Töreli Türk sözlü anlatı geleneğinin temelini bizim “töresöz” şeklinde yeniden adlandırdığımız atasözleri teşkil eder. Geçen hafta ele aldığımız üzere doğrudan töreli sözlere bağlı bir “Oğuznâme” kitâbının teşekkül etmiş olması bu hususu açıkça ortaya koyar. Bu yüzden Oğuznâme’de yer alan bazı töresözlere yakından bakmakta büyük fayda vardır.
Oğuznâme’de ilk olarak dikkatimizi çeken en önemli husus, tıpkı Kitâb-ı Dedem Korkud’un girişinde olduğu üzere kadınlar (avrat) üzerine söylenmiş “Kebin [nikâh] görmeyen avrat yularsız eşek gibidür; Oynaşına inanan avrat ersüz kalur” gibi pek çok töresöze rast gelinmesidir. Hiç şüphesiz bu sözler, asırların getirdiği tecrübeyle sabit bir anlayışı ortaya koymanın yanında töreli bir toplum inşa etmenin gayretine matuf kabul edilmelidir. Örneğin “Konşu kızın almak çanakdan su içmek gibidür” töresözü, bizzat yönlendirici bir tavırla gayretin ip uçlarını içerir. Diğer taraftan bu tarz töresözlerde dikkatimizi çeken belki de en önemli husus, müstehcenliğin ön planda olmasıdır.
Müstehcen töresözler ise bunların bağlamı yanında aslında doğrudan “tür”e, türeyişe, türemeye, yani Tanrı’nın ezelî ve ebedî yaratma ilkesine bağlı olduklarını gösterir. Dolayısıyla bu tarz sözler, sanılanın aksine, töreli bir yaklaşımı yansıtır. Kısacası müstehcenliğin esası da töreli çizgide yaratıcı kudretten gücünü alır. Şüphesiz bu bağlılık, töreli edebiyata dâhil olan tüm üretimler için geçerlidir.
Oğuznâme’de dikkatimizi çeken bir başka husus ise vatan sevgisine verilen ehemmiyettir. Eserde bu hususta “Yurt yurtludan kutludur” denilmiştir. Şüphesiz bu anlayışın da temelinde Hz. Peygamber’in (s.a.s) “Vatan sevgisi imandandır” hadis-i şerifi yatar. Bu yüzden de “Her kişiye kendi şehri yeğ gelür Bağdad’dan.” Öyle ki töresözde ayrıca vurgulandığı üzere, yüzyıllar boyunca İslâm dünyasının bilim, kültür ve ticaretine merkezlik yapan Bağdat bile ikinci plana atılıverir. “Tek ayranın olsun Bağdad’dan sinek gelür konar” töresözünde de bu anlayış tekrar vurgulanmakla beraber, aslolanın, insanın kendi varlık alanı ve vatanı olduğu bize bildirilir. Kısacası, bülbül gibi altın kafese de konulsanız “Âh vatanım!” nidası dilinizden düşmez!
Hâsılı, “kadın” ve “yurt”, dünya hanesinin yegâne mutluluk kaynaklarıdır. Oğuznâme de, gördüğümüz kadarıyla Töreli Türk toplum inşasını bu iki temel değer üzerine kurmuştur. Bu bakımdan Kitâb-ı Dedem Korkud’da övülen kadınların “evin dayağı” olarak isimlendirilmesi boşuna değildir. Zira bu dayak çökerse ne yurt kalır ne de yurtlu! Ne demişti Oğuznâme:
“Yurt yurtludan kutludur!”
Lutfi Baba soylamış, görelim cânım ne soylamış:
Lutfi Baba mutludur
Eşi dostu utludur
Ol törenin izinde
Yurt yurtludan kutludur…