Daha önceki akademik bir yazımda da belirttiğim gibi henüz ortaokul ve lise yıllarında, nasıl bir deha sahibi olacağının işaretlerini veren Sezai Karakoç, hayatının ileriki dönemlerinde bunu fazlasıyla başarmış bir şahsiyettir. Kendisi önemli bir şair ve mütefekkir olmakla birlikte geleceğe dair önemli siyasi görüş ve öngörülere de sahiptir. 1960 yıllarında yazmış olduğu bir yazısında, eğer üçüncü bir dünya savaşı çıkacak ise bunun Hristiyanlık âlemini temsil eden Batılı devletler bloku ülkeler ile Komünist rejimi sembolize eden Ruslar arasında yaşanacağı öngörüsünde bulunur.
Karakoç’a göre İslam’ın ilk ortaya çıktığı dönemde, Doğu imparatorluğu olan Fars ile Batı imparatorluğu olan Bizans etkili devletlerdir. Bu iki devlet ve medeniyet, insanlığı köle edinmek idealini, hep taşımışlardır. Mısır, Suriye, Irak, Anadolu gibi ülkeler ise, buradaki yerli halklarının değil; uzun süre ya Bizans, ya da İran’ın idaresinde bulunmuşlardır. İslam bu iki imparatorluğu yıkmakla, Ortadoğu, Afrika ve Asya halklarının köleliğine son vermiştir. Bu durum, insanlara kendi kendilerini idare etme yolunu açmış, onları istiklallerine ve hürriyetlerine kavuşturmuştur.Batı fikir adamlarının İslam toplumlarıyla ilgili aldandığı en büyük noktalardan birisi İslam’ın, herhangi bir doğu sistemi olduğunu sanmalarıdır.
Şair, şiir, sanat, tarih ve diğer birçok konuda derin fikirlere sahip olan Karakoç, geçmişte yaşanan savaşlardan hareketle, ileride yaşanacak, ya da yaşanabilecek olaylar ve savaşlar hakkında da isabetli görüşler ileri sürer. Yine o, gelecekte çıkabilme ihtimali olan savaşlardan da bahseder ve bu konudaki düşüncelerini de çekinmeden dile getirir.
Karakoç’un 1960’lı yıllarda kaleme aldığı “İslam ve Savaş” adlı yazısı okunduğunda, günümüzde devam etmekte olan Rusya Ukrayna savaşını, onun sanki yıllar önce tahmin ettiği ya da öngörüde bulunduğu gibi bir kanaat oluşmaktadır. Karakoç, bu önemli yazısında, tarihte yaşanan savaşlardan ve Müslümanların başından geçen hadiselerden bahseder. Ayrıca Hristiyanların ya da diğer inançların savaş ile ilgili düşünceleri konusunda derin tahlillerde ve değerlendirmelerde bulunur. Tüm inançların ya da medeniyetlerin savaşa bakışından da söz eder. Bir de birinci ve ikinci dünya savaşlarına değinir ve bu konularda da ilginç ve derin tahlillerde bulunur.
Karakoç’a göre savaş, her dönemde insanlar arasında yaşanmış bir olgudur. Dolayısıyla ütopya ve fanteziler hariç, insan durumunun söz konusu olduğu her yerde, onu bir veri olarak almak ve insani şartların başlıcalarından saymak gerekir. Hristiyanlığın hemen hemen her konuda ve durumda olduğu gibi, savaş konusunda da, realiteden kopuşu, kaçışı, devekuşu davranışı, hayallere sığınışı ve hülyalara kapılışı karşısında; İslamiyet, savaşı bir gerçek realite olarak kabul etmiş ve onu bu şekilde kontrol altına almıştır. Yine Hristiyanlık, teoride savaşı inkâr ettiği halde, pratikte ona karşı en ufak bir barikat dahi kuramamıştır. Nitekim onun bu tutarsız tavrı, Roma Devleti’ni meşrulaştırmaktan başka bir şeye de yaramamıştır. Dolayısıyla tarihte Hristiyan ve Roma medeniyeti çatışması hep yaşanmıştır. Öncesinde bunlar yaşandığı gibi Roma Devleti, Hıristiyanlığı resmen kabul ettikten sonra da, savaşlar vasıtasıyla, insanları ezmeğe devam etmiştir. Dolayısıyla Roma İmparatorluğu’nu asıl yıkan Hristiyanlık ideolojisi değil; onun ırkçı düşüncesi ve buna bağlı olarak gerçekleştirmiş olduğu haksız akınlarıdır.
Hristiyanlığın genel ve her zaman geçerli bir kaide gibi dile getirdiği, aslında ise, yalnız haksız ve zalim zorbalar için doğru olan, “kılıçla kalkan, kılıçla helak olur” paradoksu, bizzat Hristiyan devletler ve ırklar tarafından dikkate alınmamış ve dolayısıyla bu durum suistimal edilmiştir.
Sezai Karakoç’a göre Roma İmparatorluğu asıl kılıca dayanır ve dolayısıyla haçlı seferlerine çıkan Hristiyanların tek güveni de maddi güç ya da kılıç olmuştur. Nitekim onların bu akınları/işgalleri, ancak Selahaddin-i Eyyubi’nin, ipeği bile ikiye bölen, kılıcıyla temizlenebilmiştir. 17. yüzyıldan günümüze, Doğuyu sömürmek için savaşın her türlüsü, Hristiyan Batı’nın sık sık randevu verdiği; ya da başvurduğu bir yöntem olmuştur. Bunun sonucunda yirmi yıl ara ile iki cihan savaşının çıkarıcıları yine onlar olmuştur. Dolayısıyla dünyayı yok olmanın eşiğine getiren ve insanı adeta kavuran silahların, teknik ve usullerin bulucusu yine Hristiyan Batılılar olmuştur. Böylece, teoride, savaşı reddeden Hristiyanlık, pratikte, bütün insanlığı savaşta yok etmenin her yönünü, her türlüsünü denemiş ve her imkânını kullanmıştır.
Karakoç’a göre komünistler de dillerinden “barış” kelimesini düşürmedikleri halde, dünya ihtilallerinin, yakış ve yıkışlarının, farklı bölgelerde yaşanan iç savaşlarının sorumluları olarak, Hristiyan Batılılar gibi, onlar da büyük pay sahibi olmuşlardır.
Dolayısıyla Karakoç’a göre üçüncü bir dünya savaşı da, pek muhtemel olarak, bu iki savaş düşmanı (yani Hristiyanlık âlemini temsil eden Batılı devletler bloku ülkeler ile Komünist rejimini sembolize eden Ruslar) yüzünden ve onların arasında çıkacak ve belki de insanlığın ve muhakkak olarak da bu çağ şartlarının da sonu olacaktır.
Ukrayna Rus savaşının yaklaşık üç yıldır devam ettiği bu günlerde, Karakoç’un yaklaşık altmış yıl önceki bu tespiti ve öngörüsü çok manidardır. Bu savaş, görünüşte her ne kadar Ukrayna ile Rusya arasında çıkmış gibi olsa ve öyle görünse de aslında eski komünist bir rejim olan Sovyet ve Sosyalist Cumhuriyeti Birliğini temsil eden Rusya ile Batılı Hristiyan devletleri arasında devam etmektedir. Dolayısıyla bu üç yıldır devan eden savaşın ne zaman biteceği ya da nasıl sonuçlanacağı da henüz belli değildir. Ya da Sezai Karakoç’un altmış yıl önce tahmin ettiği ya da öngördüğü üçüncü bir dünya savaşına mı evrilecektir? Onu da zaman gösterecektir. Bu arada Hristiyan Batı’nın başında ABD’nin olduğunu da özellikle vurgulamak gerekir.
Prof. Dr. Kemal TİMUR** Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, kemaltimur@hotmail.com
Değerli hocam, üstadın tespitleri takdire şayan.
Müthiş bir yazı, kaleminize yüreğinize sağlık Mirim
Rabbim Sezai Karakoç’a gani gani rahmet eylesin, makamı âli olsun.
Sayın Hocam, yerinde ve önemli tespitleriniz için elinize, gönlünüze ve kaleminize sağlık.