eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
31°C
Ankara
31°C
Açık
Salı Açık
31°C
Çarşamba Açık
31°C
Perşembe Açık
31°C
Cuma Açık
31°C

Türkiye Yüzyılı Yeni Maarif Modeli Müfredatı Üzerine!

               10 yılı aşkın bir süreden beri; üzerinde 20 çalıştayın, yüzlerce toplantının yapıldığı , yüzlerce akademisyenin, binlerce eğitimcinin çalışarak sonlandırdığı 27 klasör ve binlerce sayfadan oluşan Türkiye Yüzyılı Maarif Müfredatı Taslağı Milli Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin tarafından 26 Nisan günü   kamuoyu ile paylaşılmış,  eğitimciler, akademisyenler ve sivil toplum kuruluşları tarafından okunması, incelenmesi ve raporlanması  amacıyla 26 Nisan’dan- 10 Mayıs gününe kadar askıda tutulacağı açıklanmıştır.

                Kısa süre içerisinde müfredat taslağı hakkında lehte veya aleyhte Millî Eğitim Bakanlığının ilgili birimlerine 67 bin 284 görüş ve önerinin iletildiği ve bu   çalışmaların 1 milyon 662 bin 780 kez görüntülendiği ifade edilmiştir.    

                Millî Eğitim Bakanlığı tarafından 10 yıl gibi uzun bir süre üzerinde  çalışıldığı iddia edilen müfredat değişikliğinin bundan önce yapılan değişiklikler gibi akamete uğramaması ve umutsuz bir vakıa ’ya dönüşmemesi için mezkur  program taslağı üzerinde akademisyenlerin, eğitimcilerin ve sivil toplum kuruluşlarının  lehte ve  aleyhte yaptıkları değerlendirme çalışmaları  şeffaflık, bilimsellik ve katılımcılık ilkeleri gereği dikkate alınmalı  müfredat  bir oldubittiye getirilerek hayata geçirilmemelidir. Şeklindeki görüşlerimi kaleme alırken, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Müfredat Taslağının 16-22 Mayıs tarihleri arasında Talim Terbiye Kurul’u gündemine alındığı ve üzerinde görüşmeler yapıldıktan sonra Talim ve Terbiye Kurulunun onayından geçtiği, makam onayının ardından, 2024-2025 Öğretim yılından itibaren okul öncesi, ilkokul 1. sınıf, ortaokul 5. sınıf ve lise 9. sınıftan başlamak üzere kademeli olarak hayata geçirileceği yönünde açıklama yapıldığına şahit oldum.

                10 yılı aşkın bir süre üzerinde çalışıldığı iddia edilen, 27 klasör ve binlerce sayfadan oluşan Türkiye Yüzyılı Maarif Müfredatı taslağının sağlık bir şekilde incelenip rapor edildiği, yine müfredat hakkında yapılan değerlendirmelerden yeteri kadar istifade edilip, programa yansıtıldığı konusunda endişelerimin olduğunu ifade etmek isterim. Ben olsaydım bu fırsatı kaçırmaz hem müfredatın, konunun uzmanları, bilim ve fikir adamları tarafından incelenebilmesi hem de sunulan görüşlerden azami ölçüde istifade edilip, taslak programın daha az tartışılır hale getirilmesini sağlardım.

   Bilindiği üzere her ülkenin birincil konusu eğitim ve öğretimidir. Eğitim öğretimin muhatabı istikbalimizin teminatı, güzel vatanımızın güvenilir ve tükenmez gücü olan çocuklarımızdır. Ülkemizde eğitim öğretimi doğrudan ilgilendiren zorunlu eğitime tabi olmayan 3-5 yaş grubu dâhil olmak üzere 3-17 yaş grubunda 19 milyon 162 bin 29 çocuğumuzun eğitim-öğretim aldığı,  tüm kademelerde ise toplam 1 milyon 154 bin 383 öğretmenin görev yaptığı, 26 milyon 75 bin 365 her hanede 1 öğrencinin bulunduğu, Bu rakama 200’ü aşkın üniversite de öğrenim gören 8 Milyon civarında ki üniversite öğrencisi ile öğretim görevlilerinin dahil edilmediği dikkate alınırsa ülke nüfusumuzun yarısından fazlası eğitim-öğretim hizmetleriyle doğrudan ilgilenmektedir.  

                Diğer taraftan nüfusumuzun %25 i 18 yaşın altındadır. Sadece ilk ve orta öğrenimdeki öğrenci sayımız 19 milyonun üzerinde olup, bu rakam birçok ülkenin toplam nüfusunun kat kat üzerindedir. Bu enerjik gücü, gereği gibi değerlendirebilen ve kontrol altında tutabilen ülkeler için en büyük hazinedir. Böylesine önemli bir konuda atılacak her doğru adım sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik açıdan bir milletin geleceğini kurtaracağı gibi, atılan yanlış ve olumsuz adımlar da o ülkenin çöküşünü hızlandıracaktır.

              Diyebiliriz ki, eğitim bir ülkenin beka meselesi ve geleceğini kurgulayan inşa eylemdir. Bireysel gelişmenin ve toplumsal kalkınmanın sağlanması; eğitim işlerinde doğru, evrensel ve bilimsel uygulamaların hayata geçirilmesi ile mümkündür. Bilimsellikten uzak, ahlak ve maneviyattan mahrum bir eğitim sistemiyle bekanın sağlanmasını ve sağlıklı bir toplumun inşa edilmesini söylemek mümkün değildir.

                Eğitim; yetişmiş neslin yetişmekte olan nesle bilgi, görgü ve kültürünü aktarma, davranışlarda istendik ve kalıcı değişimler meydana getirme faaliyetidir.Diğer taraftan eğitim; insanı (fıtrata) yaradılışa uygun yönlendiren, yeteneklerini geliştiren, bilgi bakımından donanımlı, ahlaki açıdan temiz, davranış açısından şahsiyetli olmasını sağlayan; dünyada mutlu olmanın, ahirette kurtuluşa ermenin yollarını gösteren süreçler manzumesidir.

    Eğitimde hedeflenen amaca; eğitimli anne baba”, “nitelikli eğitimci”, “sorumluluk taşıyan devlet bilinci ile ulaşılabilir.  Hayat okulunda anne-baba ailenin, öğretmen, okul çağındaki gençlerin, devlet büyükleri ve kanaat önderleri ise halkın öğretmenleridir.  Ana-baba eğitiminin müfredat planlamasının dışında tutulması, bir olumsuzluk olarak her zaman karşımıza çıkacaktır.

     Eğitim faaliyetinde öncelikle eğitilecek varlığın biyolojik, psikolojik ve ruhsal açıdan iyi tanınması eğitimin olmazsa olmaz şartıdır. Çünkü eğitim öncelikle nefsi terbiye eden, ruhu olgunlaştıran ve bireyi onurlu bir şahsiyet haline getiren bir edim olmalıdır.  Son yüzyılda uygulanan eğitim sistemlerini başarısızlığa, çocuklarımızı ruhsal bunalıma sürükleyen şey; insanın fıtri yapısını yok sayan Onu etten, kandan ve kemikten ibaret bir varlık kabul eden materyalist anlayıştır.  

     Eğitim-öğretimin mutlaka bir amacı ve bir hedefi olmalıdır. Eğitimde bireye kazandırılmak istenen bilgi ve beceriler, söz konusu amaç ve hedeflere uygun olarak verilmelidir. Eğitimde kullanılacak materyaller ve enstrümanlar buna göre kullanılmalıdır. Eğitimcinin öncelikli çabası bilgiyi, ekonomiyi ve teknolojiyi öğretmek değil, bilgiyi ekonomiyi ve teknolojiyi üretecek ve onu insanlığın hayrı için kullanacak ruh ve karaktere sahip insan yetiştirmek olmalıdır. Sorma, sorgulama, araştırma, bilgiden başka bilgilere ulaşma, katma değer üretme, öğrendiklerimizi yaşam biçimine dönüştürme hedeflenmelidir.

               Özellikle 28 Şubat sürecini müteakiben 8 yıllık kesintisiz eğitim bahanesiyle amacı; farklı düşünen kesimleri çökertme ve kökünü kurutma adına alınan ideolojik kararlar gençliğimizin geleceğini kararttığı, hayallerini yıktığı gibi son 20 yılda eğitim sistemi üzerinde denenen yapısal değişikliklerde sadra şifa olmamış ve nesiller üzerinde hayal kırıklığı yaratmıştır.   

               Son 20 yılda yapılan yapısal değişiklikler de sadra şifa olmamıştır. Amaç ve ilkesi belli olmayan bir sistem ile Öğretmelere öğrencilerini sınavlara hazırlayan bilgimatik öğrenciler ise sınav maratonuna hazırlanan yarış atı rolü biçilmiştir. Başarılı olamayan çocuklar ise adam olmayacak çocuk olarak toplumun dışına itilmiştir.  

               Eğitim sistemi sistemsiz çalışmış, sistem sorun çözeme yerine sorun üretmiştir.   Sistem insan kazanma yerine insan kaybetmeyi öncelemiştir. Bırakın ahlaklı, edepli terbiyeyi olmayı sınavlar için bile yeterli bilgileri kazandıramamıştır. Çocuklarımız başarısızlığın ezikliği ile kötü modellerle özdeşleşerek kendilerini alkolün, uyuşturucunun ya da şiddetin ve çetenin kucağında bulmuşlardır.

               Okullarımız çocuklarımıza güzel alışkanlıkların kazandırıldığı, kötü alışkanlıklarının bertaraf edildiği, yerler olması gerekirken, okudukça gençlerimizi adeta çıldırtmıştır.  Şiddet, cinayet, vurgun soygun, madde bağımlılığı gibi kötü işler hep diplomalı çağdaşlar tarafından gerçekleştirilir hale gelmiştir.  

                Okul çağındaki gençler üzerinde yapılan istatistikî rakamlar tüyler ürpertici boyuttadır.  Yapılan istatistikî bilgiler; özellikle sigara kullanımının erkek öğrencilerden daha fazla kız öğrenciler arasında da yaygınlaştığı ve sigara kullanma yaşının ilkokula kadar indiği, uyuşturucu ve madde bağımlısı olanların, şiddet gören ve şiddet uygulayanların gün geçtikçe ivme kazandığı gerçeğini ortaya koymuştur. Özellikle Liselerin zorunlu eğitime tabi olmasıyla, okumak istemediği halde zorla sınıflarda tutulması, bu öğrencilerin dersleri sabote etmeleri, olay çıkarmaları sebebiyle özellikle Büyükşehirlerdeki okullarımızın çoğunun yönetimi idareci ve öğretmenlerin kontrolünden çıkmıştır.  

               Doğan Cüceloğlu’nun anlatımı ile ABD’de eğitimsiz insanlardan korkuyorum. Türkiye’de ise eğitimli insanlardan çekiniyorum. Çünkü bizim eğitim sistemimiz insanlara bilgi yüklerken ahlak ve değerlerden uzaklaştırmaktadır. 

           Şiddetin, madde bağımlılığının ve tacizin kaynağı manevi tahribat ve ahlaki erozyondur. Ahlaki erozyonun temel kaynağı ise insanın yaradılış yapısını dikkate almadan verilen ruhsuz eğitim ile birlikte; aile içi terbiye ve disiplin becerilerin yetersizliği özellikle okullarda rehberlik hizmetlerinin amaçları dışında verilmesidir.

           Çocukluktan yaşlılığa, anaokulundan üniversiteye kadar insanın maddi ve manevi yapısı dikkate alınan uyumlu ve ahenkli müfredat ile birlikte çocukların nitelikli eğitime erişimlerinin sağlanması, temel yeterliliklerinin geliştirilmesi, nitelikli öğretmen yetiştirilmesi yönündeki uyarılara kulak verilmelidir.

           Devlet-aile, aile-okul, okul-çevrenin birbirini yalanlayan eğitim uygulamaları terk edilmelidir. Çocukların manevi eğitimine ağırlık verilmelidir. Çocuklara dini bilgiler, kendi örf, adet ve kültürümüze uygun terbiye, nezaket ve görgü kuralları aile hayatında başlatılmalı ve sınıfından itibaren tüm kademelerde verilmelidir. Din ile devleti, devlet ile toplumu barış içinde  yaşatacak tedbirler alınmalıdır.

            Hedefi ülkesinin ve milletinin refahını sağlayacak, insanlığın barışına katkı sunacak, çocuklarımızın hayatına anlam katacak, yaşama sevinçlerini diri tutacak, milli, manevi ve ahlaki değerleri önceleyen bir eğitim sisteminin hayata geçirilmesi en büyük dileğimizdir.    Şimdi bekleyip göreceğiz, ya bu yeni müfredat programı ile yeni bir düzelişe yelken açacağız, ya da eski hüsranlara yeni bir hüsran ekleyeceğiz! Hayırlısı olması dileğiyle selam ve dua. 26.5.2024                                              MUSTAFA KIR

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.