eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Nurcan ŞARLAYAN

İlk, orta ve lise eğitimini Kırıkkale'de, Üniversite Eğitimini Gazi Üniversitesi Meslekî .Eğitim Fakültesi'nde tamamladı. Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitim Yönetimi ve Denetim alanında Tezli yüksek lisans eğitimini tamamladı. "Estetik Eğitim" isimli tezi, aynı konuda yayımlanmış yazıları ve "Eğitimde Nezaket" adlı kitabı bulunmaktadır.

    Tanıma Sanatı Tearüf

    Modern insanın ilişki biçimi, çoğu zaman hız ve fayda ekseninde şekilleniyor. Tanışmalar geçici, bağlar yüzeysel, dinlemeler ise sabırsız. Oysa insana dair en sahici ihtiyaçlardan biri, anlaşıldığını hissetmek; yani bir başkası tarafından özenle görülmek, dikkatle duyulmaktır. Bu ihtiyaç, Kur’ân’ın işaret ettiği bir kavrama, tearüfe dayanır. Tearüf; sadece bilgi edinmek ya da isim bilmek değil, birbirini içtenlikle tanımaya yönelmiş ahlaki ve estetik bir duruşu ifade eder. Tearüf kelimesi Arapça’da “karşılıklı olarak tanımak, bilmek” anlamındaki taʿâruf kökünden gelir.

    Kur’ân-ı Kerîm’de, “Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık, Allah katında en değerli olanınız O’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir, her şeyden haberdardır.” (Hucurât, 13). Buyruğunda geçtiği şekliyle; Fertler, gruplar, kavimler, ümmetler, milletler siyasî, kültürel, biyolojik, coğrafî vb. farklarla birbirinden ayrılır; bu farklara bağlı olarak farklı kimlik sahibi olur, bu kimlikle tanınır ve tanışır. Ayrıca her biri kendi farkını, özelliğini bir gurur, değer ve övünç vesilesi yapar. Âyet farklı yaratılmanın “kimlik edinme ve bu kimlikle tanınma, tanışma” fonksiyon ve hikmetini onaylıyor; ancak farklı sosyal ve etnik gruplara mensup olmanın üstünlük vesilesi olarak kullanılmasını reddediyor; insanın şeref ve değerini, kendi iradesi ile elde etmediği etnik aidiyete değil, kendi irade ve çabasıyla elde ettiği evrensel değerlere bağlıyor.( https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Hucurat-suresi/4625/13-ayet-tefsiri).

    İnsan, bir sırrı taşıyarak gelir dünyaya. Bu sır, hem kendine hem de başkasına dair bitmeyen bir tanıma arzusudur. Ancak bu tanıma, sadece isimleri öğrenmek ya da yüzleri hatırlamak değildir; bu, bir kalbi tanıma yolculuğudur. Yüzeydeki farkları aşarak hakikate dair bir bağ kurma niyetidir.

    Tearüf, bu çağın unuttuğu bir bilgeliği taşır. Bugün tanışmak, çoğu zaman tüketmek ya da kategorize etmek için yapılır. İnsanlar birbirini hızlı bir biçimde etiketler; ya ait oldukları sınıflarla ya da ideolojik yargılarla tanımlar. Oysa tearüf, ön yargıların perdesini aralayarak, karşıdakinin biricikliğini görmeyi teklif eder. Bu, bir bilme değil, bir anlama çabasıdır. Bilmek nesneyi hâkimiyet altına alırken, anlamak ona yaklaşır, onu dinler, ona mekân tanır. Bu anlamaya açık kalbin adıdır tearüf.

    Tearüf, aynı zamanda bir estetik ilişkidir. Çünkü anlamak, sadece zihinle değil, duygu ve sezgi ile gerçekleşen bir incelik gerektirir. Karşısındakini kabalıkla değil, nezaketle dinlemek; onu düzeltmeye çalışmak değil, duyabilmek için susmak; farklılığı tehdit değil, zenginlik olarak görmek, estetik bir tutumlardır.

    İnsanın başkasına karşı sergilediği durma biçimi, yani hâli, tavrı ve söylemi; onun iç dünyasında kurduğu estetik terbiyenin bir yansımasıdır. Bu terbiye, sadece görgüyle ya da alışkanlıkla değil, irfanla yoğrulmuş bir idrakle bakan, muhatabını bir manzara gibi değil, bir kıymet olarak gören gözdür. Bu gözle bakıldığında asıl tearüf gerçekleşebilir.

    Eğitimde Tearüf

    Bugünün eğitimi, çoğu zaman bilgiyi aktarmaya odaklıdır. Ancak gerçek eğitim, bir insanı gerçek anlamda tanıma niyetidir. Öğretmen ile öğrenci arasında kurulacak tearüf, bir güven iklimi oluşturur. Öğrenci kendini anlaşılmış hissederse açılır; öğretmen, öğrencisinin iç sesini duyabilirse güzel rehberlik eder. Bir insanın neye meyilli olduğunu, hangi duyguda derinleştiğini, hangi sorularla büyüdüğünü bilmeden ona eşlik etmek mümkün değildir. Dolayısıyla tearüf, eğitimin hem etik hem estetik temelidir. Tearüf, sınıfta otoritenin değil, doğru ilişki ve doğru iletişimin dilini kurar.

    Medeniyetler, tearüfün yoğunlaştığı mekânlarda kurulur. Komşuluk, misafirlik, çarşı kültürü, sohbet meclisleri, ilim halkaları..Tüm bunlar, insanın ötekiyle buluşmasını bir saygı zeminine taşıyan estetik pratiklerdir. Bugün, gelişigüzel, yüzeyden geçen ilişkiler içinde tanımanın değil, karşılaşmaların öne çıktığı bir dünyada yaşıyoruz. Oysa bir medeniyet, insanların birbirine dikkat kesildiği; bir göz, bir kelime, bir suskunluk kadar bile anlam üretmeye çalıştığı ortamlarda şekillenebilir, anlam kazanabilir.

    Sonuç olarak diyebiliriz ki tearüf, insanın insanla olan ilişkisinde ahlaki ve estetik bir zemin kurar. Bu zeminde konuşmak değil, dinlemek; anlatmak değil, anlamaya çalışmak esastır. Bu anlayış, bireyde ve toplumda incelik ve estetiği doğurur. Belki de bugün en çok unuttuğumuz değer budur: Yaratılmış bir varlığı bir kuşu belki, bir çiçeği ve bir insanı tanımaya değer bulmak.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.