İlkokul birinci sınıfı bitirdiğim ilk yaz tatilinde aynı zamanda Kur’an kursuyla da tanışmış oldum. Bir taraftan elif, be, te… harflerini öğrenmeye çalışırken bir taraftan da rahmetli Çangal Hoca1, otuz üç farzı öğretmeye çalışıyordu. Köyümüzde kız erkek Çangal Hoca’da okumayan neredeyse yok gibiydi. Hiç de maddi beklentisi olmadan meccanen okuturdu. Benim için çok kolay olmadı, bunları öğrenmek için bir değil çok yaz hocaya gittim. İlkokul bitmeden nihayet elif cüzü bitti ve amme cüzüne geçtik. Otuz üç farzı da ezberledik ezberlemesine de bazı kelimeleri anlamakta güçlük çekiyordum. İtiraf edeyim “Hadesten tahâret”i ilahiyat fakültesini bitirdiğimde dahi tam anladığımı söyleyemem. Manasına “abdest almak, manevi kirlerden arınmak” diyorlardı. Eh biz de öyle ezberledik. İlk zamanlar soramadım ve sorgulamadım. “Hades” denen şeyle abdestin ne ilişkisi vardı? Elimi yüzümü yıkadım tamam da kapalı olan hiç de kirlenmeyen kolumu, çorabın içindeki ayağımı niçin yıkıyordum. Ayaklarımı yatağa girerken yıkamam anlamlı, onu anlarım; akşama kadar kirleniyor da sabah erkenden yıkamanın ne anlamı vardı? Bu sorunun cevabını ancak üniversiteyi bitirdikten yıllar sonra bulabildiğimi sanıyorum. Ben artık kendimi ikna edebiliyorum ama okuyucu ne kadar ikna olur onu garanti edemem.
İlmihal kitaplarında şöyle yazıyor: “Hades, büyük hades ve küçük hades olmak üzere ikiye ayrılır. Cünüplük, hayız ve nifas gibi hükmî kirlilikler büyük hades, abdestsiz olma hâli ise küçük hadestir. Büyük hades gusül ile küçük hades ise abdest ile giderilir. Suyun bulunmaması veya bulunduğu hâlde kullanma imkânının olmaması hâlinde hem büyük hem de küçük hades, teyemmüm ile giderilir.”
Burada bir de “su bulunamazsa toprakla teyemmüm edilir” diye bir bilinmez daha zuhur etti. Biz, tozun toprağın kirlettiği yerleri bile su ile temizlerken toprak ile hadesten temizlenmeyi nasıl anlamalıyız?
Konunun daha iyi anlaşılması için biraz da kimyadan ve tıp ilminden istifade etmeliyiz. İnsan vücudu, pozitif ve negatif elektrik yükleriyle çevrilidir. Günlük olayların can sıkıntısı, moral bozukluğu, stres; bilhassa da sentetik, plastik, metal eşyayla temas ve onlara sürtünmek vücutta statik elektrik birikmesine sebep olur. Teknolojinin nimetleri, bazen de afet olabiliyor demek ki. Telefon, tablet, televizyon gibi elektronik aletlerle haşır neşir olanların ve elektronik ortamlarda bulunan kişilerin vücutlarında elektronik cihazlardan kaynaklı olarak statik elektrik fazlaca birikebilir. Toprak ve su ile yeterince temas edilmezse statik elektrik yükü artar. Yün, pamuk, ipek ve keten gibi tabi kumaşların dışındaki tüm sentetik kıyafetler de statik elektrik yükümüzü artırır.
Statik elektrik bazı durumlarda fizyolojik rahatsızlıklara da sebep olabilir. Kişi kendine veya çevresindekilere zarar verme eğilimine girebilir. Statik elektrik çarpmaları, gaz ve benzin kaçağı olan yerlerde yangınlara dahi sebep olabilir. Kas, deri hastalıkları, psikolojik rahatsızlıklar, fibromiyalji, halsizlik, iştahsızlık, aşırı kilolar, stresler, depresyonlar, migren, gastrit, ülser, sinir sistemi ve sindirim sistemi bozukluklarının hemen hepsi statik elektriğin tetiklediği rahatsızlıklardır.
Vücuttaki elektriklenmenin, mayası elektrik olan cin şeytanlarıyla da alakası vardır. Allah Resulü (sav) şöyle buyurmuştur: “Şeytan, kanın dolaştığı gibi insanın içinde dolaşır.”2 Şeytanı vücudumuzdan uzak tutmanın en önemli yolu abdestli bulunmaktır. Ateş, insanı nasıl yakarsa abdest suyu da şeytanları öyle yakar.
Vücudu ve beyni aşırı elektriklenmenin zararlarından koruyan beyaz hücreler (lökositler, akyuvarlar) vardır. Asabiyet, aşırı sinir ve gerginliği azaltmaya çoğu zaman lökositlerin gücü yetmeyebilir. Onun için tabi destekçilere ihtiyaç vardır. Bu konuda en büyük destekçi ise sudur. Su vücudu soğutur ve statik elektriği azaltır. Statik elektriklenmeyle vücudumuza bilhassa da beynimize ve otoritemize taarruz eden düşman cinlerin (şeytanlar) vücuda girmesine abdest suyu engel olur. Su bulunmadığı zaman toprakla teyemmüm yapılmasının hikmeti de aynıdır. Su gibi toprak da vücuttaki aşırı elektriklenmeyi izale eder. Bazı metallerde statik elektriği emer ve vücudu korur. Altın, gümüş, bakır bu metallerdendir. Dinimizce kadınların takı olarak altın kullanmasına izin verilmesi, erkeklere gümüş yüzük tavsiye dilmesi ve evlerde geleneksel olarak bakır kapların kullanılması demek ki boşuna değilmiş.
Statik elektriklenmeden kurtulan insan daha uysal, uyumlu, iradesini kontrol edebilir duruma gelir. Sevgi, huzur ve güven duygusu oluşur. İnsanın bu vesileyle ikili ilişkileri güzel olduğu gibi İbadetlerini de huzurla yapmasına zemin oluşur. Ayrıca kişinin bir sevdiğine sarılması, tokalaşması, çocukların başını okşaması, annelerin çocuklarını emzirmesi de vücudun seratonin hormonu salgılamasına ve statik elektrik boşalmasına sebep olur. Bu halde kılınan namazdan ve yapılan ibadetten alınan manevi haz seviyesi yüksek olur. Evlerimizdeki toprak hatlı prizlerin ve topraklamanın hikmeti de budur.
Tabii ortamlarla ve toprakla irtibatı kesilip beton binalara hapsedilen modern çağın insanının ne de çok doktorlara taşındığı ve basit bir yol verme meselesinde bile çetin kavgaların yapıldığı herkesin malumudur.
Modern tıp, hastalıkları teşhis ve tedavi üzerine kurulmuştur. Hangi hastalığı hangi kimyasal ilaçla tedavi edebiliriz üzerine yoğunlaşıyor. Hastalıkların sebepleri ve hastalığı önleyici tedbirleri pek gündemine almaz. Çünkü her gün üretimi kat be kat artan kimyasal ilaçlar satılmalı ve sömürgeci materyalist sistem ayakta kalmalı. Ne çok hasta ve hastalık, o kadar çok para demektir. Hâlbuki Tıbbı Nebi ve geleneksel tıp, kişinin hasta olmaması üzerine odaklanır. “Koruyucu Hekimlik” dediğimiz şeyi daha çok önemser.
Bu husustaki çözüm önerilerimizle sözümüzü bitirelim;
Daha mutlu, daha muhabbetli, daha organik ve sade bir hayat; Daha az stres, daha az kimyasal, daha az tartışma, daha az elektronik eşya temennilerimle.
Yıldırım Alkış
Dipnot
Sevgili kardeşim kalemine,gönlüne,vücuduna sağlık,sihhat ve afiyetler temenni ederim.
Sayın hocam zihninize kaleminize sağlık, şahsen çok faydalandım. Allah razı olsun, dualarınızda fakiri unutmamak dileğiyle selam ve saygılarımla.