Arkadaşlarımdan birisi üniversite son sınıfta okurken sevdalanmış. Bu sevda, arkadaşı arpacı kumrusuna döndürmüş. Boşa koyuyor dolmuyor, doluya koyuyor almıyor. Lal olup çıkmış. Çöllere düşmemiş ama neredeyse Mecnun’a dönüşmüş. Bilenler bilir; sevda bir kuştur, gönül dalına ne zaman konacağı belli olmaz.
Onun hâl-i pürmelalini fark eden hocalardan biri, üstelik bir profesör, fakültenin koridorunda yakaladığı öğrencisini kolundan tutup odasına götürmüş. Çay ikram etmiş. “Ben anlatmak istemedim ama hoca ne yaptı etti, beni konuşturdu.” diyor arkadaş.
Nihayetinde hoca soruyor: “Bütün mesele bu mu?” Arkadaş, “Evet.” diyor. “Rahat ol, bu iş bende.” diyen hoca; kızı, yaşadığı şehri, babasının bilgilerini not alıyor. Ay geçmeden arabasına atlayıp kız babasının kapısını çalıyor. “Böyleyken böyle, Allah’ın emri…”
Okul bitiyor. Sonuç, bildiğiniz gibi. Evli, mutlu, çocuklu. Alanlarında yetkin, vazifelerinde oldukça başarılılar. Allah, kendilerine sağlık ve huzur versin; evliliklerine vesile olan hocadan da razı olsun.
Öncelikle belirtmek isterim ki maksadım bir aşk macerası veya hikâyesi anlatmak değil. Bu hatırayı dinleyince -emin olun- çok bahtiyar oldum. “Vay be! Ne hocalar varmış…” dedim. Sahip çıkan, dinleyen, rehberlik eden, yol gösteren, kolaylaştıran, çözen, sorumluluğunun bilincinde olan, vicdanlı, babacan hocaları gıpta ile yâd ettim. Onlar, başımızın tacıdır.
Amma velakin, birbirinden güzel duygular ve düşünceler içindeydim ki birden aklıma “Hocam, benim hanım fakültede öğrenciyken, sorduğu soru yüzünden hocanın (unvan sahibi) hakaretine maruz kaldı ve okulu bıraktı. Yıllar sonra çıkan aftan yararlanarak okulunu bitirebildi.” diyen (üstelik kendisi de bir profesör olan) öğrencimi hatırladım.
Öğrenciliğim yıllarında hocanın, soyadını yanlış telaffuz etmesinden veya aldığı not ve başarısızlığı nedeniyle dalga geçilmesinden rahatsız olup okulu bırakan arkadaşları hatırlayarak üzüldüm.
Darda kaldığı için kendinden yardım isteyen öğrencisine meşguliyetini bahane ederek kapıyı gösteren, yaptığı yanlışı “yanlışlık hatası olmuş” diye savuşturmaya çalışan hocaları da hatırlamadan edemedim.
Taktığı at gözlüğüyle sınıfa giden, dersini anlatıp çıkan ve aynı şekilde odasına dönen, dersleri asistanlarına verdiren, sınavları ve okumaları asistanlarına yaptıran, öğrencilerini tanımayan hocalar gözümün önüne geldi.
Sorduğu zor sorular ve kıt notlarından hareketle “Bakalım benim dersimden kaç kişi geçebilecek?” deyip kasım kasım kasılan, öğrencisini tanımayan, burnundan kıl aldırmayan, kaprisli hocaların varlığını da hatırlamak zorunda kaldım.
Bırak öğrencinin gönlüne girmeyi, tanıyıp bir sorununu çözmeyi; kendisine emanet edilen öğrencileri bin bir hayalle gittiği okuldan, dersten, hayattan soğutan; gönül dünyasına karlar yağdıran, ruh âleminde kıyametler kopartan hocalara ne demeli!
İlkokulda, ortaokulda, lisede öğrenci başarısızlıkları mütalaa ediliyor, irdeleniyor. Gerekirse öğrenci veya öğretmen sorgulanıyor.
Peki, üniversitelerde durum nedir? Öğrenci başarısızlığı sadece kâğıt üstünde ve istatistiklerde mi kalıyor? Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir mi deniyor. Devamsızlıktan ya da aldığı zayıf notlardan dolayı başarısız oldu demek tatmin edici bir netice midir? Niçin devamsızlık yaptığı, niçin sınavlara girmediği veya niçin başarısız olduğunu sorgulayan vicdan sahibi hocalar ve çözüm üreten birimler var mıdır? Varsa ne kadar çözüm üretmektedirler? YÖK’ün ve üniversitelerin, başarısızlıklar ve başarısızlık çeşitleriyle ilgili anket, araştırma, analiz ve çözüm üretme çabası var mıdır?
Zamanında yapılacak müdahale ve rehberlikle yükseköğretim öğrencilerinin başarısızlıkları en aza indirilemez mi? Böylece öğrencilerin ve ailelerin hayal kırıklıklarına son verilemez mi?
Bir Üniversite Öğrencisi Niçin Başarısız Olur? başlıklı yazımda konuyu teferruatıyla yazmış; “Affedilmez bir suça karışan ya da gerekli belge şartlarını oluşturamadıkları için ilişiği kesilen, tembellik ve haylazlık yapan öğrencilerin dışındaki üniversite öğrencilerimizin ‘niçin başarısız oldukları’ çok iyi etüt edilip, hatta başarısızlığa giden yolun başında bu öğrencilere mutlaka gerekli destek sağlanmalı, rehberlik yapılmalı, yol gösterilmeli.” demiştim. Görüşümü aynen tekrarlıyorum.
Yükseköğrenim öğrencilerine yönelik af düzenlemesiyle ilgili çalışmalar yapıldığına yönelik haberlerden ilham alarak yazdım. Sadece kriter belirleyip arada af çıkarmak yetmiyor. Ülkemizin, gençlerimizin ve ailelerinin maddi manevi zarar görmemesi için etkili yöntemleri zamanında hayata geçirmek gerekiyor.
Yaşı ne olursa olsun, hangi eğitim ortamında bulunursa bulunsun öğrenci, öğrencidir; ilgiye, desteğe ve rehberliğe ihtiyacı vardır. İhtiyacı olmasa o eğitim ortamında ne işi var ki? Adı üstünde öğrenci, yani öğrenici…
Kaleminize sağlık hocam. Eğitim sistemimizin bu açıdan pek bakılmayan üniversite kısmına dikkat çekmişsiniz…
Yükseköğrenimde affın tek başına çözüm olmadığını; asıl başarının, öğrenciyi başarısızlığa iten süreçleri zamanında teşhis edip rehberlikle desteklemekten geçtiğini vurgulayan vizyoner bir yaklaşım olmuş. Eğitimi sadece bir kural bütünlüğü değil, sürekli bir rehberlik ve “öğreniciye” sunulan bir destek süreci olarak tanımlamışsınız.
Emeğinize yüreğinize sağlık değerli hocam. Selamlar.
Değerli Hocam yazınızı ibretle ve duygu yoğunluğu içinde okudum. Nasip olursa bir gün yüz yüze o dönemleri konuşuruz.. Sizin dönem bir geçiş dönemi idi. Eğitim Enstitülerinin fakülteye dönüştüğü yıllardı. Siyasi ayrışma ve çatışmanın hem öğrenciler hem de hocalar arasında gözlendiği yıllardı. Ölçme ve değerlendirme ölçütlerinin hocadan hocaya değiştiği bir ortam vardı. Yıllar geride kalsa da hatıraları canlı duruyor. Sizden sonra ortam ve şartlar çok değişti ama “ba’de harabül Basra..” Bu vesileyle ben elinize dilinize gönlünüze sağlık, ömrünüze bereket diyorum. Selam ve muhabbetle.
Değerli Hocam
Öğretmenliğin sadece okul ve sınıf duvarları arasında yapılmayacağıni, sadece öğrencilere ders vermek, sinav yapmakla ilgili olmadığını, öğretmenin öğrencilerin her sorunuyla ilgilenebileceğini ortaya koyan nefis bir yazı olmuş. Yürekten kutluyorum.
Kaleminize ve yüreğinize sağlık hocam. Eğitimde asıl farkı oluşturanın insanî dokunuşlar olduğunu çok güzel anlatmışsınız. Okurken “iyi ki hâlâ böyle hocalar var” dedim. Nice güzel yazılara…
Kaleminize sağlık hocam yine çok güzel yerlere değinmişsiniz
Hocalar ve yükseköğretimle ilgili güzel ve yerinde tespitlerin için tebrikler kıymetli kardeşim.
İyi ki hep “Sahip çıkan, dinleyen, rehberlik eden, yol gösteren, kolaylaştıran, çözen, sorumluluğunun bilincinde olan, vicdanlı, babacan hocalar”dan oldum/ olduk. Çok şükür…