Tekirdağ’a geldiğim gün dolunay karşıladı. Hafif esinti var, hava nemli ama bunaltıcı değil. Balkondayım, Marmara Denizi karşımda parıl parıl parlıyor. Yakamoz bu kadar mı güzel olur, bu kadar mı gönül çeler. Koyu lacivert denizin üstüne çarşaf serilmiş sanki. Kırık beyaz, gümüşi bir renk. Gözlerimi alamıyorum.
Radyoda, Türk Sanat Müziği’nin değerli üstadlarından rahmetli Alâeddin Yavaşça’nın Nihâvent bestesi çalmaya başladı.
Ne bildim kıymetin, ne bildin kıymetim. /
Reva mı şiddetin, reva mı hiddetin? /
Zulmeden sen misin, bilmem ki ben miyim? /
Kader mi, talih mi, ağyar mı, acep kim?
Güftesi M. Müeyyet Berkman’a ait şarkı beni yakamozun ağından kurtardı, bir başka atmosfere sürükledi. Birbirimize karşı hoyratlığımız, yolda sokakta, çarşıda pazarda karşılaştığımız kabalıklar, trafikteki kural tanımazlıklar yıldız yağmuru gibi önüme düşmeye başladı. Sonra “Edep ve nezaket kalmadı. Kimse kimseye saygı göstermiyor” yakınmalarımızı hatırladım.
Galiba bunların müsebbibi, bizim kıymet bilmememiz olmalı diye düşündüm. Bir hayli zamandır hepimiz en kıymetli olarak sadece kendimizi görüyoruz. Hepimiz kendimizi başkalarından üstün ve değerli kabul ediyoruz. Bir tür bencillik. Kıymet kaybının sebepleri çok. Bencillik bunlardan biri olabilir.
Kıymet kaybının verdiği hasar her şeyin üzerinde. Toplumun dengesini bozuyor. Daha ne olmasını bekleyelim? Denge bozukluğu ilişkilerin zeminini oynatıyor. Davranış bozukluğu depremi; herkesi ve her şeyi yıkıyor, enkazlar ortada.
Hz. Muhammed (sav) “Kişinin niyeti ne ise eline geçecek olan da odur.” buyurmuş. Demek ki insanın kıymeti niyeti kadar. Niyet kalbin yolunu ve yönünü belirliyor.
Halil Cibran’a göre, insanın kıymeti, ulaştıklarında değil ulaşmayı arzu ettiklerinde. Kazandıklarımız, elde ettiğimize inandıklarımız rızık ve nasip meselesi. Neyi arzuladığımız ise bizim niyetimiz. Niyet ve arzu karakterimizin ve kalbimizin sessiz komutu. Kişi ne istiyorsa odur.
Hz. Mevlâna’ya kulak verelim:
“Can konağını aramadaysan cansın. Bir lokma ekmek arıyorsan ekmeksin. Bir damla su arıyorsan su’sun. Zulmün peşindeysen zalimsin. Aşkı arıyorsan aşıksın. Gönlün neye kapılmışsa osun.”
Neyi arıyorsak oyuz. Kıymet bilen, kıymet veren ve kıymet arayan kıymetli olur. İsmet Özel’e göre, şahsiyetimiz cazip bulduklarımızla ortaya çıkar.
Eylemler, niyetlere göredir. Niyetimiz bozuksa yolumuz bizi çıkmaza götürür. Kıymet bilip, kıymeti bilinen olmak mutluluk sebebi. İlişkilerin sağlam zemini. Niyet hayır, akıbet hayır.
Bunları aklımdan geçirirken şarkının sonu gelmiş. Alâeddin Yavaşça’nın o güzel sesine dikkat kesilirken, dolunay biraz daha yukarılara çıkmış. Yeniden yakamozlara takıldım. Alanını iyice büyütmüş. Denizin altında binlerce canlı, ay ışığında oynaşıyor. Dalgalar gümüş yatağını çalkalıyor.
Değer mi bu hasret / Bu firkat, bu hicran.
Şarkı bitiyor, Mahûr başlıyor. Hacı Arif Bey’in bestesi, Enderûnî Vasıf Osman Efendi’ye ait bir şarkı:
Zâhiri hâle bakıp etme dâhil bir ferdi / Çekilir çile değil çile-i germ-ü serdi / Kendi halince olur her kişinin bir derdi /Tükenir mi feleğin mihnet-i gem-ü serdi / Mihneti kendine zevk etmedir âlemde hüner /Gam-u şâdi-i felek böyle gelmiş böyle gider.
Ahmet Tek
TEŞEKKÜRLER
Değiştirmenin umuduyla yaşıyoruz. Ama değişmiyor bazı şeyler. Kaleminize sağlık.