Tarih boyunca doğu ve batının kavşağı olan Bakanlar,medeniyetlerin her devirde karar kıldığı bir coğrafyadır. Bu bağlamda, Üsküp, Manastır/Bitola ve Kalkandelen/Tetova şehirleri, Osmanlı devri İslâm medeniyetinin Balkanlar’daki izlerini en yoğun biçimde taşıyan merkezler olarak tebarüz emiştir. Bu şehirler, yalnızca taş ve tuğla ile örülmüş yapıların donattığı beldeler değil; aynı zamanda zamanın ve medeniyetin yazgısını taşıyan birer hafıza mekânlarıdır.
Çehre ve ruhu ile biz olan şehirler Üsküp, Kalkandelen ve Manastır; taşın, üslûbun, sözün ve irfanın Balkan ellerindeki hoş sadâsıdır. Bu şehirler, medeniyetin geçmişten günümüze taşınan eserler aracılığıyla sürekliliğini; camiler, tekkeler, çarşılar ve eğitim kurumları ile çeşitliliğini; estetik, irfan ve sosyal hayatın iç içe geçtiği mekânlarla derinliğini; afetler ve savaşlara rağmen ayakta kalmalarıyla da direncini gösterir.
Balkanlar’daki Osmanlı mirası, geçmişin şahidi olduğu kadar bugüne ve geleceğe açılan bir medeniyet kapısıdır.
Osmanlı asırlarında Kuzey Makedonya Cumhuriyeti’nin kapladığı bölgede çok sayıda eser yapılmıştır. Bilhassa camiler bütün mehabeti ile hem kimlik ifade etmekte hem de kimlik inşâ etmektedir. Bu eserler arasında dikkat çekenleri şunlardır:
Üsküp’teki İsâ Bey Camii, Sultan Murad Camii/Murâdiye Camii, Yahya Paşa Camii, Alaca İshak Bey Camii, Murad Paşa Camii, Köse Kadı Camii, Mustafa Paşa Camii, Dükkâncık Camii, uç beyi Gâzî İsâ Bey’in oğlu Mehmed Bey’in inşa ettirdiği Kebîr Mehmed Bey Camii, Kaçanikli Mehmed Paşa Camii, Gâzî Menteş Camii, Hacı Muhyiddin Mescidi, Paşa Bey Mescidi, İbn Kocacık Mescidi, İbn Muhtesib Mescidi, Hüdâverdi Camii, Yoğurt Pazarı Camii, Hoca Şemseddin Mescidi, Zeynel Paşa Camii, Hüseyin Şah Camii; Manastır’daki İshâkiye Camii, Hasan Baba Camii, Haydar Kadı Camii, Hamza Bey Camii; Kalkandelen’deki Alaca Camii; Pirlepe’deki Çarşı Camii; Ohri’deki Pir Hayatî Tekkesi Camii, Ali Paşa Camii; İştip’teki Hüsameddin Paşa Camii; Köprülü’deki Fâzıl Ahmed Paşa Camii.
Kalkandelen’deki Osmanlı tekke mimarîsinin en muhteşem örneklerinden olan Harabâtî Baba Bektâşî Tekkesi ise tüm haşmeti ile göz kamaştırmaktadır.
Üsküp’te Vardar Nehri üzerindeki güzeller güzeli Taş Köprü de önemli bir tarihî eserdir. Üsküp’te Dâvud Paşa Hamamı ve Sulu Han da görkemlidir.
Bu bakımdan Şemseddin Sâmi Bey’in, 1889 tarihinde yayınlanmış Kâmûsu’l-A‘lâm’ında Üsküp için söyledikleri tam hakikate denk düşmektedir:
“… câmi‘, medrese ve ‘imâretleri çok olup Sultân Murâd-ı Sânî, Mustafâ ve Yahyâ Paşalar, İshak ve ‘Îsâ Beyler câmi‘, medrese ve ‘imâretleri ma‘mûrdur. Ba‘zı selâtîn cevâmi‘-i şerîfesiyle ba‘zı büyük hamâmlar harâbeleri ve birçok ‘ulemâ, üdebâ, meşâyıh, evliyâ türbeleri mevcûddur ki bunların cümlesi Üsküb’ün evâil-i devr-i ‘Osmânî’de hâiz bulunmuş olduğu ehemmiyeti ve Rumeli’nde birinci derecede dâru’l-‘ilim hâlinde bulunmuş olduğuna delîldir.” (Şemseddin Sâmi, Kâmûsü’l-A‘lâm, c. 2, Mihran Matbaası, İstanbul 1306, s. 932-933.)
Balkanlar’da en dikkate değer selâtîn camilerinden olan Sultan Murad Camii, Üsküp’e hâkim bir tepede inşâ edilmiştir. Haziresindeki Beyhan Sultan Türbesi ve Dağıstanlı Ali Paşa Türbesi ile bahçesindeki Saat Kulesi sonraki zamanların eseridir. Sultan II. Murad Han tarafından H. 840 M. 1436-37’de yaptırılan camide Arapça inşâ kitabesinin dışında tamir ve bakım kitabeleri de bulunmaktadır.
Taşlara ve satırlara hakkedilmiş manzumelerle konuya bir not düşelim:
“Şeh-i Cennet-mekân Sultan Murad-ı sâhibü’l-hayrât
Olub bu câmie bânî-i evvel, eylemiş tekrîm
Edâ-yı penç-gâh u cumu’a ve ‘ıydeyn içün Hakk’a
Bu zîbâ câmii yapdı idüb hayrâtını ta’mîm
Niçe-sâl oldu ehl-i dîn ü İslâm’a ibâdetgâh
Hüdâ ol şâh-ı sîrâb ide cennetde vire Tesnîm
Ser-i elf ve mie sâlinde istîlâ idüb küffâr
Bu beyt-i pâki ihrâk ile Hak’dan itmediler bîm
Fakat hıytân-ı çâr ve bir minâre bîküleh kaldı
Şurût-ı hamse-i İslâm’ı eylerdi o da tefhîm
Yigirmi üç sene bu hâl ile bu câmi-i pür feyz
Bir ehl-i hayrı gözlerdi ki-(i)de ta’mîrini tasmîm
Zehî tevfîk-i Rabbânî ki Sultân Ahmed-i Sâlis
Bu beytin eyledi ta’mîrini pek şevkile takdîm
Olundı sûretâ ta’mîr ve ihyâ hak budur lâkin
O şehdir bâni-i sânî ki itdi hayr ile tetmîm
Ne ta’mîr oldı evvelden olup a’lâ bu feyz-âsâr
Görenler cümleten âsâr u hayrın itdiler teslîm
Olup taht-ı saâdetde ebed hayrât ile me’lûf
İbâd-ı müslimîni hayra lutf ile ide tehmîm
Dahî ârâyiş-i midhat olup nâm-ı hümâyûnı
Ruhâm-ı hüsn-i âsâra ideler sikke-veş terkîm
Be-Câbir böyle târîh-i latîf itmâmına na’tî
Bu vâlâ ma’bedi Sultân(-ı) Ahmed eyledi termîm
1124
el-Fakîr el-Müznîb Ali”
* * *
“Bu ibâdet-hâneyi imâr idüb Sultân Reşâd
Kıldı lutf ve himmetiyle âlem-i İslâm’ı şâd
Urvetü’l-vüskâ becâ geldi bu târîhe nidî
Eyle Şevket ba’de ez in gelsün namaz kılsun ibâd”
(Sultan Murad Camii’nin kitabeleri tarafımızca okunmuş ve Prof. Dr. Hayri Kaplan bey tarafından tashih edilmiştir. Fotoğrafları Prof. Dr. Adnan İsmaili bey çektirip göndermiştir. Her iki üstadımıza da teşekkür ederim. İkinci kitabenin ikinci beytinde; Prof. Dr. Hayri Kaplan bey, “nidî” diye okuduğumuz kelimenin “nidâ” olabileceğine dair not düşmüştür.)
Üsküp’e değer katan bir diğer eser de Rıfâî Tekkesi’dir. Üsküp’ün kültür ve irfan hayatının en dikkate değer şahsiyetlerinden olan Şeyh Sadeddin Sırrî Efendi’nin (v. 1936) ve Türk şiirinin en büyük isimlerinden Yahya Kemâl Beyatlı’nın isimleri ve hatıraları yâd edildikçe adı geçen tekke, Üsküp’ün muhabbetli mânâ duraklarından biridir.
Nitekim aziz üstad Yahya Kemâl Beyatlı hatıralarında Rıfaî Tekkesi’ne ve tekkenin şeyhi Sadeddin Sırrî Efendi’ye dair şunları yazar: “Üsküp’te Rıfâî şeyhi bir Sâdeddin Efendi vardı. Taşranın bu kadar uzak bir şehrinde yetişebileceğine inanılmıyacak gibi kibar, terbiyeli, ince bir adamdı. Post-nişîn olduğu gibi şehrin eşrâfından da addedilen bu zat Redîfe Hanım’la evlendi. Rifâî tekkesi, Üsküb’ün eski, güzel, ziyâretgâh, çeşmeli ve şadırvanlı, oldukça zengin bir dergâhıydı; Cuma günleri zikir ve devran olduğu saatlerde seyircilerle dolar, erkek mahfilleri gibi, kadınlara mahsus kafeslerinde iğne atılsa yere düşmez derecede kalabalık olurdu. Bir Cuma günü oraya gitmiştim… Şeyh Sâdeddin Efendi güzîde bir zattı, o zaman Üsküp’de yaşayan Bursalı Tâhir Bey gibi, Eşref Paşa gibi fâzıllarla görüşürdü, tasavvufdan ve edebiyattan bahsederdi ve mutasavvıfâne şiirler neşrederdi; kıt’amı ona gösterdim. Beğenir gibi davrandı. Kırmızı mürekkeple birkaç noktada vezin hatâlarını tashih ederek bana verdi. Veznin hayliden hayliye farkına vardım.” (Yahya Kemal Beyatlı, Çocukluğum Gençliğim Siyâsî ve Edebî Hatıralarım, İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları, İstanbul 1986. s. 93-97.)
Üsküp Rıfâî Tekkesi’nin kitabelerini zikredelim
“Dersen dü cihânda seni sokmaya efa’î
Gel işte budur dergâh-ı vâlâ-yı Rifâî
– 1265”
* * *
“Kutb-ı âlem Hazret-i Seyyid Rifâî kim odur
Çifte sancak birle ehlullâh içinde bî-bedel
Şüphe yoktur vâsıl-i kurb-i Resûlullah olur
Niyyet-i ihlâs ile her kim ki ondan aldı el
Vâkıf-ı sırr-ı tarîki olmak istersen eğer
Sıdk ile dergâh-ı Hacı Şeyh Sa’duddîn’e gel”
* * *
“Bu kuru çeşmeyi el-Hâcc Sa’duddîn kim
Hem himmet ile ihyâ edip ol şeyh-i zamân
Meh-i mâtemde idi çünkü sebîl etdiği dem
Kerbelâ erleri ervâhını kıldı şâdân
Bir hisâbda çıkarıp ben de Kemâlî tarîh
Hasaneyn aşkına cârî ola bir mâ-i revân
Fî gurre-i Muharrem li sene-i 1265”
(Kitabeler, Üsküp gezilerimin birinde Emîr Sultan ahfâdından Prof. Dr. Süleyman Baki beyin gösterdiği bir fotoğraftan okumuştur.)
* * *
Tabiat harikası ülkeyi, mimarlık harikası abideler adeta bir nazarlık gibi süslemektedir. Kalkandelen tam da böyledir. Haklı olarak dilbestelere konu olan Kalkandelen’in hem yakışığı ve hem de koruyucusu eserlerin kitabelerinden birkaçını zikrelim:
Kalkandelen Alaca Cami Kitabesi:
“Dâver-i Kerrâr haslet nâmdâş-ı İbn-i Avf
Emr-i bi’l-ma’rufa makdem münkerâtın mâni’i
Mîr-i mîrânın kibârı Abdurrahman Paşa kim
Olmuş ihsânıyla ashâb-ı kirâmın tâbi’i
Hânedân-ı ser-bülend ve hâmi-yi Kalkandelen
Fadl u Ca’fer Hâtem’in cûd u sehâda râbi’i
Hayru’l-müşerreb kerîmu’l-menkabet zât-ı güzîn
Asrının ez her cihet odur Emîr-i Kani’i
Neş’etinden semt-i hayrâta sülûk itmekdedür
Lütfu yevmiyye muşebbi’ sad hezârân câyi’i
Himmeti âsâr-ı hayr inşâsına masrufdur(ur)
Kalb-i pâki hep mesûbât-ı cezîle tâmı’i
İşte ez cümle bu vâlâ ma’bedi tecdîd ile
Tâ temelden oldu pûsîde binânın kâli’i
Bir nevîn bünyâna sûret verdi kim el-Hak budur
Bast-ı rûhâniyyet ile Heşt Behiştin Tâsi’i
Bunda okundukça Kur’ân-ı Kerîm ihlâsıle
Arş-ı A’lâ’dan gerd-i beyân olurlar sâmi’i
San’at-ı nakş u nigârıyla müzeyyen cümleten
Minber u mihrâba fer vermiş rühâm-ı lâmi’i
Devr-huvân-ı mahfel zîbâsını şâdân itmede
Ruh-ı pâk-ı Hazret-i Kurrâ-yı Ekmel Nâfi’i
Rûzede seyret kanâdîl u şumû’un zav’ıdür
Revzeninden parlayan berceste-i nûr sâtı’i
Kılsa Lillâh anda dû rik’at olur bir zâiri
Üzerinden nice bin dürlü belânın dâfi’i
Şimdi buldu şân bununla belde-i Kalkandelen
Halkının gelsün salâdır sâcidi ve râki’i
Mü’minîne her namaz ardınca vâcibdür duâ
Sıyt-ı âmîni güzâr etsün semâ-yı sâbi’i
Rûz u şeb içinde kıldıkça musalliler namâz
Her müezzinle imâm oldukça savtın râfi’i
Sâhibu’l-hayrın ide ikbâl ile ömrün füzûn
Cümle evlâdıyla ihvânıyla Kevnin Sâni’i
Zât-ı pâkin devlet-i dâreyne mazhar ide Hak
Tâ be-mahşer görmesün dünyada emr-i fâci’i
Ben de böyle nâdire-i nev-resm zîbâsın görüp
Kıldı imlâ kilk-i i’câzım beyân-ı vâkı’i
Kasd-ı ecr ile sitâyiş-gûy levh-i âvîz olub
Tab’-ı sâfım eyledi pâşîde dürr-i nâbı’i
Seyfiyâ gitdikçe beş vakte desün târihi nâs
Abdurrahman Paşa rengîn yapdı bu nev câmi’i – 1253
Maşâallah
Eser-i Hâme-i Derviş Muhammed Murâdî” 
(Alaca Cami kitabesi tarafımızca okunmuş ve Prof. Dr. Hayri Kaplan bey tarafından tashih edilmiştir. Fotoğrafı Prof. Dr. Adnan İsmaili bey çektirip göndermiştir. Her iki üstada da teşekkür ederim.)
Harâbâtî Baba Tekkesi Mescit Kitabesi:
“Tâlib isen ey ahî erenlerin irfânına
Olma nâdâna mukârin gerçeğin gel yanına
Can kulağını açub dinle nedür ehl-i kemâl
Sıdk ile olsun niyâzın Âlemin Sultânı’na
Bil ganimet bu demi ey tâlib-i himmet olan
Dem geçer devran döner bugünü koma yarına
Bezl idenler mâl-ı mülkün hasbeten lillah içün
İrüşür Hakk’ın inâyetine ve ihsânına
Sâhibü’l-hayrât Receb Paşa’ya eyle bir duâ
Gelmeye asla keder hiç demine devrânına
Ey bu meydânı ziyâret eyleyen bak târîhin
Gir gönül pasını sil erenlerin meydânına – Sene 1200”
(Harabâtî Baba Tekkesi mescidinin kitabesi tarafımızca okunmuş, Prof. Dr. Hayri Kaplan bey tarafından kemâl-i itina ile tashih edilmiştir. Fotoğrafı Prof. Dr. Adnan İsmaili bey çektirip göndermiştir. Her iki üstada da teşekkür ederim.)
Harabati Baba Türbesinin duvarına güzel bir hatla yazılmış nefes:
“Bahr-ı himmettir Muhammed ebr-i ihsândır Ali
Mühr-ü hikmettir Muhammed mah-ı irfândır Ali
Fahr-i Âlemdir Muhammed Şâh-ı merdândır Ali
Cevher-ı cândır Muhammed nûr-ı imândır Ali
Düşdü Hüseyn atından sahrâ-yı Kerbelâ’ya
Cibrîl git haber ver “Sultân-ı Enbiyâ”ya
Şem’i mihrâb-ı imâmettir Hüseyn-i Kerbelâ,
Minber-i efrûz-u hitâbettir Hüseyn-i Kerbelâ
Nâzenîn-i Rabb-i izzettir Hüseyn-i Kerbelâ
Vird-i gülzâr-ı nübüvvettir Hüseyn-i Kerbelâ”
(Nefes, tarafımızca okunmuştur.)
* * *
Ohri Gölü’nün kenarında Sarı Saltuk makamının, Sinan Çelebi Türbesi’nin, Pîr Hayâtî Tekkesi’nin, Zeynelâbidin Paşa Camii’nin, Ali Paşa Camii’nin ve daha nice eserin değer kattığı Ohri şehrinden kitabeler:
Ohri’de Bir Çeşmenin Kitabesi:
“Hamdülillah kıldı ihsân fazl ile Bârî Hüdâ
Kim müyesser oldu bu hayrâta ol sâhib-sehâ
Gün gibi âlemde meşhûr ism-i pâki sâhibü’l-hayr
Mîr Celâlüddîn bin Âsaf vezir Ahmed Pâşâ
Ol selîmü’t-tab’a Hak tevfîkini kıldı refîk
Fî sebîlillah eyledi şehr içün çok çeşme icrâ
Bî-nazîr oldu bu çeşme âb-ı sâfî selsebîl
Oldu bu hayrâta râzı Hazret-i Şâh-ı Kerbelâ
Bulmadı âb-ı hayâtı rub-ı meskûnda (İ)skender
Buldu ancak tâlii ol zât-ı pâkin Hızr-âsâ
Olsun ikbâlü saâdetle o zât-ı muhterem
Rûy-i arz oldukça sâkin sû-be-sû hem câri-i mâ
Binde bir düşmez Fehîmâ böyle târîh-i mücevher
Âb-ı hayâtla itdi hep şehri yeniden hayy-ü ihyâ”
* Ohrili araştırmacı ve yazar Eyüp Salih’in (Şubat 2025’te vefat ettiğini duydum. Allah rahmet eylesin. Büyük hizmeti var.) okuduğu söylenen kitabe metnini, Ohri’ye yaptığım ziyaretlerden birinde, Ohri Konservasyon Merkezi’ndeki görüşmede yetkililer göstermişlerdi. Aslını gösterir bir fotoğraf görme imkânından mahrum olarak Latinize edilmiş metin üzerinde tarafımızca tashihi yapılarak kaydetmiştim. Bilahire merkeze ait bir depoya gittiğimizde onlarca mermer kitabe ve ince işçilikle müzeyyen kitabeli mermer mezar taşları görmüştüm. O an ki şartlarımız dolayısıyla kitabelerin fotoğraflarını o zaman çekememiştim.)
Ohri’de Şerif Bey Medresesi Kitabesi:
“Kâim-makâm-ı zü’l-kerem ulvî-himem hâtem şiyem
Bezl-eyledi vâfir direm ‘âlî-himem Şerîf Bey
Nev medrese kıldı binâ çok vakf vakfetti ana
O ma’den-i cûda ü sehâ ‘âlî-himem Şerîf Bey
Ol sâhib-i hayrât emîr bezl eyledi mâl-i kesîr
Dershâne yaptı lâ nâzîr ‘âlî-himem Şerîf Bey
Hayrât idüb ol nîk-nam makbul ide Rabbü’l-enâm
Ba’de dü âlemde be-kâm ‘âlî-himem Şerîf Bey
Ocağı şen âbâd-bâd evlâd ile dilşâd bâd
Hayrât ile adı yâd ‘âlî-himem Şerîf Bey
Olsun muvaffak ba’d ez in bunın gibi hayr-ı güzîn
Yapsın o mîr-i kâm-bîn ‘âlî-himem Şerîf Bey
Dershâne yaptı görmedi misli hiç kesi
Sâl-i cedîd-i feyz-res âlî-himem Şerîf Bey
Târîhle müjde herkese rast-ü çeb ü piş ü pese
Bünyâd idüp nev-medrese âlî-himem Şerîf Bey – Sene 1262”
(Ekrem Hakkı Ayverdi, Avrupa’da Osmanlı Mimârî Eserleri, Yugoslavya, III. Kitap, İstanbul 2000, s. 145’de eski hurufatla kaydedilmiş kitabenin metni tarafımızca okunmuştur.)
Sonuç
Balkan mülkünün barındırdıkları ile müstahkem bir mevkiye sahip ülkesi Kuzey Makedonya, ortak tarihin, medeniyetin ve kültürün mehabetli dünyasının diyarıdır.
Kuzey Makedonya’da; Şar Dağı’nda Bursa’nın devamı Üsküp, geçmiş ve gelecek arasında köprüler kurar. Toplumsal ve ticarî hayatın sürekliliğini sağlar. Kalkandelen, estetiğin, tasavvufun ve irfanın Balkanlar’daki en özel tezahürlerindendir. Manastır, eğitim ve modernleşme yoluyla medeniyetin devamlılığını gösterir.
Bu üç şehir, Balkanlar’da Osmanlı medeniyetinin çok boyutlu hafızasını taşır. Onlar yalnızca şehir değil; taşlarda, desenlerde ve kubbelerde tâlihin yazıldığı, medeniyetin nefes aldığı mekânlardır.
Üsküp, Kalkandelen ve Manastır’daki Osmanlı eserleri, yalnızca birer tarihî miras değildir. Abideler, insanın kendini varlık karşısında konumlandırışının sanat yoluyla ifadesidir.
Üsküp’teki eserler, düzenin ve ölçünün metafiziğini temsil eder. Kalkandelen’deki Alaca Cami, renklerin ve çokluğun içindeki birliği gösterir. Manastır’daki yapılar, geçmiş ve modernlik arasındaki irtibatın taşıyıcısıdır. Bu şehirlerde sanat, yalnızca göze hitap etmez; insanın ruhunu terbiye eder, onu cemâle âşina kılar ve güzelden güzelle birliğin sırrına erdirir.
Üsküp, Kalkandelen ve Manastır’daki Osmanlı eserlerinde zaman, mekâna sinmiş; mekân, insana ayna olmuştur.
İşte kitabeler, bu ruhun taşa kazınmış tarihi olarak durmaya, bizi söylemeye devam etmektedir.
Kaynak: Başta Üsküp olmak üzere Kuzey Makedonya’daki Osmanlı mimarî mirasına dair bilgi için bkz: Lidiya Kumbaracı-Bogoyeviç, Üsküp’te Osmanlı Mimarî Eserleri, Mas Matbaacılık, İstanbul 2008; Mustafa Özer, Üsküp’te Türk Mimarisi XIV.-XIX. Yüzyıl, TTK., 2006; Ekrem Hakkı Ayverdi, Avrupa’da Osmanlı Mimârî Eserleri, Yugoslavya, III. Kitap, İstanbul 2000.