Yegâne hak din olma sıfatını taşıyan İslam dininin ilkelerinin ve hassasiyetlerinin amacı ve hedefi, insanın fıtrattan gelen zorunlu değerleri ve özellikleri (zarurât-ı hamse) olan can, mal, akıl, nesil ve din güvenliğini sağlamak, bunlara yönelik tehditlere karşı savunma refleksi oluşturmaktır. Bu zorunlu değerlerin ihmali veya yok sayılması, insanın doğal hayatını ve sürekliliğini tehlikeye sokacağı gibi dinin de sürdürülebilirliğini olumsuz anlamda etkileyecektir. Çünkü dinin sürdürülebilirliği insanın doğal yapısının korunmasına bağlı olduğu kadar, insanın doğal yapısı da dinin ilke ve hassasiyetlerinin devamlılığına bağlıdır.
İslam, insanın bu fıtratını, bedenî ve ruhî üstün özelliklerle Allah tarafından donatılan özgün bir yapı olarak nitelemiştir. Çünkü insan ruh-beden bütünü olup ne ruhun ne de bedenin tek başına insanı temsil etmesi söz konusu değildir. Ayrıca insanın bu yapısı evrimle ya da ilerlemeyle değil, Allah’ın en baştan onu insan olarak yaratmasıyladır. Bundan dolayıdır ki, Hz. Adem’den itibaren her peygamberin getirdiği ilahî mesaj, insanın bu beş olmazsa olmaz değerini (zarûrât-ı hamse) hatırlatma ve yaşatma üzerine kuruludur.
Son peygamber Hz. Muhammed Mustafa’nın (sav) eliyle gelen Kur’an’ın ve onun hayata yansımış şekli olan Sünnetin getirdiği yasaklar ve haramlar da tamamıyla insanın fıtratını korumaya matuftur. Nitekim içki ve uyuşturucu yasağı aklı; arsızlık, fuhuş, zina ve eşcinsellik yasağı nesli; hırsızlık, sahtekârlık, rüşvet ve faiz yasağı malı; adam öldürme ve zararlı madde kullanma yasağı canı; baskı, zorlama ve zorbalık yasağı dini korumaya yöneliktir.
Öyleyse dindeki haramlar ve yasaklar bir yönüyle dinin değerlerini korurken diğer yönüyle insanın fıtrî özelliklerini korumaktadır. Öte yandan insanın doğal yapısını korumaya yönelik bu beş temel değer, birbiriyle sıkı irtibat içindedir ve bir bütünün ayrılmaz parçalarıdır. Bunlardan birinin olmaması, diğerlerinin varlığını tehlikeye sokar veya anlamsız hale getirir.
Maalesef modern zamanlarda istismar derecesinde ortaya çıkan aşırı özgürlük talebi, hak ve sorumluğu anlamsız hale getirirken, kazanma hırsı diğerkâmlığı, mal sevdası kanaatkârlığı, aşırı bireycilik aileyi ve hatta sevgi ve saygı değerlerini tehdit etmektedir. Son zamanlarda ise doğallığını yitirmiş insancıllık çevre doğasını tahrip ederken cinsiyetsizlik iddiası, cinsiyetlerin doğallığını yok etmeye ayarlanmış görünmektedir.
Demek ki, doğallıktan uzaklaşma bir yandan hırs ve tamahkârlıkla güzelim doğanın tahribatına sebebiyet verilirken diğer yandan birbirinin tamamlayıcısı olan kadın ve erkeğin karşıt ve düşman hale getirilmesiyle insanlığın sonunu getirmeye aday görünmektedir. İki bin yıl öncesinin takıntısı, saplantısı ve sapkınlığı olan Sodom ve Gomore yaşayışını özendirerek bugüne taşımaya kalkışmak ve yaygınlaşmasına göz yummak insanlığın varlığını dinamitlemekten başka bir anlam ifade etmez.
Birey olarak insan karşı cinsiyle birlikte aileyi, aile toplumu, toplum da devleti oluşturur ve insanlığın sürdürülmesini sağlar. O yüzdendir ki, insanı yaşat ki devlet yaşasın denmiştir. İnsanın varlığı ve doğallığı da can, mal, akıl, nesil ve din gibi vazgeçilmez beş temel değerin korunmasına bağlıdır.
Bunları korumayı amaçlayan eğitim ve terbiyeden rahatsız olunması, doğallığını henüz yetirmemiş insanlarda şaşkınlık meydana getirmektedir. Çünkü bunları koruma çabaları nihai noktada insanı, aileyi, toplumu ve devleti korumaya yöneliktir. Bu yapılar olmadan insanın doğal haliyle kalması da söz konusu değildir.
İnsanı hayvandan ayıran beden-ruh bütünlüğün tezahürü olan aklı ise yaşantısının ayırt edici özelliği de aile bireyi olarak dünyaya gelmesi ve ölene kadar da bu özelliğini/mensubiyetini korumasıdır. Nitekim tarih boyunca insanın bir ailenin bireyi olma özelliği hem hukukî hem de sosyal hem de ahlakî düzenlemelere yansımış ve korunmasına özen gösterilmiştir.
Aksi bir durum yani bu değerlerin öğretilmesinin terk edilmesi veya eğitimin dışına itilmesi kişinin hem müntesibi olduğu dine hem de koruması altında yaşanılan devlete yönelik görevlerin yerine getirilmemesi demektir. Bu tür korumanın dışlanması veya eleştiri konusu yapılması, son derece şaşırtıcı ve anlaşılmaz bir durumdur. Bu tavır, insanın doğallığının tahribine sessiz kalmak bir yana bu tahribi teşvik edici bir görüntü oluşturmaktadır.
2 Şaban 1447 / 21 Ocak 2026
Cağfer KARADAŞ