1981 yılında Adıyaman Kâhta’da dünyaya geldi. Orta öğrenimini Manisa’da tamamladıktan sonra Hacettepe Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne yerleşti. 2003 yılında buradan mezun oldu. Klasik edebiyatımızdaki edebî münazaralarla ilgili teziyle Hacettepe Üniversitesi, klasik edebiyat kürsüsünden yüksek lisans derecesiyle mezun oldu (2005). Daha sonra Erciyes Üniversitesi’ne atandı. Burada İsmâîl Rüsûhî Efendi’nin Şerh-i Mesnevî’si üzerine hazırladığı tezle doktor unvanı aldı (2010). Erciyes Üniversitesi’nde bir süre araştırma görevlisi ve Türk Dili okutmanı olarak görev yaptıktan sonra 2011’de Dicle Üniversitesi’ne atandı. 2014’te doçent, 2019’da profesör olan yazar, hâlen Dicle Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Çeşitli edebiyat dergilerinde yazıları yayımlanan Tanyıldız’ın kültür ve edebiyat tarihimize ilişkin 9 kitabı bulunmaktadır.
İletişim: ahmettanyildiz@gmail.com
Üsküp’te Bir Yad-ı Cemil: Abdülfettah Efendi Sempozyumu
Balkanları karış karış gezmiş değerli araştırmacı dostumuz Prof. Dr. Ertuğrul Karakuş’un davetiyle Üsküp’teyiz. Balkanların çilekeş mütefekkir ve şairi Abdülfettah Efendi hatırasına düzenlenen uluslararası sempozyuma iştirak etmek üzere ecdad yadigârı topraklara ayak bastık. İki gün boyunca ilmî ve kültürel etkinliklerle o büyük şairi yâd ettik. Balkan Çalışmaları Vakfı’nın kıymetli başkanı Dr. Sevba Abdula Beyefendi riyasetinde Elif RuşitNazim Hanımefendi ve çalışma arkadaşlarının olağanüstü gayretleriyle muntazam bir şekilde ilerleyen program dâhilinde Makedonya ve Kosova’daki Osmanlı izlerini takip ettik.
Fettah Efendi’nin yaşadığı dönem Balkan topraklarının Osmanlı hâkimiyetinden çıktığı, asırlardan beridir vatan kılınan dünya cenneti şehirlerin elden kayıp gittiği acılı bir zamandır. Balkan savaşları fırtınasının estiği bir dönemde Üsküp’te doğmuş olan Abdülfettah Efendi, gençlik döneminde evlâd-ı fâtihânın kabuğuna çekilmek zorunda kalışınıkahrolarak izlemiştir. Yaşı kemâle erdiğinde ise ata yadigârı toprakları artık elden çıkmış, komünist idare Türkleri göçe zorlamıştı. Fettah Efendi, tüm kuvvetiyle Balkanlardaki İslâm varlığını muhafaza etmek için uğraşmıştı. Bu dava uğrunda bedel ödemiş, hapse atılmıştı. O, ilmî gelişmeleri takip eden kaliteli bir müderris, âlem-i İslâm’ın derdiyle dertlenen bir mütefekkir, şiirini hikmetle yoğuran bir şairdi.
Ziyaretimizin ilk gününe Abdülfettah Efendi’nin mezarını ziyaret ederek başladık. Üsküp’e hâkim bir tepedeki ferah mezaristanda medfun olan o büyük şairin ruhuna Fatihalar okuduk. Daha sonra diğer bir tepeye, Gazi Baba/Kadı Baba türbesine geçtik. Meşhur Osmanlı devlet adamı, şair ve tezkire yazarı Âşık Çelebi’nin medfun olduğu yer burası. Tabiatla iç içe harika bir mevkide yer alan türbenin hâli yüreğimizi dağladı. Bizce malum olan birtakım sebeplerle şairin mezarı tahrip edilmişti. Türbeden ayrıldığımızda içimizde bir şeyler ezilmişti sanki.
Mahzun bir şekilde Gazi Baba’dan inip Üsküp merkezine yol aldık. Türk edebiyatının medar-ı iftiharı Yahya Kemâl’in doğup büyüdüğü mahalleyi ve annesinin ebedi istirahatgâhınıErtuğrul hocamızın rehberliğinde ziyaret ettik. Sultan II. Murad’ın inşa ettirdiği muazzam camide alnımızı secdeye koyduk. Üsküp tarihinde önemli bir yeri olan Meddah Medresesi’ni ibretli bir sohbet eşliğinde gezdik. Cuma namazını ise Üsküp’ün merkezinde, eski çarşının tam ortasındaki Murad Paşa Camii’nde eda ettik.
Öğleden sonra ilmî oturumları takip etmek üzere Vardar Nehri kenarındaki Yunus Emre Enstitüsü binasındaydık. Öncesinde Üsküp’ün en ihtişamlı sembollerinden biri olan Fatih Sultan Mehmed Köprüsü’nün üzerinden geçerek mazi ile günümüzün birbirine bağlandığı meydanı görmüştük. Fatih Köprüsü, eski ile yeniyi bağlayan (yahut ayıran) bir keyfiyet taşıyor gibiydi. Yunus Emre binasındaki birkaç oturum boyunca her biri kendi sahasının uzmanı hocalarımızdan istifade ettik. Birinci günün programı bittiğinde ikindi güneşi zeval bulmuş, Vardar Nehri’nin üzerine akşamın sükûneti çökmüştü. Mağazaların renkli ışıkları ile sokak lambalarının aydınlattığı eski Üsküp çarşısında gönlümüzde dolaşmış, gün geceye kavuşurken yoğun bir programı tamamlamıştık.
İkinci gün ise Balkan Çalışmaları Vakfı’nın merkezindeydik. Gün boyunca devam eden altı oturumda Abdülfettah Efendi’nin şahsiyetini, fikirlerini ve şiirlerini müzakere ettik. Tüm katılımcıların ciddiyetle takip ettiği oturumlar ilmin izzetini muhafaza eden derinlikteydi. Oturum aralarındaki enfes sohbetler, tecrübeli hocaların vakar ve temkinini gençlerin şevk ve heyecanıyla buluşturuyordu. Gün biterken tarihî kıymeti haiz bir toplantı serisinin kapanış oturumunu icra ediyorduk. İlim heybemize nice güzel fikirleri koyarak sempozyumu nihayete erdirdik. Bu ilmî zeminde sunulan tebliğler bir kitap hâlinde neşredilecek ve irfan dünyamızın istifadesine sunulacaktır temennisindeyiz.
Kıymeti geç fark edilmiş olan bu dava adamını, doğduğu topraklarda yâd etmek bir başka anlamlıydı bizler için. Türkiye ile Makedonya’daki resmî paydaşların özverili ortaklığıyla gerçekleşen bu sempozyum birçok hayra vesile oldu ve olacaktır inşallah. Bu vesileyle Sevba Bey ve Elif Hanım’ın şahsında programları tertip eden Balkan Çalışmaları Vakfı, Türkiye Yazarlar Birliği ve Yunus Emre Enstitüsü’nün değerli yönetici ve çalışanlarını tebrik ediyoruz.