eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Burhanettin KAPUSUZOĞLU

1972 yılında Yozgat'ta doğdu. Yozgat Lisesi'nden sonra Kayseri Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde mezun oldu. Eserlerinden bazıları: Bozoknağme, Seferberlik Mahşeri, Toprağa Can Ektiler, Böyle Dedi Yozgat, Yozgat'ın Üć Sırlısı, Yozgat'ta Zaman, Yozgat Medreseleri Tekke ve Zaviyeleri, Sarı Saltık Makamları, Mir'ât-ı Muhabbet-Hicran-zede Manzumeler, Îşaretler, Âkif Bey-Şâir ve Mütefekkir...

    Yalınızlık, İrfan ve Hafıza Arasında Sükuti Bir Velvele

    YALNIZLIK, İRFAN VE HÂFIZA ARASINDA SÜKÛTΠBİR VELVELE:

    VÂLÎ-İ NÂMDÂR CENGİZ AYDOĞDU

    Girizgâh

    Anadolu’nun bağrındaki Hasan Dağı’na sırtını dayamış olduğu halde ufka bakan Cengiz Aydoğdu’nun üslûp mehabetine sahip eserlerinde beliren düşünce bütünlüğü dikkat çekicidir. Elimizdeki “Bize Velvele Düştü,” “Yalnızlık Muhatab İster” ve “Sağlam Yerin Tamiri” serlevhalı eserleri muhtevaları bakımından muhatap istiyor. 

    Kitapların anlam dünyası şerh edilince cevaplarının peşine düşeceğimiz sorular sorun olmaktan çıkıyor. Aydoğdu’nun insan tasavvurunun, yalnızlığın ontolojik zemininin ve tarih gibi derin bir meselenin sadece bir anlatım biçimi mi yoksa bir muhasebe alanı mı olduğunun ayrıntısına vâkıf olabiliyoruz. İrfan, felsefe ve edebiyat arasında kurduğu denge okuyucuyu sarıp sarmalıyor

    Bu bağlamda kısacık yazımız; Aydoğdu’nun üslubunu, fikrî derinliğini, düşünce tutarlılığını ve sürekliliğini felsefî, irfanî, tarihî, edebî ve sosyal-psikolojik açılardan ele almayı amaçlamaktadır. 

    Modern zamanlarda irfanı düşüncenin merkezinde tutmaya çalışan ricâl-i devletten bir fikir adamının bahse konu kitapları, metin merkezli bir yöntem marifeti ile kavram dünyası ve kuşattığı ufuk çerçevesinde değerlendirilmeye çalışılacaktır. Min gayri haddin! 

    Turnaların Hasan Dağı’nda Pervaz Eylediğidir

    Deneme tarzı, çoğu zaman ya iç dünyaya dair edebî satırlar ya da güncel meseleler hakkında ideolojik aidiyetler ve hassasiyetlerle çerçeveli metinler olarak görülür. Cengiz Aydoğdu ise denemeyi düşünme nizamına ve ahlâkî bir muhasebe alanına dönüştürür. Yazdıklarında tecrübe, toplum hafızası ve metafizik arayış iç içedir. 

    Cengiz beyin metinleri yüksek sesle konuşmaz. Gürültü çıkararak âhenge kastetmez. Okuyucuyu ikna etme telâşından azadedir. Fakat okuyucuyu kendisiyle karşı karşıya getirip buluşturmaya gayret eder. Bu sebeple Aydoğdu’yu okuyan düşünür, sükût eder ve kendi iç sesini duyar.

    Modern zamanların kargaşası, karmaşası, kalabalığı, kaosu, puslu havası ve gürültüsü denk getirdi mi düşünceyi bastırmaktadır. Her şey çok hızlı gelişmektedir. Mümkün mü ki peşinden yetişilsin. Hal böyleyken, zamanenin hercümercinde kıvamını bulmuş üslûbu ile sarıp sarmalayan Aydoğdu’nun metinleri, sükûnetin, ölçü ile bakışın, billur bir dilin ve irfanla yoğrulmuş bir düşüncenin imkânını hatırlatır. Onda, yalnızlık bir eksiklik olmaktan ziyade imkândır. Tarih kuru geçmiş değil, diri bir hâfızadır. Düşünce ise ideolojiye meze bir araç değil, ahlâk, irade ve sorumluluktur. 

    Bu mukaddem fasıldan sonra Cengiz Aydoğdu’nun “Bize Velvele Düştü,” “Yalnızlık Muhatab İster” ve “Sağlam Yerin Tamiri” adlı eserlerindeki dünyası nazarımızda ne ise anlatmaya çalışarak sessiz soruların izini sürelim. 

    Bir Düşünce Yolculuğu

    Cengiz Aydoğdu, derinden seslenen bir yazardır. Eserleri bir vicdan muhasebesidir. Kalp ve zihin, sadır ve satır arasında çekilmiş net bir hattır. Akademik soğukluğa ve popülerliğe mesafelidir. Bu itibarla deneme, edebî bir tarz olmaktan öte, edepli bir düşünme biçimi halini almıştır. 

    “Bize Velvele Düştü,” “Yalnızlık Muhatab İster” ve “Sağlam Yerin Tamiri” adlı eserleri birlikte okunduğunda, Aydoğdu’nun düşünce dünyasının ekseni belirgin bir şekilde görülüyor: Yalnızlık, irfan, tarih ve kırılma. Söz konusu bu eksen Aydoğdu’nun üslubunu, fikir derinliğini, düşünce tutarlılığını ve insan-toplum tasavvurunu açık etmektedir.

    Cengiz Aydoğdu’nun üslubu, yüksek tonda bir söz söyleme sanatından ibaret değildir. Slogan ve acele ile verilmiş hüküm yoktur. Bunun yerine, yatağına uygun akan ırmak gibi bir ritim hâkimdir. Bu ritim, naif bir hikemî söyleyiş üretir.

    Aydoğdu’nun dilinde kavramları açıklamaktan çok sezdirmeye dayalı bir anlatım vardır. Okuyucuyu ikna yerine düşünmeye davet eden bir hassasiyet kendini hissettirir. Denge ve düşünce, estetikle şehbal açar. 

    Şöyle ki:

    “Yalnızlık Muhatab İster,” Aydoğdu’nun ikliminde başat bir mevkidedir. Buradaki yalnızlık, ontolojik yani varlık ve oluş hâlidir. Muhatabını bulamayan yahut kaybeden insan, kalabalıklar içinde yalnızdır. Aydoğdu’nun irfan âlemine dair nüfuzu nazarı işte bu makamda kendini gösterir. Büyük ariflerin “halk içinde Hak ile olma” ya da “celvetteki vahdet” kaidesine gönül düşürünce yalnızlık bir eksiklik değil, hakikate açılan kapı halini alır. İnsanın gerçek muhatabı Hak’tır. Pozitivist ve seküler insanın krizi, yalnız kalıp depresyona müptelâ olmasının ötesinde yalnızlığı anlamlandıramamasıdır. Bu yaklaşım, tasavvufun büyük âleminde mevzi haline gelmiş mevzulara agâh olayı gerektiriyor. Aydoğdu, yalnızlığa güzellemeler dizmez tabiî ki,açıkça imtihan olarak değerlendirir. Modern insanın depresyon, yabancılaşma ve anlam yoksunluğuna manevî bir teşhis koyar. Kitap, Cengiz beyin düşüncesinde irfanın merkeze alındığı bir metindir.

    “Sağlam Yerin Tamiri,” hepimizin ağabeyi merhum Mustafa Çalık’ın bizzat fakire ifadesindeki gibi “Vâli Paşamız’’ Cengiz Aydoğdu’nun, tarih/tâlih şuurunu gösterdiği ve gözettiği eseridir. Burada tarih, kendi zaman akışının içinde yapılmış bir tahkiye değildir, baskın bir tonda hâfıza meselesidir. Eser, 12 Eylül darbesinden sonra Türkiye’nin düşünceden ahlâka kadar yaşadığı derin kırılmaları “sağlam yer” metaforu üzerinden tartışır. Bu yeni safahat, her ne varsa yıkarak değiştirmiştir. Aydoğdu nazarında yıkılan, aslında insanın iç dengesidir. Tamir edilmesi gerekenler tahrip olan anlam haritasıdır. Ayniyle vâkidir ki önü açılarak topluma yaşatılan travmalar, nesiller arasında telâfisi imkânsız hâfıza kopukluğu üretir. Bu meyanda eser, bir tarih felsefesi denemesidir, sosyal psikoloji açısından da bilinci yaralı topluma dair esaslı bir analizdir. Şaşılacak bir fevkalâdelik değildir bu aslında. Çünkü merhum ve mağfur Prof. Dr. Erol Güngör ile Prof. Dr. Yılmaz Özakpınar üstadları iyi okumuş,anlamış ve üzerine koymuş bir kapasite zaten böyle bir yaklaşım sergileyebilir. Belli ki Aydoğdu beyin derdi yerli yerinde bir muhasebe yapabilmektir ki bunun hakkını verdiği görülüyor. 

    “Bize Velvele Düştü” ise Aydoğdu’nun ferdî düşünceden topluma sıçradığı revnaklı bir metindir. Buradaki velvele,içten gelen bir sızının verdiği derinlikli bir sarsıntı ve fark ediştir. Toplumun çürümesi, düşüncenin yüzeyselleşip derinliğini kaybetmesi ve ahlâkın gündelik hayattan çekilişinin olanca ağırlığı işlenir. Modern Türkiye’de düşünce ile hayat arasındaki kopuşun kişide sebep olduğu anlamsızlık hissine neşter vurur. Edebî değeri yüksek, üslup biraz serbest, tedailer yoğundur.

    Görüldüğü üzere eserler irfan ve estetikle müzehhep bir fikir atlasıdır. Cengiz Aydoğdu, modern Türk düşüncesinde sessiz bir tamir ustası olarak tarif edilse yeridir. Keşke daha çok yazsa. 

    Sonuç

    Cengiz Aydoğdu’nun “Bize Velvele Düştü,” “Yalnızlık Muhatab İster” ve “Sağlam Yerin Tamiri” adlı eserleri birlikte okunduğunda, saygıdeğer müellifin düşünce dünyasının sağlam bir fikrî zemine oturduğu fark edilir. Eserlere bakarak şu hüküm cümlesi pekâlâ verilebilir: Aydoğdu, ideolojik söylemin ve akademik soyutlamanın dışındadır. Esasen o, insanın iç dünyası ve toplum hâfızası arasında özel bir düşünce hattı tesis eder. 

    Aydoğdu’nun fikir atmosferinde; yalnızlık ontolojik bir imkân, irfan düşüncenin dayanağı, tarih de pür-ahlâk bir muhasebe alanıdır. Yalnızlık, muhatabını bulduğunda insanı hakikate yönelten bir hâl olarak ifadesini bulur. Şayet böyle olursa; “gam gasavet keder yok olur gider!” tabiî ki… 

    Tarihî meseleler karşısındaki tutumu ise geçmişi ihtiram ederek bugünü mahkûm etmek değildir. Daralan anlam dünyasını ve kırılan sürekliliği tamir ederek ahlâkla hâfızayı tamir edip tahkim etmektir. 

    Üslubunda sükûnet, ölçü ve derinlik hâkimdir. Dili, okuyucuyu aslında derdinin ortağı hâline getirir. 

    En nihayet Cengiz Aydoğdu, çağdaş Türk düşünce ve edebiyatında sessiz ama kalıcı izler bırakan bir fikir adamıdır. Bizde, Cumhuriyet devrine bakınca mütefekkir devlet adamı sayısı fazla değildir. Ölçüsüz bir ihtiram makamında tabiî ki söylemem. Bir hak teslimi sadedinde söz de şöylece muhatabını bulsun: Vâlî-i Nâmdâr Cengiz Aydoğdu, tam da böyle bir ricaldendir. Ömrüne bereket.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.