Son birkaç yıldır Ramazan ayında gündeme oturan konuların başında cami ve çocuk konusunun geldiği herkesçe malumdur. 2025 yılında mübarek Ramazan ayına girişimizle birlikte gündemin ilk sırasına aynı konunun yerleştiğini gördük. Geçtiğimiz yıllarda cami ve çocuklar meselesi en çok tartışılan ve bir türlü orta yolun tutturulamadığı bir gündem maddesi olarak tartışıldı durdu. 2026 yılı Ramazan ayı ise bambaşka bir konuyla gündeme geldi: “Maarifin Kalbinde Ramazan”.
2021 yılı Ramazan ayında Ayasofya’nın açılışının heyecan ve coşkusuyla teravih namazlarında, yeni doğmuş bebeğinden doksanlık ihtiyarlara varıncaya kadar cami lebâlep doluyordu. Cemaatin büyük çoğunluğu gençlerden oluşuyor, yekûn teşkil etmese de çocukların çığlık ve gürültüleri kubbede kesintisiz çınlıyordu. Elbette günümüz cami cemaatinin, çocukların gürültüsüne karşı müsamaha kapasiteleri yüksek olsa da çocukların dur-durak bilmeyen yüksek sesle konuşmaları, gürültü yapmaları, birbirleriyle şakalaşmaları, gülüşmeleri, güreşmeleri vb. fiillerin namazın nihayetine kadar kesintisiz devam etmesi tahammülü zor bir süreci doğuruyordu. Çocukları kırmamak, üzmemek adına önce cemaat sessiz kalıyor, ardından kibar ve nazik ikazlar devreye giriyor, ikazların tekerrürü ise çocukların size bakışını ve tavrını değiştiriyor elbette.
Bir teravih namazında Ayasofya Kürsüsünün ardındaki mahfilde iken, yaşları 10-15 arasında değişen 20-25 kişiden oluşan bir grup öğrencinin kürsünün altını ve önünü mekân edinerek şakalaştıkları ve özellikle özgüven patlaması yaşayan afacan bir çocuğun arkadaşlarına el-ense çekerek her birinin sırtını yere getirmeye çalıştığı bir sahne yaşanıyordu. Cemaatin yaşlıları kısa aralıklarla uyarıda bulunduğu halde çocuk hiç oralı olmuyordu. Bir süre sonra grubun abisi pozisyonunda olduğu anlaşılan 18-20 yaşlarındaki cılız bir delikanlı gelerek çocuklara sakin olmaları ve namaza katılmaları konusunda ikazda bulundu. Başta arkadaşlarıyla güreşmeye çalışan çocuk olmak üzere birkaç öğrenci abdestlerinin olmadığını söyleyince hocaları onlardan abdest almalarını istedi. Çocuklar ise “bu soğukta abdest mi alınır hocam?” diyerek işi yokuşa sürmeye çalıştılarsa da abilerine fazla direnemediler ve abdest almak için caminin çıkışına yöneldiler.
Bir taraftan teravih devam ediyordu. Kısa bir süre sonra aynı çocuklar aynı yerde safa durarak cemaate katıldılar. Ancak o afacan çocuğun imam efendinin her selam verişinin ardından bir-iki arkadaşına dalarak tuş ettiği sahneler yaşanmaya devam ediyordu. Cemaatin rahatsızlığını gören abi pozisyonundaki cılız delikanlı, uyarısını biraz sert yapınca afacan çocuk “hocam” diye hitap ettiği delikanlıyı el hareketiyle güreşe davet etti. Abi pozisyonundaki delikanlı el-ense çekerek afacana dersini vermek istediyse de alt-alta üst-üste mücadelenin ardından afacan çocuk delikanlının sırtını yerle buluşturdu. Tabi, öğrenci grubunda bir uğultu koptu. Afacan çocuğun dur-durak bilmeyen rahatsız edici hareketleri üzerine cemaatten yaşlıca biri kendisini ikaz edince “Amca sana ne? Sen işine bak!” cevabını verdiğinde artık sözün bittiği yere gelindiği anlaşılıyordu.
Yıl 2025. Ramazan ayının ikinci pazar sabahında Ayasofya’nın yaklaşık dörtte üçünü dolduran cemaatin yine aynı oranda gençlerden oluştuğu görülüyordu. Müezzin mahfilinden okunan Kur’ân tilavetinde secde ayeti geçtiğinden tilavet sona erdiğinde secde yapılacağı uyarısında bulunuldu. Ancak bu uyarının cemaatte karşılık bulmadığı anlaşılıyordu. Gençlerin büyük bir kısmı zaten durumun farkında değildi. Durumu fark eden bir kısım genç ise ne yapacağını bilemez halde birbirine bakıyordu. İmam, secde için tekbir aldığında gençlerin büyük bir kısmı oturmaya devam ediyor, ayağa kalkanlar ise şaşkınlık içerisinde ne yapacağını bilemiyordu. Velhasıl-ı kelâm Ayasofya’yı dolduran gençlerin büyük bir kısmının secde ayeti ve secdeden haberi olmadığı anlaşılıyordu.
Elbette camiler, çocuklarla daha da güzelleşen mekânlara dönüşür. Çocukların ve gençlerin ibadet esnasında şakalaşmalarına, gülüşmelerine, serbest davranış sergilemelerine müsamaha gösterilmesi gereklidir de. Bu süreçte çocuklar, mabede ait adap ve kuralları öğrenir ve benimserler. Onlardan, bir yetişkin tavrıyla ibadet etmelerini beklemek biraz zorlayıcı bir tavır olur. Ancak tamamen kendi hallerine bırakıp bir oyun parkındaymışçasına kendilerinden geçmelerine fırsat vermek camiinin, ibadetin, usul ve erkânın ne ve nasıl olduğunu bilmemelerine ve öğrenmemelerine yol açar. Tilavet secdesinin ne demek olduğunu bilmek bir yana camide nasıl davranılacağını bilmeyen gençlerin varlığı “çocuk ve cami” konusundaki kafa karışıklığının bir sonucu olsa gerek.
Yıl 2026. Milli Eğitim Bakanlığı “Ramazan Etkinlikleri” konulu bir genelge yayınlayarak“Ramazan ayı boyunca öğrencilerin paylaşma bilincini geliştirmeye, yardımlaşma ve dayanışma duygularını güçlendirmeye, birlik ruhu, adalet, merhamet ve vatanseverlik gibi millî ve manevi değerleri geliştirmeye yönelik eğitsel ve sosyal etkinliklerin uygulanması” yönünde çok yerinde bir faaliyete imza attı. “Maarifin Kalbinde Ramazan” temalı bu etkinliklerin gerekçesine ve amacına dair yapılan açıklamaların toplumun tüm kesimlerini kuşatıcı bir üslupla, milli birlik ve beraberliği tahkim edecek bir içerikle kaleme alındığı görülmektedir.
Ramazan ayı boyunca yapılacak eğitsel ve sosyal etkinliklerin “saygı, sorumluluk, adalet, merhamet, vatanseverlik, yardımseverlik, duyarlılık ve çalışkanlık gibi millî ve manevi değerlerin öğrencilerin kendileriyle, toplumla ve çevreleriyle kurdukları ilişkilerde yönlendirici bir ahlaki pusula işlevi göreceği” öngörüsünden hareketle planlandığı belirtilen yazıda etkinliklerin amacı şu şekilde ifade edilmektedir:
“Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”nde tanımlanan öğrenci profili; ahlaklı, bilge, cesaretli, estetik duyarlılığa sahip, iradeli, merhametli, sorgulayıcı, üretken ve vatansever bireylerden oluşmaktadır. Bu profil; öğrencilerin geçmişten devraldıkları kültürel mirası koruyarak geleceği inşa edebilen, millî kimlik bilinci gelişmiş, toplumsal dayanışmayı önceleyen ve insanlık için iyi, doğru ve faydalı olanı yapmayı ilke edinen bireyler olarak yetişmelerini öngörmektedir. Bu yönüyle Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli; köklerden geleceğe uzanan, sosyal ve duygusal becerilerin gelişimi ile değer temelli ve insan merkezli bir maarif anlayışını esas almaktadır.”
2024 ve 2025 yılı Ramazan aylarında Ayasofya’da kılınan teravih namazlarına yansıyan sahnelerde henüz cami adabını bilmeyen, camii ile oyun bahçesini ayırt edemeyen 10-15 yaş aralığındaki çocuklara dinî gelenek ve değerlerine dair bilgilendirici ve bilinçlendirici etkinliklerin eğitim kurumlarında yapılmasından daha doğal ne olabilir. Secde ayetlerinden biri okunduğunda secdenin nasıl yapılacağını bilmeyen; ipi kopmuş tespih gibi darmadağın olan cami dolusu gençlerin dinî usul ve adaplar ile gelenek ve göreneklerini öğrenme hakları yok mudur?
Netice itibarıyla “çocuk ve cami” konusunda epeydir devam eden kafa karışıklıklarının giderilmesi bağlamında “Maarifin Kalbinde Ramazan” temalı etkinliklerin yol gösterici önemli bir adım olacağı görülüyor. Sahih dinî bilgilerin ve pratiklerin gelecek kuşaklara aktarılması açısından bu tür etkinliklerin daha da çeşitlendirilmesi inanç ve kültürel birlikteliğin kuvvetlendirilmesi adına önemli. Devletin ve milletin birliği, beraberliği, bekası ve istikbali, kadim kültür ve değerlerimizin genç kuşaklara aktarıldığı bu tür eğitim faaliyetleriyle doğrudan ilintilidir. Bu tür faaliyetler devletin eğitim görevi kapsamında planlanarak uygulaması ihmal edilemez mühim görevlerdendir.
Hasan YILDIZ