eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Murat ERTAŞ

Erzurumlu… Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun. 1994’te özel öğretim kurumlarında çalışmaya başladı. 1999’da kendi kurumlarını kurdu ve 2022’de emekli oldu. Radyo ve televizyonlarda kültür, sanat ve şehir programları hazırladı. Yayımlanmış yedi kitabı var. Dil ve Edebiyat dergisinin yayın kurulu üyesidir. TDED Erzurum’un başkanıdır.

    Bir Tahiyyattır İstiklâl Marşı – 3

    “Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım!”

    Yaşayanların tarihe telmihte bulunduklarını görürüz: Türklerin Ergenekon Destanı’na…  wikipedia.org internet sitesinde[1] Ergenekon Destanı ile ilgili şu bilgilere yer verilir:

    14. yüzyılda Reşidüddin Hamedanî‘nin kaleme aldığı Cami’üt-Tevarih adlı eserinin “Mujallad-i Awwal” (Birinci Kitabı: Moğol tarihi) in “Bāb-i Awwal” (Birinci Bölüm: Türk ve Moğol kabilelerinin tarihi) inde Moğolların yaratılış destanı olarak anlatılan efsane,[2] [3] [4] 17. yüzyılda Şiban‘ın torunlarından ve Hiva Hanlığı’nın hanı olan Ebu’l Gazi Bahadır’ın kaleme aldığı Şecere-i Türkî adlı eserde de Moğolların yaratılış destanı olarak anlatılır, bazı kaynaklara göre ise bir Türk destanıdır. Bahsi geçen iki tarihi kaynakta Nekuz (Nüküz) ve Qiyan (Kıyan) adlı kardeşler ile onların eşleri Tatarlar tarafından yenilince önce Ergene Kon adı verilen dar ve sarp bir yere gitmiş, 400 yılda sülalesi çoğalıp oraya sığmaz olunca Ergenekon’dan çıkmıştır. Ergenekon’dan çıktıkları zaman yol göstericilerinin Börteçine olduğu düşünülmektedir. Başka kaynakçalara göre ise Ergenekon bölgesinde yaşayan Göktürk milletine o bölgenin sahibi olan ülke tarafından baskı yapılmış. Ergenekonluların bulundukları bölgeden çıkmak imkânsızmış. Çünkü etrafları dağlarla çevriliymiş. Ergenekonlular buradan çıkmak için büyük bir ateş yakıp bu dağları eritmiş ve kurtulmuşlardır.

    Ergenekon’dan çıkış günü Türklerde “yeni gün” (nevruz) olarak kutlanır. “Börteçine” Moğolca bir kelime. Türkçesi “kurt”. Ergenekon destanının tesiri midir, bilemiyorum; lâkin Türkçemizdeki “kurtulmak, kurtuluş, kurtaran, kurtarıcı” gibi kelimeler “kurt” kökünden türetilmiştir. Millî mücadelenin diğer adı “Kurtuluş Savaşı

    BU VATAN KİMİN?

    O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak

    O benimdir o benim milletimindir ancak!

    Akif’in, İstiklâl Marşı’nın ilk kıtasında “yurdumun, benim milletimin, benimdir, benim milletimindir” kelime ve tamlamalarındaki sahiplik, iyelik duygusunu yoğun ve vurgulu vermesinin bir nedeni olmalı… Ben bu dörtlüğü okuduğumda Orhan Şaik Gökyay’ın 1937’de yazdığı o muhteşem “Bu vatan kimin?” şiirini hatırlatır. Orhan Şaik Gökyay, Âkif’in İstiklâl Marşı’nda konuşturduğu şühedayı hatırlatır çağa, şühedaya ihanet edenlere ve yeni nesillere:

    Bu vatan toprağın kara bağrında
    Sıradağlar gibi duranlarındır.
    Bir tarih boyunca onun uğrunda
    Kendini tarihe verenlerindir.

    Tanzimat, Meşrutiyet, Balkan Savaşları ve Birinci Cihan Harbi dönemlerinde tartışılan vatan, vatandaşlık, millet, yurt, eşitlik gibi kavramların; mandacılık düşüncelerinin, asırlardır İslam medeniyetinin taşıyıcılığını yapan Türk milletinin inanç ve kültür köklerinden koparılma çabalarına karşı verilen mücadeledir bu feryat, bu haykırış! “O benimdir o benim milletimindir ancak!” ve “Bu vatan toprağın kara bağrında sıra dağlar gibi duranlarındır!”

    NAZ, HİLAL, MÜJDE

    İkinci kıtada “nazlı hilâl” olarak tasvir edilen Allah’ın nurunu tamamlamadan evvelki haller üzere mücadele veren bir milletin ruhudur. Ayın kavuşum anından önceki hâli, ayın çocukluk hâli, çocukluk nasıl bir ömrün ilk basamaklarıysa ve bir parlak ömrü müjdeliyorsa hilâl de öyle İslâmın bayraktarı Türk milletinin dünyanın beklediği gibi yok olmayıp yeniden gür bir şekilde var olacağını müjdeler. Evet, bu şanlı milletin tarihinde de inişler çıkışlar olacaktır ki hilâlin dalgalanması budur, hilâlin değişkenliğidir, hareketi ve canlılığıdır, masum haykırışıdır ki “nazlı”dır. Haçın Hıristiyan dünyasının sembolü olması gibi “hilâl” de İslamın sembolüdür. İslâm Ansiklopedisi’nin “hilâl” maddesinde şunlar yazılıdır:

    “Sözlükte ‘yüksek sesle haykırmak; ortaya çıkmak, parlamak; sevinmek’ anlamlarına gelen hell kökünden türeyen hilâl (çoğulu ehille), ayın kavuşum öncesi ve sonrasında yeryüzünden uçları sivri ince bir yay gibi görünen şeklinin adıdır. Kelime Kur’ân-ı Kerîm’de bir yerde çoğul şekliyle geçer (el-Bakara 2/189). Sözlük anlamına bağlı olarak özellikle kavuşum durumundan sonra ayı ilk defa görenlerin onu haber vermek için sevinçle haykırmaları sebebiyle ayın ilk görülen şekline hilâl denildiği kaydedilmektedir… Her kamerî ayın başında kavuşum durumunun ardından incecik bir kavis şeklinde ilk defa görülen yeni aya bir-üç gecelik iken hilâl denildiği gibi her ayın sonunda kavuşum durumundan önceki son iki gecedeki aya da bu ad verilir. Bunların dışında kalan diğer gecelerde aya kamer, kavuşum esnasında yeryüzünden görülemeyen durumuna da muhak denilir.”[5]

    HAKK

    İlk kıtadaki “o benim milletimindir” düşüncesini ikinci kıtada “Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin” ifadesi iyice vurgulamaktadır ki burada “millet” kavramının Allah’ın “Hakk” ismiyle öne çıkarılması sadece şiir dili ve kelime sesiyle açıklanamaz.

    “Hâkk” Allah’ın zâtı olduğu gibi O’ndan gelen O’na rücu eden her şey haktır. Ayrıca O’nun emrettiği ve yasakladığı hususlar uyarınca hareket etmek de kullar için haktır. Hakk’ın manası gerekli ve lâyık olmak, sürekli var olmak… Hakk ve millet kavramı “istiklâl” kavramıyla mühürlenmektedir mısrada.  İstiklâl kelimesi Arapça “kall” kökünden türetilmiştir ve kök anlamı “yüklenip götürmek, taşımak”tır. İstiklâl ise maddî veya mânevî bakımdan kimseye bağlı ve tâbi olmama, kimsenin buyruğu altında bulunmama, bağımsızlık anlamına gelir. Asırlardır İslâm medeniyetinin taşıyıcısı olan Türk milletinin hakkıdır istiklâl. Bu mısra aynı zamanda Allah’a milletin durumunu, hâlini bir kul olarak arzdır ve istiklâl hakkı için bir duadır.

    Türklerin “i’lâ-yı kelimetullah” ve “kızıl elma” hedefi Kurân-ı Kerim’de Enfal sûresi 7. ayette Müslümanlara mesuliyet yükleyip belirttiği “Hakkı hak kılma” hedefinden başka bir şey değildir. Hakkın kaynağı Allah’tır. “Hak” ve “hürriyet” kavramları Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde münevverlerin, şairlerin, gazetecilerin en çok dile getirdiği, en çekici kavramdır ve herkes kendince bir hak-hürriyet mücadelesi vermektedir ki bu mücadelenin ortaya çıkardığı çatışma Devlet-i Aliyye’nin yıkılmasındaki en önemli âmillerdendir. Mehmet Âkif İstiklâl Marşı’nda “hak ve hürriyet” kavramının esasında ne olduğunu hatırlatıyor. İstiklâl Marşı uluslaştırılmaya çalışılan tarihin en şerefli milletine baştan sona bir hatırlatma metnidir. Bu da bir nev’i hakkın teslimidir.

    Hakkıdır hür yaşamış milletimin hürriyet

    Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklâl

    İstiklâl Marşı’nda Allah’ın ismi “Hakk” da “hak” kavramı da üçer defa geçmektedir. “Hak” kavramı Kur’an-ı Kerim’de de türevleriyle beraber 285 ayette geçmektedir.

    Safahat’taki “Hakk’ın Sesleri” bölümü de toplumsal felaketler karşısında insanları uyarmak için Kur’ân hükümlerinden ve hadislerden güç alarak söylediği şiirlerden oluşur. Akif’in İslâm âleminin düştüğü yerden kalkması için sunduğu tek çare İslamiyetin özüne dönmek ve Kur’ân’ı hakkıyla hayatına tatbik etmektir. Şair, hakkı tutup kaldırmak için İslâm âlemini birliğe beraberliğe davet eder:

    Bu hürriyet bu hak bugün bizden âheng-i sa’y ister;

    Nedir üç dört alın, bir yurdun alnından boşalsın ter.

    Safahat’ta altıncı kitaptaki şu mısralar da “hak, millet ve istiklâl” kavramlarını adeta şerh etmektedir:

    Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;
    Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.
    Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,
    Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle!
    Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
    Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
    Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
    Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
    Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım.
    Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!

    Tevbe sûresinde (32. ayet) “İnkârcılar hoşlanmasa da Allah nurunu tamamlayacaktır.” ayetini de Bakara sûresinde (214. ayet) “Bilesiniz ki Allah’ın yardımı yakında” ayetini de hatırlatan

    Doğacaktır sana vaat ettiği günler Hakk’ın

    Kim bilir belki yarın belki yarından da yakın

    mısralarında da Allah’ın Hakk isminin kullanılması manidardır. Cenâb-ı Hakk İbrahim sûresi 5.ayette “Andolsun Musa’yı ‘Kavmini karanlıklardan nura çıkar ve onlara Allah’ın günlerini hatırlat’ diye ayetlerimizle göndermiştik.” der.


    [1] https://tr.wikipedia.org/wiki/Ergenekon_Destan%C4%B1#cite_note-T%C3%BCrk_Mitolojisi-3

    [2] Jiexian Chen, Guoli Taiwan daxue, Proceedings of the Fifth East Asian Altaistic Conference, December 26, 1979-January 2, 1980, Taipei, China, National Taiwan University, 1980. According to Reshideddin’s record orijinal Mongols, historically, were divided in two parts.

    [3] Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi Vol. I, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1971., Türk Mitolojisi I: ‘Kaynakları ve Açıklamaları ile Destanlar, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1989, pp. 14-15. 

    [4] Dursun Yıldırım, “Ergenekon Destanı”, Türkler, Vol. 3, Yeni Türkiye, Ankara, 2002, ISBN 975-6782-36-6, pp. 527-543. 

    [5] İslâm Ansiklopedisi, TDV yayınları, 18.Cilt, s.1

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    1. Omer Akbulut dedi ki:

      Kalemine gönlüne sağlık. Bir solukta okudum Tekrar tekrar okunacak bir yazı. Maşallah

    2. Birgül Akinci dedi ki:

      Harika aciklamissiniz Başkanım,yurginize saglik