Yıllar önce emekli bir zattan şöyle bir hatıra dinlemiştim:
“1940’lı yıllarda ilkokul öğretmenimiz, yazı tahtasının bir tarafına sarıklı, şalvarlı bir Osmanlı erkeği ile çarşaflı bir Osmanlı kadını; diğer tarafına fötr şapkalı, dar giyimli bir Batılı erkek ile açık giyimli bir Batılı kadın resmi çiziyordu. Sonra bizleri bir merasimle tahtanın önüne getiriyor, Osmanlı figürlerine tükürtüp, Batılı figürleri öptürüyordu. Ruhumuza iyice işlesin diye birine nefret; öbürüne muhabbeti ihtiva eden bu telkini birkaç defa tekrarlatıyordu.”
Şüphesiz, ferdi bir icraat gibi gözüken bu olay, inşa edilmek istenen bir zihniyet meselesiydi. Yeni düzen,tutunmak için eskiye nefreti zaruret olarak görüyor, bunu körüklüyordu. Müfredat marifeti ile yeni nesle atalarınısövdürtüyor, evrim perdesi altında ateist/seküler bir hayat felsefesi benimsetilmeye çalışılıyordu. Dinin dilde bile kalmasına tahammül edilemiyor, gündelik dilden dini kullanımlar bir bir kovuluyordu. “Selamünaleyküm”, “hayırlı sabahlar” gerici ifadeler sayılıyor, cami hocasını hatırlattığı için okullarda “Öğretmen”e “hocam” diyene ceza kesiliyordu.
Yeni Maarif Modeli’nden de anlaşılacağı üzere, SayınMilli Eğitim Bakanı, müsteşarlığından beri Türk milli eğitiminin ıslahı için gayret ediyor. Eski müfredatı tamire,yeni neslin, varoluşsal gayelerinin bilincinde, onurlu bir kimlikle geleceğe başı dik yürümesini temine çalışıyor.
Peki, bu düşünceler okullarda ne derece makes buluyor?
Hem uzun yıllardır eğitim camiasında vazife gören bir eğitimci hem de bir veli olarak izlenimlerim, bana işlerin yolunda gitmediği kanaatini veriyor. Öğretmenler bildiğini okuyor, nihayetinde at sahibine göre kişniyor.
Bu cümleden olarak bir sorunu özellikle dikkatinize arz etmek isterim:
Malumunuz, müzik insan dilinin en estetik yönünü temsil ediyor. Müzik dili evrenseldir, insaniyeti tatmış hemen her fert müziğin tekâmül ettirici ikliminden nasiplenir. Kültürümüzde de müzik ruhun gıdası olarak görülür ve irfan türkülerimiz ruha şifa nice şaheserler barındırır. Diğer yandan müzik etiketi altında pazarlanan, ancak ruhu şehvet, bedbinlik, bağımlılık ve şiddet gibi bataklıklara çağıran parçalar da çeşitli mecralarda müşteri bulmaktadır.
Müzik, okullarda hem müstakil bir ders olarak icra edilmekte hem de diğer derslerde eğlendirerek eğitme/öğretme aracı olarak kullanılmaktadır. Okullarda ayrıca dönem içlerinde ve sonlarında müzik/dans etkinlikleri gerçekleştirilmektedir. Müzikli etkinlikler özellikle eğlencenin ön planda olduğu okul öncesi ve ilkokul seviyesi eğitim süreçlerinde daha geniş yer tutmaktadır.
Ne yazık ki müzik parçalarının, dansların seçiminde öğrenciye görelik ilkesi yeterince gözetilmemekte, akıllı tahtalarda klipli müzikler açılmakta, körpe yavrucaklar yetişkinlerin bile kaldıramayacağı uygunsuz klip sahnelerine maruz bırakılmaktadır. Seçilen danslar ve müzikler aşırı cinsellik içermekte, Jennie’nin “Mantra”sı gibi şehevânîklipleri küçücük çocuklara izletip aynı hareketleri dans eğitimi adı altında çocuklara yaptırmakta kimi öğretmenler bir beis görmemektedir. Bu arada benzer özensizlik çocuklara izletilen çizgi filmlerde de gözlenmektedir.
Bir zaman “Anne, okulda bu gün ayıp şeyler izledik.”, “Bu gün izlediğimiz videoda ayıp şeyler vardı.” şeklinde dansözlü bir klip izlediğini annesine bildiren bir kız çocuğunun gizli feryadını Ankara’daki ilgili mercilere şifahen ulaştırmaya çalışmış, bu umumi belvanın halli için bir çare aramıştım. Ancak mesele şahsi bir şikâyet olarak algılanmış, herkes başkasına beni yönlendirmişti.
Hülasa: Bugünün sapkın cânileri dünün masum çocukları idi. Zira ne ekersen onu biçersin.
Hâl böyleyken Milli Eğitim Bakanlığı sınıfların akıllı tahtalarla donatıldığı, eğitimin dijitalleştiği bu çağda müzik, dans, çizgi film adı altında okullarda çocuklara neler dinletildiğini/ izletildiğini denetlemeli değil mi? Bu konuda ilgililere bir değerler çerçevesi sunmalı değil mi? Buna mugayir davranan ölçüsüzlere bir sınır getirmeli değil mi?Zımni bir muhtariyetle davranan özel okulları, özellikle de küresel cinsiyetsizlik propagandalarına çanak tutanlarını daha bir dikkatle izlemeli değil mi?
Yarın geç olabilir. Bizden söylemesi.
Hâmuş: “Bir mevsim-i bahârına geldik ki âlemin,
Bülbül hâmuş, havz tehî, gülistan harâb.” İzzet Molla
Hocam elinize emeğinize sağlık. Çocuklarimiz okulda kaybedilen değil bilakis kazanilan olmalıdır. Aileler olarak gözümüz arkada kaliyor, hergun yeni bir güzel ahlakla gelmesi gereken çocuklar evlerine hergun daha garip bir hareket veya davranış kalıbıyla dönüyor. Allah sonumuzu hayretsin
Can-ı gönülden tebrik ediyorum yazınız için.
Milli öğütüm sistemimiz tam gaz devam ediyor. Bizi kandıranları görmememiz bizim ayıbımızdır.
Veli okula gidecek ve masaya yumruğunu vuracak, Bakanlık tan bu toplumun Müslümanlarını dert edinecek bir anlayış beklemek hiç akıllıca değildir.