Edebiyat “millet” ismiyle isimlendirilir, halkların adıyla ya da devlet adıyla değil! Tarihte devlet ismi değişir ama millet ismi değişmez! Devlet adı Selçuklu, Osmanlı, Türkiye olur ama hepsini kuran millet Türk milletidir. Selçuklu milleti, Osmanlı milleti, Türkiye milleti diye bir olgu, kavram yoktur. Dünyada da öyledir:
İngiliz edebiyatı vardır, İngiltere edebiyatı değil.
Fransız şiiri deriz, Fransa şiiri değil.
Alman filmi olur, Almanya filmi değil.
Dolayısıyla:
Edebiyatımızın, şiirimizin, hikâyemizin adı “Türk edebiyatı, Türk şiiri, Türk hikâyesi”dir, Türkiye edebiyatı veya Osmanlı edebiyatı değil, falan filan değil. Türk bir kavim ve halk adı değil, içerisinde onlarca kavmi ve halkı toplamış ortak şuura sahip bir millet adıdır.
İslamın sosyal terminolojisini oluşturan ve Kuran’ın terbiye ettiği Türkçe millet dilidir, halk ve kavim dili değil. Dünyada Türkçeyle yazılan her eser Türk edebiyatının bir mahsulüdür.
Herkesin bildiğini iğdiş etme modası bitmedi ülkemde. İcat çıkaran çıkarana… Hepsi büyük Türk milletini bölüp parçalamaya yönelik kımıldanmalar, farkındayız. Terör sadece insanların canına, malına, özgürlüğüne kastetmekle olmaz; milletlerin (millet, millet, millet; halk veya kavimden bahsetmiyoruz) varlığının ve devamlılığının teminatı olan dilini, edebiyatını, kültürünü bozmak da bir çeşit terördür.
Evet, doğru ve doğal olan tüm büyük milletlerde ve dünyada olduğu gibi edebiyatımızın adı TÜRK EDEBİYATI’dır. Balkanlardan Doğu Türkistan’a, Mısır’dan Kırım’a Türk edebiyatı…
…..
Türkiye’de ortaöğretimde ve akademide “Türk Edebiyatı, Türk şiiri, Türk hikâyesi, Türk dergiciliği ve neşriyatı” gibi ifadelerin Türkiye ile sınırlı olması da ayrı bir problem…
Mevlâna Türk de Genceli Nizâmî Türk değil mi?
Nigâr Hanım, Fatma Aliye Hanım Türk şair de Genceli Mehsetî Türk değil mi?
Ya Hurşitbanu Natevan?
Ya Cengiz Aytmatov, Mahdumkulu?
Bu isimler Türkçe okuyup yazmadı mı?
Edebiyata hudut çizilir mi?
Aynı yüreği, diyalektiği, irfanı, şuuru taşıyan millet, tek millet değil midir? Edebiyatın coğrafyası mı, dili ve milleti mi olur?
Lozan ile çizilen, ülke sınırımızdır; gönül ve dil sınırımız değil. Edebiyatımıza, gönlümüze, dilimize sınır çizilebilir mi?
İlk, orta ve yüksek öğretim programlarında uygulamada Türk edebiyatı daha çok Türkiye tarihiyle sınırlı edebiyat olarak ele alınmaktadır. Akademide yeni bir kavram üretildi: “Çağdaş Türk Lehçeleri” Anlayan beri gelsin. Daha çok Türkistan (Asya) Türklerinin edebiyatını, lehçelerini ele alan ana bilim dalı adı. Ne demek “çağdaş”? Hangi çağ? Lehçenin çağdaşı mı olur? Müfredat, lehçe mi öğretmeye yönelik yoksa Türk edebiyatının omurgasının önemli bir bölümünü mü? Misal 18. asırda yaşayan Mahdumkulu’nu nereye koyacağız, Türkiye’deki Türk edebiyatı tasnifinde? Yok mu sayacağız? Çağdaş mı? Bir sürü soru… Kaos… Edebiyatımız doğru zemin üzerinde yeniden tasnif edilmeli…
Şu an Türkiye’de “Türk edebiyatı” diye gördüğümüz ilim, bilim, ders ve kitap adının aslında sadece bütün Türk milletini değil sadece Türkiye’de yaşayanları ele aldığını unutmamalıyız. Selçuklu-Osmanlı-Türkiye tarihsel çizgisinde oluşan edebiyata biz bugün Türk edebiyatı diyoruz ki bana göre eksik, yanlış…
………
Edebiyatımızda bir diğer mesele edebiyat tarihimizdeki tasnifler, başlıklar meselesidir. Bu tasniflerin, isimlendirmelerin hangi amaca hizmet ettiği sorgulanmalıdır.
Evet, Yeni Türk Edebiyatı’ndan yüksek lisans ve doktora eğitimi aldım; lâkin bilim dalının isminden rahatsızım. Ne demek “Yeni”? Bir şeye yeni dediniz mi diğerlerini doğal olarak “eski” kabul etmiş olursunuz. Eski Türk Edebiyatı… “Eski” kelimesi, kestirmeden “yeni” karşısında mağlup edilmiştir. Mağlup edilen nedir peki, eskiyen, harap olan, hırpalanan, tozlanan, yırtılan, solan, sönen nedir?.. Bir zihinsel dönüşüm!
Lafı eğip bükmeden söyleyeyim:
Kadim Türk edebiyatına “Eski Türk edebiyatı” demek, oryantalist bir adlandırmadır!
Batı tesirindeki edebiyattan evvelki edebiyatımıza neden “eski” diyoruz? Kadim Türk edebiyatı, kadim edebiyatımız, geleneksel edebiyat, Osmanlı dönemi edebiyatı… Namık Kemal de “selef edebiyat” kavramını kullanmıştı.
Edebiyatımızda divan şiirini, Osmanlı dönemi Türk şiirini kastederek “eski” denmesinin altında ben klasik Batılı şarkiyatçılığın, oryantalizmin olduğunu düşünüyorum. Batıyı en iyi bilen; ama kadim edebiyatımızı savunan Ziya Paşa eski, okumadığı Renan’ın yazısına eğri büğrü cevaplar yazan Namık Kemal yeni; Muallim Naci eski, Recaizâde Mahmut Ekrem yeni; Mehmet Âkif eski Tevfik Fikret yeni, öyle mi?
Onlar mağlup bunlar galip!
Doğu-Batı!
Kelimeler marifetiyle zihinsel dönüşüm ucuzluğu…
Ben edebiyatımızın Selçuklulara kadar “Türk Edebiyatı”, Selçuklulardan sonra “Doğu Türk Edebiyatı” ve “Batı Türk Edebiyatı” genel başlıklarıyla ele alınması teklifini sunuyorum. Selçuklu-Osmanlı-Türkiye tarihsel çizgisindeki Batı Türk Edebiyatı’nı önemli tarihî ve sosyal olayların olduğu dönemlerle adlandırılması taraftarıyım:
Batı Türk Edebiyatı- Selçuklu Dönemi
Batı Türk Edebiyatı- Osmanlı Dönemi
Batı Türk Edebiyatı- Tanzimat Sonrası Dönem
Batı Türk Edebiyatı- Cumhuriyet Dönemi
Kalemine sağlık Murat Hoca, İstifade ettim teşekkürler
Edebiyat bir milletin kökü ile bağını kuran mayasıdır. Bozulursa, millet çözülür
Edebiyat bir milletin kökü ile bağını kuran mayasıdır. Bozulursa, milli birlik çözülür.
Bağlantısını yoruma bıraktığım yazıyla beraber okunduğunda mesele tam anlaşılır: https://ittifakgazetesi.com/turkce-millet-dilidir-gayrisi-halk-dili/
Hocam kaleminize sağlık. Türk edebiyatının “millet ekseninde” ele alınması gerektiğine dair tespitleriniz son derece yerinde. Edebiyatımıza sınır çizilemeyeceğini güçlü bir şekilde vurgulamışsınız. Tebrik ederim, ufuk açıcı bir yazı olmuş.
Kavramların üzerinden ulusların zihin dünyası zamanla değişmektedir. Kavramların anlamını ve içini boşaltanler bir projeyi yerine getiriyorlar. Uyanık olmak lazım. Teşekkürler.
Somut örnekler ışığında gayet açık ve yol gösterici bir yazı kaleme almışsınız hocam, teşekkür ederiz.
Kaleminize yüreğinize sağlık hocam çok güzel konulara değinmiş siniz
Bu nasıl bir vefa dedirtiyor. Kıymetli hocamızın değersizliğe tahammülsüzlüğü ve aynı hassasiyetle meseleleri detaylandırması ve ısrarla bu yönde emek vermesi bizler için daima istifade edilecek billur bir kaynak. Kalemin sesine inanıyor, afiyetler diliyoruz…
Kıymetli fikirleriniz için teşekkür ederiz hocam
Murat hocam; değerlendirmeleriniz ufku genişletecek tekrar araştırma gereği hissettirmeyecek nitelikte detaylı kendi adıma teşekkür ederim