Yedinci bölüm
Öğretmen, yapabileceği hiçbir işi başkasına havale etmez.
Öğretmen, nemelazımcı değildir. Bir çocuk düşmüşse, bir arkadaşı fenalaşmışsa, birinin yardıma ihtiyacı varsa, çalışmayan bir arabanın itilmesi gerekiyorsa, birinin farklı bir yardıma ihtiyacı varsa ilk o koşar. “Nasıl olsa biri yapar” demez. O “biri” kendisi olur. “Neme lazım” demez.
Öğretmen, yetki alanını iyi bilir.
Öğretmen, idarecilere ne zaman ve ne kadar yakın olması gerektiğini bilir. Genellikle idareci arkadaşlar, kendi kontrollerinde yardım edilmesini isteyebilirler. Akıl verilmesinden, nasihat edilmesinden hoşlanmazlar. Hele bilgiç söylemleri ve suçlayıcı tavırları idareci psikolojisi kaldırmaz. İdarecilerle, iletişim kazasına yol açabilir. İdarecinin tavrına, anlayışına ve algısına göre bir yol izler.
Öğretmen, çevre temizliğine ve okul disiplinine katkı sağlar.
İdareci ve öğretmenler aynı takımın oyuncuları olduklarının bilinciyle hareket ederler. Şayet idareciler kendilerine öğretmen ötesi bir rol biçerlerse takım birliği bozulur. Temizlik ve okul disiplini, okulun tüm paydaşlarının işidir. Hatta öğrencileri, bilhassa sınıf başkanlarını da bu sorumluluğa dâhil ederler.
Öğretmen, çevredeki esnaflarla ve komşu okulların öğretmenleriyle de mümkün olduğunca tanış olur.
Öğretmen, okulun karşısındaki, yanındaki esnaflarla tanışır ve görüşür. Onlar da eğitimin bir paydaşıdır.
Öncelikle komşu okullar olmak üzere diğer okulları ziyaret eder. Bilhassa zümre öğretmenleriyle işbirliği yapar. Sosyal medya, dijital dünyanın da aracılığıyla, alanıyla ilgili gelişmeleri takip eder; iyi örnekleri araştırır.
Öğretmen, sportif faaliyetlerde aktif olur.
Öğretmen, mümkünse oyuncu olarak ilgisi olduğu spor dalında yerini alır ve müsabakalara katılır. Takım oyuncusu olamıyorsa seyircisi olur. Yeteneği olduğu alanda ihtiyaç varsa takım hazırlar. Organizasyonlara dâhil olur.
Beden eğitimi, resim, müzik ve din kültürü, Türkçe, tarih ve coğrafya derslerinin öğretmenleri aslında tüm derslerin zümresi gibidir.
Öğretmen, törenlerin gönüllüsü olur.
Sanatını seven bir öğretmen, önemli gün ve haftalarda yapılan törenlerde görev almaktan kaçınmaz. Törenleri öğrenciye yakın olmak ve iletişim kurmak için bir fırsat olarak görür.
Öğretmen, izinli öğretmenlerin derslerinin boş geçmemesi için gayret eder.
Öğretmen, öğrencinin faydasına olan bir işi yapmak için bir yetkiliden emir almayı beklemez. Gerekirse idareciye bilgi verir, usulünce hatırlatır ve gereğini yapar. Dersin boş geçmesine gönlü razı olmaz.
Öğretmen, okul gezilerine ve sosyal faaliyetlere öncülük eder.
Öğretmen, sosyal faaliyetlerde sorumluluk almaktan kaçmaz. Okul gezilerine, sosyal ve kültürel faaliyetlere öncü olur ve koordine eder. Prosedürün, formalitelerin fazlalığı onun hevesini kırmaz, ümitsizliğe düşmez. Sınıf dışı etkinliklerin öğrencilerle daha nitelikli iletişim sağladığını bilir.
Öğretmen; duvar gazetesi, okul dergisi, web sitesi ve benzer yayınlara öncülük eder.
Öğretmen, öğretmenliğini dersliklere hapsetmez. Sınıf dışında neler yapabileceğini düşünür ve planlar. Okul dergisi yoksa çıkartmaya, varsa katkı sağlamaya çalışır.
İnternet ortamından mümkün olduğunca yararlanır. Öğretmenin sosyal medya hesapları olur ve o, bunları vakarına uygun olarak kullanır.
Öğretmen, bilgi ve kültür yarışmalarının aktif gönüllüsü olur.
Öğretmen, okullar arası yarışmalarla yetinmeyip, şubeler arası yarışmalara da öncülük eder. Vermek istediği bazı davranışları yarışma sorularıyla gündem yapar. Yarışma yoluyla öğrenmeleri zenginleştirir. Öğretmen, her bir aşamasını planlayarak yarışmaları öğrenmenin bir parçası olarak değerlendirir.
Öğretmen, mümkünse tiyatro ve koro kurulmasına öncülük eder.
Öğretmen, tiyatro ve koro gibi ekiplerin kurulmasına; bu ekiplerin temsil yapmalarına destek olur.
Öğrencilere yaptığımız anketlerde, “Öğrencilik süresince unutamadığınız bir faaliyet nedir?” diye sorulduğunda çoğunlukla gezi, tiyatro, koro benzeri faaliyetlerin cevabını alıyoruz.
Tiyatro ve koro öğrencilerin kendilerini ifade etmeleri ve sosyalleşmeleri açısından büyük önem arz eder.
Öğretmen, okulun tamir işlerine ve çevre düzenine katkı verir.
Bir okul ziyaretimde kırık camı göstererek; “Müdür Bey! Burada kırık bir cam var, sanırım gözünüzden kaçmış?” dediğim zaman okul müdürü unutamadığım bir cevap verdi: “Müdürüm, ilçe milli eğitim müdürlüğüne yazdık ama on gün geçmesine rağmen henüz dönüş olmadı.” Böyle bir cevap beklemiyordum, şaştım kaldım. “Müdür bey! -40 lara kadar düşen bu soğuk kış gününde 40 cm2 lik bir cam için demek on gündür bekliyorsunuz?” Böyle idarecilik ve öğretmenlik olur mu? Okul bizim evimiz. Kim evinin camı kırılınca on gün bekler?
Bir hususa daha değinmekte fayda görüyorum. Büyük Türk bilginlerinin fotoğrafları koridorlara asılır, bu güzel. Ne var ki eskilerde güncel bir fotoğraf asanı, şablonun dışına çıkanı pek görmezdik. “Neden Nasrettin Hoca, İsmail Dümbüllü, Nurettin Topçu, Necip Fazıl Kısakürek, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Aziz Sancar, Vecihi Hürkuş, Selçuk Bayraktar gibilerinin de fotoğrafları olmasın?” diye düşünürdüm.
Son zamanlarda seminerlere gittiğim okulların kütüphanelerinde ve koridorlarında görmeye başladım. Öğretmen, “Bunların fotoğraflarını asın!” diye emir gelmesini beklemez.
Siyasi kimliği öne çıkan, ideolojik tartışmalara sebep olacak resimlerin asılmaması gerektiğini de çok iyi bilir. (Devam edecek)
Yıldırım Alkış