eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Fatma TUTAK

Konya’da 1978 yılında doğdu. İlk ve orta öğrenimini babasının mesleği dolayısıyla yurdun çeşitli yerlerinde tamamladı. Üniversite eğitimini Türk Dili ve Edebiyatı üzerine yaptı. Konya mahalli gazetelerinde aylık ve haftalık yazılar da yazmakta. Fatma Tutak’ın on bir farklı öyküden oluşan ilk kitabı “Tavan Arası Öyküleri” adını taşımakta. Çocuklara öykülerle hayatı anlatmayı hedeflediği ikinci eseri ise “Uçtu Uçtu Öykü Uçtu.” Konya’da edebiyat öğretmenliği görevini sürdüren Tutak, 2019 yılında üçüncü kitabı olan “İkizim Günlük” ü okuyucuları ile buluşturdu. Halen yazmaya devam ediyor.

    Kadim Öğreti VS Modern Bilim

    İnsanlığın gidişatından, ve gelecekten umudunu kesen insan yüzünü geçmişe döner. Sırtını geçmişe yaslar, başını geçmişin omzuna koyar; önüm arkam sağım solum sobe! Burası onun mağarasıdır; gizli geçidi, harikalar diyarı, efsunlu zamanlar mekânı aynı zamanda kadim öğretilerin güvenli kucağı… Adına ne derseniz deyin insan ayağını yere sağlam basmayı sever. Köksüz, temelsiz, mesnetsiz yaşayamaz. Balıklar gibi doğuştan yüzme kapasitesiyle gelmemiştir dünyaya; kuşlar gibi uçmak da yazmaz kodlarında belki ama karada yaşayabilir. Mademki yaşayabilir önce yürümeyi sonra koşmayı öğrenir dolayısıyla önce kendine sonra toprağa güvenir.

     Kadim öğretiler deyince hatırıma sıkı takipçisi olduğum bir nöroloji profesörünün konuyla ilgili sözleri geldi. Bir konuşmasında aşağı yukarı şöyle demişti: “Kadim bilgi, insanlığın ortak hafızasından damıtılmış, gerçekliği defaatle sınanmış, kolu, bilimin bugünkü kapsamının çok ötesine uzanan bir başaltı kaynağıdır.” Buna göre insanı pergele benzetirsek pergelin sabit ucu kadim bilgidedir diyebiliriz. Aynı profesör yapılan bunca bilimsel araştırma sonucunun bir kesinliğe ulaşmasının zor olduğunu, söz gelimi bundan on yıl evvel bilimin kesin yargı bildirdiği çoğu konuda yanıldığını kabul etmek zorunda kaldığını ifade ediyor. Doğrudur. Bilimsel gelişmelerin hız kazandığı bu çağda her geçen gün birbirini çürüten verilere şahit olduğumuz vakidir. Misal, yumurta, tereyağı, hayvansal yağlar dediğimiz iç yağı ve kuyruk yağı bir dönem deyim yerindeyse afaroz edilmişti. Fakat son yapılan araştırmalar yumurtanın gencinden yaşlısına (özel sağlık problemi olanlar hariç) hekesçe tüketilmesi gereken temel gıdalardan biri olduğunu ortaya çıkardı. Hakeza tereyağı da yumurtayla birlikte “aklandı” ve hayvansal yağlar mafsallarda oluşan tahrişleri onardığı gerekçesiyle ceza almadan serbest bırakıldı!

    Çocuk gelişimi konusunda da benzer politikaların uygulanması ve yıllar sonra o politikaların aslında yanlış olduğu gerçeğiyle karşılaşılması insanların modern bilimi sorgulamasına yol açtı. Sözün burasında profesör bazı misaller vererek konunun gözümüzde somutlaşmasını sağlamaya çalışıyor. Bazı bilim adamlarınca yeni doğan bebeklerin beslenmesinde bir dönem anne sütünün yerini hazır mamaların alması gerektiği savunulmuş. Yapılan başka araştırmalar bunun tam tersini ıspatlayınca bu sefer de altı yaşına kadar anne sütüyle beslenmeleri gerektiği öne sürülmüş!  Eskilerden dinlerseniz gerçekten de zaman zaman bu tür uygulamaların yapıldığını duyup hayretten bir yaşınıza daha girmeniz işten değil.

    Burada vurgulanmak istenen bilimsel bilgi ve kadim öğretinin harmanlanarak bir arada kabul edilmesi ve uygulanmasının gerekliliği aslında. Bilimi yadsıyarak yalnızca kadim öğretiyi doğru kabul etmek dar düşünce ve yeniliklere kapalılığı getiriyor. Tam tersi durumda ise elde ettiğiniz yeni verileri bir temele oturtamama durumu ortaya çıkıyor. Bu nedenle bilimsel bilgiyi koltuk değneğine, kadim öğretileri ise fenere benzetiyor hoca ve birbirinden ayrı düşünülmemeli diyor.

    Anlaşılan bu konuda da aslolan her iki cenah adına ifrat ve tefrite kaçmamaktır. Orta yol tutmaktır. Sanat ve edebiyat için de durum böyledir. Sanatçı, geçmişin bol verimlerinden doyasıya beslenmeli ve günümüzün geçer akçe mukabilindeki gereklerini de göz ardı etmeden zengin bir terkip ortaya koyabilmelidir.

    O zaman başlıkta koymayı uygun bulduğumuz ‘VS’nin anlamı olan “karşısında” tabirine gerek yoktur. Kadim ve modern; eski ama eskimemiş bilgi ile güncel bilgi kol kola yürürse insanlık için faydalı sonuçlar, yapıtlar ortaya çıkacaktır diyebiliriz.

    Son zamanların geçmişi yadsıyan ve kanıtlanabilir bilgiyi kutsayan görüşü esas itibariyle tecrübeyi ve bilgeliği yadsıyıştır. Yeni mezun olmuş bir doktorun aynı tedrisattan geçmiş olmalarına rağmen bu işe yirmi, otuz yılını vermiş bir doktora göre tecrübi bilgisi elbette azdır. Bu, teşhisten tedaviye birçok noktada doğal olarak görünecektir. Bunu diğer mesleklere de rahatlıkla uygulayabiliriz.

    İnsanlığın ortak ayak izlerini takip ederek binaya yeni tuğlalar ilave etmek bizi ancak sağlam bir temele dayandırır. Buna rağmen ille de Amerika’yı yeniden keşfetmek istiyorum diyene yol vermekten ve rastgele demekten başka çare yoktur.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.