Tıraş olmak üzere yakınlarda bulunan bir berber dükkanına uğradım. Biraz dolu idi ve bana sıra gelmesi uzunca bir vakit aldı. Yanımda ise okuyacak bir materyal bulunmuyordu. Ben de orada sehpa üzerinde bulunan bazı kitaplara göz gezdirdim. Hikemiyet tarzı kitaplardı. Bunlar arasından küçüklükten beri göz ağrım ve aşinam olan Akçağ Yayınları arasında çıkmış Kelile ve Dimne kitabına el attım. Mütalaa etmeye başladım. Çocuklukta elimden düşmeyen kitaplar arasındaydı. Meçhul yazarı bir Hint rahibi olan Beydaba ismini taşıyordu. Bu isim oldum olası bana gizemli ve büyüleyici gelmiştir. Kitabın giriş bölümünde Pers kökenli yazarlardan mütercim Abdullah İbni Mukaffa’nın bir değerlendirmesi gözüme ilişti. Kitabın sebebi telifini anlatıyordu. Mukaffa kitabı çevirmekle kalmamış aynı zamanda üzerine bazı ilaveler de yapmış. Kitaba itina göstermesini ahlakı çözülüşe ve yozlaşmaya bağlıyordu. Yozlaşmaya karşı panzehir olarak muayyen kalıptakı kitapları okumayı öneriyordu. Bunun bir panzehir olacağını söylüyor. Ahlaki yozlaşmayı durduracak amillerden birisinin hikmetli ve ibretli kıssalar olduğuna parmak basıyor. Bazen bunlar fabl ve hayvan hikayeleri üzerinden işleniyor. Bu tür hikayeler insanın kulağına küpe
oluyor. Nitekim, ünlü dil bilimci ve müfessir Zemahşari de “Altın Küpeler” (Etvaku’z-Zeheb) adlı eserinde kulağa küpe hikayeler ve meseller derlemiştir. Hedef kitle aynıdır. Yozlaşmaya açık nesiller.
Yozlaşmanın tamir yollarından birisi vicdana dokunan kıssa ve hikayeler okumaktır. Bunları vicdanda yaşatmak, canlı tutmaktır. Geçmişte bir şekilde bunun yolu ve yolları bulunuyordu. Bazen bunun yolları berberlerden geçiyordu. Berberleri küçümsemek asla doğru değildir. Afganistan (Emanullah Han dönemi) Japonya ve Rusya’da reformlar berberlerden başlıyor. Bizim Sakarya’daki mahallemizde rahmeti rahmana kavuşan Nazım abi adıyla maruf bir berberimiz vardı. Çarşıdan eve dönerken onun dükkanında soluklanırdım. Birileri okumak için almamışsa dükkanında mutlaka birer Milli Gazete ve Yeni Devir gazeteleri bulunurdu.
Nazım abi polemiği de severdi. Gelen gidenle siyasi mevzular üzerine tartışırdı. Ben ise gazetelere baktıktan sonra Nazım abiyi fazla meşgul etmez ve eve doğru yolumu uzatırdım. Nazım abiden sonra bizim yöremizden Fikri Çelikateş’in dükkanın da uğrardım. Onda ise daha ziyade harcı alem gazeteler bulunurdu. Pek kitap görmezdim. Genç yaşında aramızdan ayrıldı.
Beydaba’nın Kelile Dimne, Şeyh Sadi Şirazi’nin Bostan ile Gülistan gibi kitapları ahlaki başvuru ve başucu kitaplarıdır. Bu kitapların en önemli özelliği dolaylı ve hikemsi anlatımlarıdır. Vicdanda yer etmesidir. Emir kipiyle yapılacak nasihatler bir kulaktan girer ötekisinden çıkar. Süzülmüş parçalar ise insana aşk ve şevk verir ve insan devamını arzu eder. Behlül Dana da bu tarz hikayelerin membalarından birisidir.
Bunlar insanı hayatın gerçekleriyle ve tatlı yönleriyle tanıştırır. Kısaca bir berber dükkanından bir ahlaki devrim başlatmak mümkündür. Yeter ki atmosferinde, sevgi ve saygı eksik olmasın.
Mustafa Özcan