Geçtiğimiz günlerde Din Öğretimi Genel Müdürlüğü imam hatip liselerine ait Siyer, Hadis ve Fıkıh derslerinin taslak müfredatını kamuoyunun görüş ve önerilerine açtı. Sanırım sırada Tefsir, Akaid ve Kelam dersleri var.
Bir yıldan fazla oldu. Düşünce Günlüğü’nde Türk Dili ve Edebiyatı müfredatı ile ilgili makalemde imam hatip liselerinin müfredatına da el atılması gerektiğini yazmıştım.
Programların öğrencilere kazandırmak istediği bilgi, beceri ve çıktılar üzerinde çok şey yazabilirim. Tekrarlara işaret edebilirim. “Eski” yeniler üzerinde durabilirim. Hayır, bunu yapmayacağım. Çünkü ben müfredatın paradigması üzerinde duracağım. Bu derslerin müfredata değil topyekûn İHL paradigması değişikliğine ihtiyaç var çünkü. İmam hatip lisesi mezunu Cumhurbaşkanı, Milli Eğitim Bakanı ve bürokrasisinin iş başında olduğu bir dönemde bu hususta da “yeni şeyler söylemek lâzım”. Üzülerek diyorum; programlar için çizilen zemin metin, müfredatla örtüşmüyor.
Programları incelediğimde aklıma gelen ilk şey şu oldu:
Acaba DÖGM’nün ve müfredatı hazırlayanların zihninde,okurken zevk aldıkları, konuyu öğretirken sevdiren, güne cevap veren Hadis, Siyer ve Fıkıh kitapları var mı? Ders kitabı formatıyla yazılmış olmasa da “hah, birkaç yeri değiştirmek, geliştirmek suretiyle bu kitap tam bir ders kitabı olabilir, olmalıdır. Bu kitap; yapı, üslup, konunun ele alınışı, örnekler, günlük olayları içermesi ve hakikati öğretirken kimseyi rahatsız etmemesi gibi özellikleriyle tam bir ders kitabı” denilebilecek örnek var mıydı acaba zihinlerinde?
Böyle kitaplar mı varmış diyenlere söylüyorum. Evet böyle kitaplar var.
Yayınlanan müfredat bana halihazırdaki ders kitaplarını düşündürdü. Açık söylüyorum. Bu kitaplar ilahiyat eğitimine hazırlık için yazılmış ders kitaplarının kısaltılmışıdır. Yeni müfredat ile -içeriğine sadece birkaç aktüel konu sıkıştırılmış-Türkiye Yüzyılı Maarif Modeline ulaşılamaz.
Mesela, imam hatiplere de sirayet ettiği bilinen Peygambersiz Allah inancı (Deizm) Siyer’in en önemli başlıklarından olmalıdır. Bunun için bi’set merkezli birRisalet anlatılmalıdır. Çünkü Siyer, tefsir ve diğer dini ilimler ilk vahiyden sonra genel anlatımını Kur’an–ı Kerimmerkezli ele almaktadır. Oysa o vahyin indiği bir insan, bir peygamber vardır artık. Hadis dediğimiz söz ve filler, Sünnet dediğimiz ikinci kaynak da ilk vahiy İkra ile başlamıştır. Abdullah’ın oğlu Muhammed sav, ilk vahiyden sonra Allah’ın Resûlü Muhammed sav olmuştur. Kelime-i Tevhid’in mânâsı budur. Öyleyse Siyer’de ve diğer derslerde (ilimlerde) bütün açıklamalar Hz Muhammed aleyhisselamın risaletine çıkmalıdır. Fıkıh ile Siyer birlikte ele alınmalıdır. Bunun için Said Ramazan El-Buti’nin Fıkh’ussire adlı eseri ile Muhammed Gazzali’ninaynı isimli eseri bir hareket kaynağı olabilir. Tefsir dersleri zaten Peygamber aleyhisselamın ve sahibinin tefsirleri ile birlikte ele alınmak zorundadır. Şu husus üzerinde ısrarla durulmalıdır. Çok bilmek, kaynak kitapları okuyup tercüme edebilmek ayrı, idrak etmek, murad-ı ilahiye ulaşmak şuuru ayrıdır. Günümüz ilahiyatçıları, akademisyenler hatta oryantalistler sahabi ve tabiinden daha çok biliyor fakat nasları ve sünneti onlar gibi ve onlar kadar idrak edemiyor. Bu bağlamda söylemiş olayım. Hadis dersi programı ve kitapları Mehmet Görmez’in “Sünnet ve Hadisi Anlama Kılavuzu”olmadan yazılamaz. Yine bunun gibi Siyer’de bir ünite olarak ele alınan Peygamberimizin ahlakı, Akaid ve Kelam ders program ve kitapları Ekrem Demirli’nin kitapları dışta tutularak yazılmamalıdır.
“Çevreci”, “hayvansever” “insan ve kadın haklarına saygılı” Peygamber profilli çizen Siyer, Fıkıh, Tefsir, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi program ve ders kitaplarından vazgeçilmelidir.
Siyer anlatımı şu merkezde toplanmalıdır: Hz. Peygamber sav ne dedi ise doğru olduğu gibi ne yaptı ise de doğrudur.
Söz buraya gelmişken soralım. Fıkıh’taki ukûbat, muâmelât’taki miras hukukunu nasıl işleyecek acaba DÖGM? Kısas, recm, had, tazir kavramlarını hakikatiörselemeden yazabilecek kaç kalemi var genel müdürlüğün?
Herkes biliyor ki Türkiye’de hemen bütün cemaat(ler)in Fıkıh köşeleri, kitapları ve fakihleri vardır. Yine aynı şekilde Tefsir ve Akaid kitapları özeldir onların. Birbirimizi kandırmayalım. Neden böyledir? Çünkü ilmin ve âlimliğin ölçüsü değişmiştir. Bütün grupların ittifak ettiği âlim ve ilmî eserler gayet azalmıştır günümüzde. “Siyer’i Farklı Okumak” üst başlığı ile Peygamberimize, ehli beyte, sahabiye uzatılan dil, İlahiyat fakültelerinde ders olarak okutulmuştur. Dolayısıyla Siyer programı ve ders kitapları Ömer Nasuhi Bilmen’in“Ashabıkiram Hakkında Müslümanların Nezih İtikatları”hassasiyeti ile yazılmak zorundadır. Ebubekir İbn Arabi’nin “Sahabeye Yapılan İftiralara Cevaplar” kitabından yararlanmak da mümkündür.
Bakanlık ve genel müdürlük artık yeni bir paradigma belirlemelidir imam-hatiplerle ilgili olarak. Artık bu okullardan mezun olanlar imam ve hatip olmuyor, olmayacak. Bunun için çıta yükseldi. Artık ilahiyat mezunları tercih ediliyor. Öyleyse kalıp, kuru, kategorik bilgilerden vazgeçmeli meseleler irfanî boyutlu, hikmet esaslı, estetik ve gönül zenginliği veren kavramlar, kişiler ve olaylar üzerine kurulmalıdır. Öğrencileri küçültülmüş “prototip” fakih, muhaddis, müfessir, İslam tarihçisi, kelam ve mezhepler âlimi gibi yetiştirmeye çalışmaktan vazgeçmek gerekir. OnlaraSeyyid Kutup’un yaptığı gibi Kur’an’ın Gölgesinde (Fi- zılâliKur’an) Hadislerin Gölgesinde, Peygamberin (Siyer) Gölgesinde tefekkür etme şuuru ve donanımı kazandırmak yeterlidir. Bakınız ölçme ve değerlendirme sorularında olduğu gibi lise öğrencilerine “Âyeti, hadisi yorumlayınız” diyemeyiz. Tefekkür ve tezekkür yeterlidir.
Öğretmenlerin bu evsafta olmadığı açık. Çoğalan ilahiyat fakülteleri, fakültelerdeki yorum zenginliği ! ile bu perspektif kazandırılamaz. Bunun için her şeyi tek tek fakat gerektiği kadar ders kitaplarında yer vermeliyiz. Bu kitaplar bir kez adam gibi yazdırılmalı ve ikide bir değiştirilmemelidir. Birkaç nesil bu kitaplarla yetiştirilmelidir.
Bugünkü ders kitabı yazar profili ile bu mümkün değildir. Gerçekten ders kitabı olabilecek özellikte çok kitap ve kitap bölümü var. Yazarlarından izin alınarak bu kitaplar ve bölümleri ders kitabı formatı kazanabilir.
Artık Talim ve Terbiye Kurulu üyesi değilim. Fakat aktif olarak görevde olmamam konu ile ilgili tenkit ve teklif getirmeyeceğim anlamına gelmez. Bu makale böyle bir sorumluluk gereği yazılmıştır. Bunu da kayda geçirmiş olayım. (Yeni Şafak gazetesi, 2 Nisan 2025, Düşünce Günlüğünden…)