Mustafa Özcan
Yeni eğitim yılıyla birlikte okullar kapılarını yeniden talebelere ve öğrencilere açtı. Bununla birlikte eğitimin gayesi konusunda açık ve boşluklar seziliyor. Okula giden çocuklar neden derslerini sevmez? Bunun nedeni büyük çoğunlukla ideallerden mahrum öğretmenler veya eğitim tarzı olmalıdır. Bu nedenle talebeler diploma alsalar da ilim ve edep konusunda yerlerinde sayıyorlar. Terbiye veremeyen okullar veya müfredat gençlere ukalalık öğretecektir. Öğrenciye ilmiyle ve davranışıyla saygı uyandıramayan öğretmenler de öğrencilerin maskarası olacaktır. Bu yolla, ülkeyi eğitim yoluyla kalkındırması beklenen eller, fideler ülke üzerinde bir yük haline gelecektir. Ülkenin sinesine yük olacaklardır. Nitekim öyle de olmaktadırlar. Bu nedenle öncelikli olarak eğitimin gayesini yeniden gözden geçirmeli ve düzenlemeliyiz.
Hakikaten biz bu dünyaya neden geldik?
İkinci olarak, okullardan ve öğrencilerden geleceğimiz adına neler bekliyoruz? Eğitimden geçmiş bir Japon genci ile bizim gençlerimiz arasında ahlaki nitelik ve beceri kazanma açısından doldurulamaz bir boşluk varsa şapkayı önümüze koymanın vakti gelmiştir. Boşuna böbürlenmeler bu açığı kapatmaya yetmeyecektir. Bardağın dolu tarafından bakanlar, devletin çocuğun kitaplarını temin ettiğini söylüyor? Aksine bu tür basit yaklaşımlar gençlere temelsiz bir böbürlenme veya politik taassup aşılayacaktır.
Öyle ise eğitimden maksat nedir? Gençlerin enerjilerini boşuna harcamak mı yoksa bu enerjileri mesleklere yönlendirmek midir? İstikra yani tümevarım yoluyla eğitimden beklenen amacı iki maddede toplayabiliriz. Bunlardan ilki, terbiye boyutudur ki amacı ahlaklı ve iyi insan yetiştirmektir. Bu, eğitimden ve okullardan manevi beklentidir. Böylece mezunlardan seleflerine saygılı nesiller bekleyebiliriz. Bu yolla nesiller arasında kopukluk onarılır. Terbiye yoluyla kopukluk giderilir. Talim yoluyla da mesleki eğitim ve beceri kazandırılır. Böylece hedef ve sonuç temin bir araya getirilir. Elbette her nesil maarifte kendi döneminin payını alacaktır. Dolayısıyla eğitim bilgiyle birlikte daima yenilenmeye ve gelişmeye açıktır. Hazreti Ali’den menkul bir söz vardır: Çocuklarınızı kendi zamanınıza göre değil onların zamanına göre yetiştirin. Nesillerin ilim ve irfanda nöbetleşmesi esastır.
Eğitimin manevi alanı, terbiyedir ve gençlere ahlaki aşı yapmaktır.
İkinci husus ise beceri ve meslek edindirmektir. Bu da dünyevi boyutudur. Her ikisinin bir araya gelmesiyle maddi ve manevi tekamül sağlanır. Burada eğitim önemli olduğu kadar eğiticiler de önemlidir. Zira öğrenciyi şekillendiren öğretmeni ve eğitim ordusudur. Onların boş olması geride büyük bir boşluk bırakacak ve nesilleri çürütecek, çıkmaza sokacaktır.
Türkiye gibi ülkelerde ise eğitim genelde manipülasyondan ibarettir. Gençleri beceri sahibi yapmayı değil oyalamayı amaçlamaktadır. Bunun sonucu gayesiz nesiller türüyor, hayattan kopuyor ve kendisini zararlı alışkanlıkların girdabına kaptırmakta ve kucağına bırakmaktır. Uyuşturucu gibi alışkanlıkları ilaçla değil dinamizme eşlik eden gaye ile tedavi edebiliriz. Neden askere giden gençlerin bazı zararlı alışkanlıkların pençesinden kurtulduğunu hiç düşündük mü?
İş ve gaye erişkin insanların da hayata tutunmalarını sağlamaktadır. Boş insan en tehlikeli insandır. Ya miskin ya da eşkıya ve uğru üretir. Eğitim kurumları gençlerin enerjilerini boşaltma yeri olmamalıdır. Aksine enerjilerine gaye katmalıdır. Oysa gençlerin enerjileri toprağa verilmektedir.
Türkiye maarif alanında çok vakit kaybetti ve fırsat kaçırdı. Zira bizim eğitim anlayışımız cumhuriyetten beri taklit üzerine kuruludur. Kendisine gelememiştir. Kendi değerlerimizden ve onları tahkikten uzak ve mahrumdur. Demek ki eğitim zülcenaheyn olmalıdır. Bir yönüyle gençlere ahlaki aşı yapmalı diğer yönüyle de istidatlarına göre beceri kazandırmalıdır. Geleceğimiz bu iki ayak üzerine yükselecektir.
Öyle ise bulunduğumuz yeri ve aşamayı gözden geçirmeli ve eksiklerimizi tamamlamalıyız. İnsanlığımızı geri kazanırken aynı zamanda kalkınmamızı da sağlamalıyız. Bu da sağlıklı eğitimden geçiyor.