Bir öğretmenin ferdî olarak vaz geçilmezlerinden biri de ders programıdır. Tüm eğitim-öğretim faaliyetlerini bu program üzere yürütür. Aslında bu program, aynı zamanda onun yaklaşık sekiz aylık hayat akışını da belirler. Bu yüzden öğretmenler, okulun açıldığı ilk gün koşarak müdür başyardımcısının odasına giderler ders programlarını öğrenmek için. O anki yüz durumlarından onların memnun olup olmadıklarını hemen anlarsınız. Elbette tüm öğretmenleri memnun etmek mümkün değildir. Fakat bunu âzamî ölçüde sağlamaksa her zaman mümkündür. Yeter ki okul idaresi bu hususta istekli olsun!
İstekli olsun, diyorum. Çünkü çoğu zaman program, idarenin insafına göre belirlenir. Bu yüzden 15 saat derse giren bir öğretmenin dersleri beş güne yayılıverir veya âzamî derse giren bir öğretmene boş gün çıkarmanın telaşesi görülür mesela. Yani, sekiz beş memur mantığına bağlı olarak öğretmenlerin mesai mefhumu programlanmıştır tüm kafalarda. Öğretmenlerin mottosu ise hazırdır: “Öğretmenin mesaisi olmaz!”. Gerçekten de akşamın geç vakitlerinde telefonunuz çalar ve henüz eve gelmemiş bir talebenin velisini yatıştırmak size düşer. Elbette saat dokuzdan sonra telefonu rahatsız etme moduna alıp keyfine bakmak da öğretmenin elindedir, fakat bu öğretmen olma erdeminin dışında bir davranıştır. Kısacası öğretmenlik, gerçekten mesaisi olmayan faziletli ve kutsal bir meslektir. Zira bu mesleğin pîri Hz.Peygamber’dir (s.a.s.). Dolayısıyla öğretmenlere bilakayduşart hürmet ve muhabbet elzemdir! Bu hakikattan mahrum olanlarsa günün şartlarına göre öğretmene muamelede bulunmayı çok severler. Elbette bu durumda kaybeden her zamanki gibi biz oluruz…
Öğretmen, programa göre hareket edebilir, fakat programlanabilir bir varlık değildir. Onu programlamaya çalışmak ise kendi sistemimizin çarkları içerisinde öğütmek demektir. Elbette maarif, ders programsız olmaz; öğretmene rağmen ders programı ise hiç olmaz! Evet idereciler de haklıdır. Bu konudaki yönetmelikler de açıktır. Fakat anlatmaya çalıştığım gibi, öğretmen programlanabilir bir varlık değildir. Ders programı üzerinden öğretmeni programlamak, bırakın okulu, topluma huzur vermez! Onun içün yapılması gereken, tıpkı akademide olduğu gibi, elbette öğretim faaliyetlerini de dikkate alarak öğretmenlerin isteklerine göre bir program hazırlamaktan geçer. Ya idare? Adı üzerinde idareye düşen vazife ise bu süreci en güzel ve en doğru bir şekilde idare etmenin çarelerini bulmaktır. Demem o ki öğretmenler idareye bir çare düşünmeye başladıkları anda eğitim ve öğretim çoktan bitmiştir! Unutmayalım, nasıl başlarsa öyle de bitermiş…
Efendim ey meded!
Ârifî’m soylamış, görelim cânım ne soylamış:
programsız olmaz maarif
ders programı olsun zarif
Ârifî’m daha ne yapsın
vaziyeti etti tarif…