Ümmetin yüreğine yerleşen kesret vahdete dönüşmeli, Hz. Peygamber’in gönlü tekrar kazanılmalı.
Lakin, Nebevî nidalar Hüseyinlerle birlikte can çekişirken bu gönül nasıl kazanılır?..
Hz. Hüseyin emanet olduğu kadar, durduğu durak da emanettir, taşıdığı kutlu mesaj da..
Onun bedenini çiğnemek de hıyanettir, davasını çiğnemek de!
“Size iki emanet bırakıyorum” diye veda hutbesinden seslenen Nebi’nin emaneti bizde…
“Müminler ancak kardeştir” düsturuna iman eden bir ümmet olarak verdiğimiz söze sarılma vakti… Hani Hz .Peygamber ’in peygamberliğini sorgulayan Heraklius bizzat Ebu Süfyan’a sormuştu ya: “Hiç sözünde durmadığı olur muydu?”
Ben cevap vereyim bu soruya Ey Nebi!…
Sen…
Sen ahdini hiç bozmadın!
Verdiğin sözden hiç dönmedin!
Kardeşlerinden yüz çevirmedin!
Amentü…
Biz mi?
Sen , dün “kardeşliğin” önüne geçen her türlü tuzağı islami bilinçle bertaraf ederken bugün üzerimize dünyanın gölgesi düştü.
Ancak…
Tam da mevsim Muharremken…
Nevveytü diyerek…
İlahi vahye ve Nebevi sünnete ihanet etmemek ve İslam güneşi ile yeniden yüreklerimizi birbirimize ısındırmak adına “niyet ettik düştüğümüz yerden kalkmaya!”
Niyet ettik:
“Girmeden tefrika bir millete düşman giremez.
Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.”
diyen milli şairimize kulak vermeye…
Kazanılacak bu ümmet bilincini dua niyetine mısralara sığdırmak gerekirse, diyebiliriz ki;
Bir daha düşmesin ki Hüseyinler toprağa
Haber verince Cibril, hüzünlenmesin Resul-i Kibriya…
Kalemine yüreğine sağlık. Mükemmel bir anlatım. Tebrik ediyorum