı da aynı kaygılarla kurulmuştur). Bu sebeple de ülkenin dört bir yanında dağınık ve kontrolsüz halde bulunan medreseler kapatılmış, din eğitimi sadece devlet okullarında devletin gözetiminde verilecek şekilde düzenlenmiştir. İşte İmam Hatip Okulları bu gayeyi gerçekleştirmek üzere ülkedeki modernleşme çabalarının bir ayağı olarak Mustafa Kemal Atatürk tarafından hayata geçirilmiştir.
2) “İmam Hatiplerde sadece Hoca yetişiyor, İmam Hatiplerde sadece Kuran ve Arapça öğretiliyor” iddiası.
CEVAP: 1924 yılında Cumhuriyetin ilk yıllarında açılan İmam Hatip Okullarından itibaren -Osmanlı son dönemindeki medreselerin aksine- din derslerinin yanı sıra öğrencilere Fransızca, Tarih, Coğrafya, Fen Bilgisi, Matematik, Felsefe, Fizyoloji, Musiki, Hüsnü Hat gibi dersler eklenmiştir. Yani İmam Hatip Okullarında hem pozitif ilimler hem de dini ilimler birlikte okutulmuştur. En başından beri bu okullar ülkemizdeki modernleşme çabalarının bir ürünü olarak planlanmış ve hayata geçirilmiştir. Bu bakımdan İmam Hatip Okulları diğer okul türlerine göre daha sağlam ve içerikli bir programa sahiptir. Örneğin 1950’lerde genel liselerde 6 yılda 21 çeşit ders okutulurken İmam Hatip Okullarında 7 yılda 38 ders okutulmaktaydı. Halen de İmam Hatip Okullarında zorunlu ders saatleri ve ders içerikleri diğer okul türlerine göre daha yoğun bir programa sahiptir.
3) “İmam Hatip Okulları Osmanlı’dan kalma köhne kurumlardır, kapatılmalıdır” iddiası.
CEVAP: İmam Hatip Okullarının en uzak geçmişi 1912 yılında kurulan Medreset’ül Vaizin kurumlarına dayandırılabilir. Şu durumda Osmanlı’nın yıkılışının hemen öncesinde yenileşme çabalarının mahsulü olarak bu okullar açılmıştır. Fakat “İmam Hatip Okulları” ismiyle açılan ilk kurumlar Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki II. Meclis tarafından çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Kanunuyla kurulmuştur. Yani aslında ülkemizin en yeni diyebileceğimiz kurumları İmam Hatip Okullarıdır. Çünkü Cumhuriyet Devrinde hayata geçmiştir. Oysa halen eğitim öğretime devam eden Mesleki Teknik Liselerinin geçmişi 1860, Öğretmen Liselerinin 1872, Genel Liselerin geçmişi ise 1870 yılına kadar uzanmaktadır. Bu liselerin ekserisi Sultan Abdulhamid zamanında açılmıştır. Askeri liselerin geçmişi ise 1800’lü yılların başına kadar uzanmaktadır. Tüm bu okullar arasında en yeni olan ve Cumhuriyet döneminde açılan tek kurum İmam Hatip Okullarıdır.
4) “İmam Hatip Okulları filanca partinin arka bahçesidir” iddiası
CEVAP: İmam Hatip Okulları henüz hiçbir siyasi partinin bulunmadığı Cumhuriyetin ilk yıllarında Mustafa Kemal Atatürk tarafından açılmıştır. Mustafa Kemal’in vefatından sonra hızlanan yenileşme çabaları ve muhalif siyasi partilerin kendi aralarındaki “Kim daha ilerici” tartışmalarında bir süre sonra İmam Hatip Okulları tartışma konusu haline getirilmiş, bu tartışmalarla hiçbir alakası olmayan öğrenciler mağduriyetler yaşamıştır. Tabiri caizse fillerin tepiştiği yerde olan çimenlere olmuştur. O tarihten sonra da siyasi partiler aynı konu açıldığında İmam Hatip Okulları üzerinden kendi tezlerini savunmaya devam etmişlerdir. Oysa Mustafa Kemal Atatürk kendi döneminde bu tartışmalara müsaade etmemiştir. Son durum itibariyle İmam Hatip Okullarının varlığını savunan partiler ile karşıtı partiler “arka bahçe” iddiasını tartışmakla yine zararı doğrudan İmam Hatiplere vermişlerdir. Çünkü İmam Hatiplerde okuyan öğrencilerin doğrudan bu tartışmalarla hiçbir ilgisi olmamıştır. Bu tartışmalar öğrencilerin ve mevcut gerçeklerin çok dışında tamamen siyasi bir mesele olarak ele alınmıştır. Sadece örnek verecek olursak önümüzdeki ay yapılacak seçimlerde İmam Hatip mezunları neredeyse tüm siyasi partilerden aday olarak gösterilmiştir.
En net ve kısa şekilde söyleyecek olursak İmam Hatip Okulları Millet istediği için vardır. Bu sebeple de her dönemde bu okulları yaptıran, ihya eden, sahip çıkan Millet olmuştur. II. Dünya Savaşından sonra önce Avrupa’da başlayan ve sonra tüm dünyaya yayılan “Varoluşçuluk” akımı insanların arayışlarına çare üretemedi. Sorunun temelinde “ahlakı olmayan mühendisler milyonları öldürdü” ibaresi yer alıyordu. Einstein’ın gözlemine göre söyleyecek olursak Nazi Toplama kamplarında milyonlarca masum canı kitlesel olarak katledenler yetkin bilim adamları ve askerlerdi. Bu durum reform ve rönesanstan sanayi devrimine ulaşan batılılar için “Kartezyen” felsefenin iflası anlamına geliyordu. Descartes’ın akıl ile ruhu ikiye ayıran ve “Sezar’ın hakkı Sezar’a, Tanrının hakkı Tanrıya” sözüyle meşhur olan bu görüş sadece aklı ve insanın anlayabileceği/ gözleyebileceği/ doğrulayabileceği deneysel gerçekliği temel aldığı için kalbi/ruhu ötelemiş, ahlakı küçümsemiş, bir yaratıcı fikrini rafa kaldırmıştır. İşte bu temel düşünce ile evrilen Avrupa düşüncesi nihayetinde I.Dünya Savaşında duvara çarpmış, II. Dünya savaşı ile de tamamen sorgulanır hale gelmiştir. Cumhuriyetimizin kurulduğu yıllarda da Avrupa bizim doğrudan taklit ettiğimiz ve ulaşmak istediğimiz medeni seviyenin adıydı. Lakin II. Dünya Savaşı ile birlikte tüm batı dünyası iç sorgulamaya girişince ülkemizde de “İnanç, ahlak ve değerler fazlalık değil, ihtiyaçtır” fikri yaygınlaşmaya başladı. Aileler yetiştirdikleri çocukların zamanla tarihinden, değerlerinden, inançlarından kopuk oldukları için içkiye, kumara, sefahate ve her türlü fuhşiyyata kolayca teslim olduğunu gözlemlemeye başladı. Gençlerin kurduğu aileler dağılmaya, boşanma oranları artmaya, intihar vakaları sıradanlaşmaya başladı. Meselenin milli güvenlik tarafı da devleti endişeye soktu. Çünkü inancı olmayan gençlik vatanı uğruna, bir kutsal uğruna ölmenin bir “hiçlik” uğruna ölmek anlamı taşıdığını haykırmaya başladı. Bu da yetmezmiş gibi gençler sapık fikir ve ekollere sığınmaya, marjinal sağ ve sol örgütlere katılmaya başladı. Geleneksel milli değerleri zamanında alamayan gençler bir süre sonra tutunabilecekleri kendi tabularını oluşturmaya ve bu sahte kutsallar uğruna yaşamaya karar verdiler. İşte gençlerin sığındığı bu yeni inancın adı: İDEOLOJİ idi. Pek çoğu sol ideolojilere teslim olan gençler “Tanrı” yerine “Marks”ı, ibadet yerine de “eylem”i koyarak kendi ontolojik arayışlarını cevaplamaya çalıştılar. İşin ilginci bu ideolojilerin etkisine giren gençler için vatan, millet, bayrak gibi kaygılar, yerini “filanca ülkenin mandası veya uydusu olmalıyız” noktasına götürdü. Bu durumu gören anneler babalar ve nihayetinde devlet, tıpkı Avrupalıların yaptığı gibi küçük yaşta geleneksel değer ve inançların verilmesinin gençlerin sağlıklı gelişimi için şart olduğu sonucuna ulaştı. İşte İmam Hatip Okulları bu sebeple önce Millet tarafından sonra da devlet tarafından desteklenerek bu yıkım süreçlerinden en az zararla geçilmeye çalışıldı. Kısaca özetleyecek olursak; İmam Hatip Okulları, milletin “ana babasına saygılı evlatlar görmek istiyoruz, dinini ve tarihini bilen evlatlar istiyoruz” talebi doğrultusunda bir tercih olarak devlet tarafından kurulan okullardır. Dileyen din eğitiminin çok daha az olduğu diğer okul türlerini tercih edebiliyorken dileyen de “küçük yaştan itibaren çocuğum uygulamalı olarak dinini ve değerlerini öğrensin” talebiyle çocuklarını İmam Hatip Okullarına yazdırmayı tercih ettiler. Bu tercihler tamamen insani kaygılardan doğan ve insanların gelecek kaygısını azaltmak adına yaptıkları tercihlerdir. Belirli zamanlarda mevcut ön yargılar nedeniyle İmam Hatiplilerin önüne kat sayı engeli konularak üniversitelere girişleri engellenmek istendiyse de veliler yine de çocuklarının ahlakının, edineceği iş veya kariyerden daha önemli olduğunu düşünerek çocuklarını bu okullara vermeye devam ettiler. Bugün itibariyle İmam Hatip Okullarının önünde herhangi bir kat sayı engeli bulunmamaktadır. Bu sebeple de veliler çocuklarının küçük yaşlarda hem dinlerini, tarihlerini, geleneklerini hem de pozitif ilimleri( Matematik, Fizik, Kimya, Biyoloji, Felsefe, Yabancı Dil vs) öğrenerek liseye/üniversiteye gitmesini tercih etmektedir. Günümüzde İmam Hatip Okullarındaki artışın sebebi de budur. Yani arz ve talep dengesi İmam Hatiplerin sayısının artmasına vesile olmaktadır.
Bugün itibariyle ülkemizdeki İmam Hatip Okullarının sayısı binlerle ifade edilmektedir. Pek çoğu bağışçılar tarafından yapılan bu okullarda yaklaşık 1,5 Milyon civarında öğrenci eğitim görmektedir. İmam Hatip okulları genel olarak üç başlık halinde kurumlaşmaktadır:
1- İmam Hatip Ortaokulları(4 Yıl)
2- İmam Hatip Liseleri (4 Yıl)
3- Bünyesinde ortaokul bulunan İmam Hatip Liseleri (4+4 Yıl)
İmam Hatip ortaokulunda 4 yıl eğitim gören öğrenci Merkezi Yerleştirme Sınavına(LGS) girerek dilediği okul türünden lise eğitimine devam edebilmektedir. Dileyen 4 yıl daha İmam Hatip Lisesinde okuyarak üniversiteye geçiş yapabilmektedir. Hali hazırda velilerin talebi doğrultusunda İmam Hatip ortaokullarının sayısı liselerin sayısından fazladır. Bu da velilerin önemli bir kısmının İmam Hatip Ortaokulunda çocuğunun aldığı dini eğitimi yeterli gördüğünü ve çocuğunu diğer lise türlerine (Anadolu-Fen-Meslek-Sağlık Liseleri) yönlendirdiğini ortaya koymaktadır. Yani velilerin çocuklarını bu okullara göndermesinin sebebi tamamen pratik gerekçelere dayanmaktadır: “Çocuğum önce inançlı ve ahlaklı olsun”
Anadolu İmam Hatip Liseleri ise ister normal ortaokullardan gelsin ister İmam Hatip Ortaokullarından gelsin tüm öğrencilerini üniversiteye en iyi şekilde hazırlamayı hedeflemektedir. Bunu yaparken de %25 oranında din, ahlak ve usul derslerini ekleyerek liseli gençlerimizin psikolojik-sosyal bütünlüğünü korumayı, “vatan ve millet” duygusunu en üst seviyede aşılamayı amaçlamaktadır. Bu bakımdan İmam Hatip Liselerinde uygulanan müfredat herhangi bir Anadolu Lisesinin müfredatıyla aynı olup sadece dini dersler ilave edilerek öğrencilerin daha yoğun bir eğitim almaları sağlanmaktadır. Bunun yanı sıra son 10 yılda sayıları artan “PROJE OKULLARI” uygulaması ile İmam Hatip Liseleri birer “İhtisas Okulu” haline de gelmiş bulunmaktadır. Bunlar kısaca şu başlıklarda ele alınabilir:
-Fen ve Sosyal Bilimler Ağırlıklı İmam Hatip Proje Okulu: Bu okullar Fen Lisesi ve Sosyal Bilimler Lisesi müfredatıyla eğitim vermekte olup mezunlarını öncelikle Tıp-Mühendislik-Siyasal-Hukuk-Öğretmenlik gibi bölümlere hazırlamaktadır.
-Yabancı Dil Ağırlıklı İmam Hatip Proje Okulu: Bu okullar 1 yıl İngilizce/Arapça/İspanyolca vs hazırlık eğitiminin verildiği 4+1 yıl süren nitelikli üst seviye eğitim kurumlarıdır. Bu okullardan mezun olan öğrenciler üniversitelerin en yüksek puanlı bölümlerine yerleşmektedir.
-Uluslararası İmam Hatip Proje Okulu: Bu okullar daha çok, farklı coğrafyalardan gelen öğrencilerin eğitimi için kurulmuştur. Türk Dış Politikasını destekleyecek şekilde programlanan bu okullarda gönüllü elçiler yetiştirilmekte, farklı coğrafyalardan(Afrika-Uzak Asya- Türkî Cumhuriyetler- Balkanlar) gelen öğrencilerin inançlarını özgün halleriyle öğrenmeleri sağlanmaktadır.
-Hafızlık İmam Hatip Proje Okulu: Bu okullar aynı anda hem hafızlık yapan hem de akademik derslerin eğitimini almak isteyen öğrenciler için eğitim vermektedir.
-Musiki ve Geleneksel Sanatlar İmam Hatip Proje Okulu: Bu okullar müziğe ve sanata yeteneği bulunan öğrencilerin geleneksel sanatlarımızı(resim-hat-tezhib-ebru-narh vs) ve musikimizi(ney-ud-saz-kemençe-kanun-tambur vs) öğrenebilecekleri aynı zamanda da akademik dersleri alabilecekleri okullar olarak eğitim vermektedir.
-Spor İmam Hatip Proje Okulu: Bu okullar sportif yetenekleri(futbol-güreş-basketbol-uzak doğu sporları vs) olan öğrencileri yetiştirmek aynı zamanda da akademik dersleri alabilecekleri kurumlar olarak planlanmıştır.
Bu dünyada hiçbir şey mükemmel değildir. Çünkü sürekli değişim var ve dün icra edilen bir yenilik bugün itibariyle modası geçmiş hale dönüşebiliyor. Dolayısıyla İmam Hatip Okullarında da bazı sorunlar bulunmaktadır. Bu sorunları şöyle sıralayabiliriz:
1- Yoğun talep dolayısıyla normal ortaokulların, İmam Hatip Ortaokullarına dönüştürülmesi ve bu okullarda istenen eğitim seviyesine ulaşılamaması. Bunun temel sebebi tabelası değişse de kadronun aynı kalması dolayısıyla İmam Hatip müfredatını verecek eğitimci kadrosunun yetersiz kalması ve velilerin beklentilerinin karşılanamamasıdır. Bu nedenle “dönüşüm okulları” yerine temelden sıfır binalarda İmam Hatip Okulları açılması daha faydalı olacaktır.
2- Özellikle 2013’ten itibaren Nazif Yılmaz döneminde geleneksel İmam Hatip müfredatının tırpanlanması bu okulların geleneksel yapısını ortadan kaldırmıştır. 2013 öncesinde %45; 2000 öncesinde ise %55 civarında olan müfredattaki dini derslerin ağırlığı Nazif Yılmaz döneminde %20-25’e kadar gerilemiştir. Yani geleneksel İmam Hatip Okulu müfredatı adeta sulandırılarak özgün halini kaybetmiştir. Bu çıkmazdan kurtulmanın yolu bir an önce “İslami İlimler Proje İmam Hatip Liseleri” açarak dini derslerin eskisi gibi müfredattaki ağırlığı %50’nin üzerine çıkarılmalı ve hiç olmazsa bu proje okullarında İmam Hatip Okullarının özgün misyonu devam ettirilmelidir. Çünkü bugünkü %20-25 din eğitimi içeren müfredat öğrencilerin yeterli dini eğitim almasına imkân sağlamadığı için buralarda eğitim alan gençlerin farklı akımların tesirine kapılmaları kolaylaşmaktadır. Oysa geçmişte sayıları az da olsa geleneksel İmam Hatip Liselerinden mezun olan gençler hem şuur hem de inanç noktasında daha sağlam şekilde yetişerek topluma katılıyorlardı. Bu nesillerin ülkemize olan katkıları gün gibi ortadadır. En başta Sayın Cumhurbaşkanımız bu geleneksel İmam Hatip müfredatıyla mezun olmuş isimlerden biridir.
3- Nitelikli yönetici ve öğretmen eksikliği nedeniyle İmam Hatip Okullarında beklenen verimin alınamaması. Özellikle proje okullarına liyakat gözetilmeden yapılan atamalar bu okullardan istenen başarının sağlanmasını engellemektedir. Bu okullara yönetici ve öğretmen atamasında torpil düzenini ortadan kaldıran, sınav ve yarışma esasına dayalı seçme usulüyle atamaların yapılması elzemdir. Üniversitelerin ilgili bölümlerinden mezun olan Meslek Dersleri öğretmenlerinin yetersiz kalması. Tecrübeli yönetici kadroların 4 yıl sonra farklı okullara gönderilmesi sebebiyle devam eden çalışmaların yarım kalması. Her bir yöneticinin bu sebeple ara vermeksizin en az 8 yıl aynı kurumda kalmasının garanti altına alınması sorunu çözecektir.
4- İmam Hatip Okullarında verilen mesleki derslerin (Arapça-Kuran’ı Kerim- Tefsir- Fıkıh- Hadis- Kelam vb) okul başarı ortalamasına yansıması dolayısıyla öğrencilerin liseye ve üniversiteye girişte okul başarı puanlarının düşeceği endişesi. Ayrıca bu okula gelecek öğrencilerin Arapça öğrenimine dair endişelerinin devam etmesi. Bu sebeple İmam Hatip Okullarında meslek derslerinden alınan puanların okul başarı puanına yansıtılmaması sorunu çözecektir.
5- Yeterli tanıtım ve bilgilendirmenin yapılamaması. Bu sebeple de mevcut ön yargıların devam etmesi. Bunu önlemek için tüm okulların olduğu gibi İmam Hatiplerin de tanıtıma, sosyal medyaya ve başarılarını kamuoyu ile paylaşmaya yönelmesi yerinde olacaktır. Son yıllarda bu yönde gelişmelerin olduğu gözlenmektedir.
İmam Hatip Okulları her yönüyle Türk Milletine özgü bir eğitim modelidir. Din eğitimi ile akademik eğitimi harmanlayan bu eğitim sistemi pek çok ülke tarafından da test edilmeye ve uygulanmaya başlanmıştır. Cumhuriyetle yaşıt olan bu kurumlar ülkemizdeki yenileşme hareketlerinin, Cumhuriyet Devrimlerinin bir neticesi olarak 1924 yılında hayata geçirilmiştir. Bugün itibariyle İmam Hatip Okullarından mezun olan öğrenciler üniversitelerin tüm bölümlerine girebilmekte, toplumsal hayatta, siyaset ve ekonomide etkin şekilde rol oynamaktadır. Ülkesini ve milletini seven, tarihiyle barışık, kendisini çağın gerekleriyle donatan ve geleceğe güvenle bakan ahlaklı, inançlı ve başarılı nesiller yetiştirilmesi bu okulların temel misyonunu oluşturmaktadır. İmam Hatiplerin ilk kurucusu olan Mahmud Celaleddin Ökten bir felsefe öğretmeni olup bu okulların misyonunu belirleyen bir role sahiptir. Üç yabancı dili(Fransızca-Arapça-Farsça) ana dili gibi bilen, batıya da doğuya da hâkim olan Ökten, yetiştirdiği öğrencilerin de bu şekilde olmasını amaçlamıştır. Bazı eksiklerine rağmen bu okullar günümüzde hızla yaygınlaşan sosyal medya, internet ve televizyon gibi olumsuz tesirlerin altındaki öğrencilerin kendi öz benliklerini korumaları, çağın getirdiği “yalnızlık/çaresizlik/bireysellik” hastalığından kurtulmaları için de tercihler sunmaktadır. Basında sıklıkla duymaya başladığımız “annesini öldürdü, uyuşturucu komasına girdi, intihar etti, sevgilisini aldattı, üçüncü kez karısından boşandı, dolandırdı, rüşvet aldı, taciz etti, ihanet etti vb) haberler milletimizi endişelendirdiği için kimi veliler önceliğini ahlak ve değerler eğitimine verme gereği duymaktadır. Avrupa’da da II. Dünya Savaşından sonra girilen yol budur. İşte İmam Hatip Okullarının sayısı bu sebeplerle hızla artmaktadır. Milletin beklentileri doğrultusunda devlet de elinden geldiğince bu okulları desteklemeye çalışmaktadır. Kısacası İmam Hatip Okulları devlete bağlı tüm okullardan bir okuldur. Velilerden isteyenler çocuklarını bu okullara yazdırmakta, istemeyenler farklı okul seçeneklerini tercih edebilmektedir. Dolayısıyla ön yargıları aştığımız gün bu okulların milletimize olan katkılarını, eksiklerini ve vaad ettiklerini daha sağlıklı şekilde ele alabileceğiz.





Yunus Emre Altuntaş
Eğitimci
tuvayrek@yahoo.com
Hocam Allah Razı olsun sizden. Nokta atışı tespitler yapmışsınız. Dedikleriniz ayniyle yaşanmaktadır. Bir İHL yöneticisi olarak bu gerçeği görmemek mümkün değil. Genel Müdürlük de görür umarım
Eski imam hatipler kalmadı. yazıda hunun sebepleri yazılmış. biz okuduğumuz yıllarda tefsir, hitabet, kelam, akaid, osmanlıca, farsça, tecvit-kıraat dersleri vardı. şimdi hemen hepsi gitti müfredattan. benim çalıştığım imam hatipte şimdi lise bir de 2 saat hadis, 2 saat kuran ve arapça var, lise ikide fıkıh, lise üçte ise 2 saat tefsir var sadece. tavşanın suyunun suyu… en azından imam hatiplerin ismini değiştirsinler, normal anadolulardan bir farkı kalmadı