Tam da kıyametin yaşandığı şehir merkezinde, sağlarına sollarına bakmadan, onca yıkıntının ardından “yeniden dirilişi hatırlatırcasına” açtılar… Zira binlerce ocağın söndüğü bu mevkide kıyama duran bu çiçekler sadece çiçek değiller…
Her biri yeniden dirilişin, yeni umutların, kısaca yarınların habercisi… Şubat, yerini çoktan hazirana bıraktı buralarda… İliklerimize kadar üşüdüğümüz günlerin ardından önce bahar geldi, sonra yaz. “Kurbanın kanının ve etinin ulaşmadığı, sadece takvalarımızın ulaştığı” bu kutsal vakitlere ulaşanlardan olduk. Deprem sabahına dair notlarımda şöyle ifade etmiştim yaşananları: “Gidenin gidişine, kalanın kalışına şehadet” düştü payımıza…
Ayçiçekleri payımıza düşen rahmeti de fısıldamıyor mu?.. Ve şimdi ayçiçekleri şahit… Şehrin telaşına, yıkıntıların arasından geçilerek yapılan bayram alışverişlerine…
Çocukların gülümsemelerine, büyüklerin hüzünlerine. “Maraş’ın bugününe” şahitlik eden vakur duruşlu ayçiçeklerinin önünden geçtikten sonra kaleme aldım bu satırları… Merkezde yürürken “hani ey gözyaşım akmayacaktın” misali sözümüze sadık kalamasak da memleketten geriye kalanlarla revan olunacak bu yola… Bu yolda bugün Arefe, yarın bayram…
Rahmet tecellilerinin kullara sağanak sağanak indiği günler… El açanın boş dönmediği, kulluk bilincini kuşananın rahmete gark olduğu kutsal vakitler… Gazabın, yerini mağfirete bıraktığı bayram günleri… Sahabeden ödünç alarak diyoruz ki: “Sizden ve bizden kabul olsun…”
Ayçiçekleri mi? Artık onlar bu şehrin bayram çiçekleri…