Günler son sürat geçiyor. Saatlerin, dakikaların ardından yetişmek neredeyse imkânsız; aylar birbiri ardınca dizilmiş boncuk taneleri gibi uygun adım; yıllarsa dere misali akıp geçmede… Akarsuların dur durak bilmeden biteviye akıp büyük bir ummana yol alması gibi ömürlerimiz farkına varmadan tükeniyor.
Bir Ramazan ayını daha gerilerde bıraktık; hatta bayram bile mazinin tozlu yaprakları arasındaki yerini aldı. İnsan uzun zamandır görmediği eş, dost akraba, yaranıyla bir araya geldiği bayram günlerinde geçen zamanın daha bir farkına varıyor. Eski dostlarla bir araya gelince zamanın onlar üzerinde bıraktığı tesirleri gözlemliyor; varsa çocukların ne kadar büyümüş olduklarına hayretle tanıklık ediyor. Sonra gözünü çevirip kendine bakıyor. Zaman diyor… Acımasız zaman ne çabuk geçiyor? Oysa daha benim gerçekleştirmeyi planladığım bir dolu şey var. Tam da burada usta şair Cahit Sıtkı’nın muhteşem tespitlerle dolu Otuz beş Yaş Şiirinden şu dizeler çalınmaya başlıyor kulaklara:
…
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
…
Bayramlar insanlara durup düşünmesi gerektiğini anımsatan uyarıcı zaman dilimleridir. Yavaşla ey insan! Yavaşla ve sor kendine ne idin ne oldun? Neredeydin, nereye geldin? Bu gidiş nereye? Sonunda durmadan akan zaman ırmağı seni hangi diyara ulaştıracak? Tüm bu soruları sormaksızın geçirilen tek düze ömürlerin muhasebesini yapmak için biçilmiş kaftandır. Bazen aynı sitede karşılıklı oturduğunuz komşunuza uzun zamandır selam vermemiş, halini, hatırını sormamış olduğunuzu çarpar yüzünüze; bazen bir yıldır kapısını açmadığınız akrabanızın sitem dolu bakışlarında kendinizi akıntıya ne denli kaptırdığınızı haykırır. Bazen aynı akrabanın arkanızdan el sallarken yüzüne yayılan sıcacık tebessümle ısıtır yüreğinizi, bazen tek bir balonla bir çocuğun gönlünün fethedilebildiğini gösterir…
Aradaki buz dağlarını eritir; yeni köprüler yeni bağlar kurmaya vesile olur bayramlar. Öyle ki boşluktan istifade etmiş birçok yabani ot ve dikenin bürüdüğü yol neredeyse kaybolmuştur. Yollar açmaya, köprüler kurmaya, dargınları barıştırmaya; kısaca dünyaya neden geldiğimizi hatırlatmaya gelir bayramlar. Zamanı durdurmak imkânsız; fakat bu durdurulamaz akışı içersinde ondan en iyi şekilde istifade etmek elimizde. Fark etmek ve fark ettirmek dileğiyle.
Fatma Tutak