Eğitimin sorunlarını saymakla bitirmek mümkün olmadığı gibi bu sorunları görmezden gelmek ya da çözüm üretmeyi ertelemek, güçlü ve köklü medeniyetler için asla söz konusu edilmeyecek işlerdendir.
Eğitim sorunlarına çok yönlü bakmak, tüm paydaşların görüş, düşünce ve tekliflerine değer vermek ve empati yapmak öncelenmeli; “özel hayat” ve “özgürlük” gerekçesi ve bahanesiyle kamusal/ortak aklın ortaya koyduğu ilke ve kurallar esnetilmemelidir. Nitekim toplumsal hayatın ilke, kural ve sınırları toplum tarafından asırların imbiğinden süzülerek oluşmakta ve yerleşik hale gelmektedir. “Özel hayat” ve “özgürlük” söylemleri ve eylemleriyle kamusal alanın taciz edilmesi ise öncelikle egoist, bencil ve patolojik ruh halinin göstergesidir.
Toplum, yeni doğmuş bebeğinden ölüm döşeğindeki yaşlısına kadar çocuk, ergen, genç ve yetişkin yaş aralıklarındaki insanlardan oluşmaktadır. Her yaş grubunun farklı ruhsal niteliklere sahip olduğu bilimsel bir gerçekliktir. Ergenlik dönemindeki gençlerle yetişkin insanların aynı ruh halini taşımaları mümkün değildir. Toplumsal/kamusal alan sadece yetişkinlerin hayat sürdüğü bir ortam değildir, dolayısıyla bu alanın sadece yetişkinlerin bilinç dünyalarına ve bireysel “özel hayat” ve “özgürlük” anlayışlarına göre kullanılması söz konusu olamaz.
Son yıllarda sosyal hayatta toplumun ortak kabullerine uygun düşmeyen tavır ve davranış sergileyenlerin dillerine pelesenk ettiği söylemlerden birisi de “Ben özgür bir insanım, bu benim özel hayatım, kimse bana karışamaz” şeklindeki söylemdir. Elbette ki özgürlük ve özel hayat bireysel haklardandır. Ancak Dünya Sağlık Örgütünün belirlemesine göre 0-17 yaş aralığındaki ergenlik dönemini yaşayan bireyler için henüz erişmedikleri bir yaş aralığı olan yetişkinlik döneminin olağan ve normal sayılan tutum ve davranışlarına maruz kalmalarının ergen psikolojisini etkilemediği iddia edilemez.
Yetişkinlerin özel hayatlarında ya da özel alanlarında gerçekleştirdikleri yetişkinlere has özel tutum ve davranışlarında özgürlüklerine müdahale söz konusu olamaz. Ancak bu tutum ve davranışların toplumun tüm kesimlerinin kullandığı kamusal alana taşınmasının, özellikle 0-17 yaş aralığı ergenlik dönemi bireylerin ruh sağlığına olumsuz tesirleri olacağı muhakkaktır.
İnsanı eğitip yetiştirme sanatının/mesleğinin adı öğretmenliktir. Bu görevi icra edenlerin “özel hayat” ve “özgürlük” söylemlerinin ardına sığınarak öğrencilerin ruh sağlığına olumsuz etki yapacak tutum ve davranışlardan kaçınmaları çocukların ruh sağlığı açısından önem arz etmektedir. Kaldı ki bu tür tutum ve davranışlar, bir boyutuyla öğrencilerin özgürlüğünü kısıtlayan ya da manipüle eden niteliğe sahiptir. Nasıl ki bir işveren, çalıştırdığı personele bir takım kuralları zorunlu tutuyorsa bir kamusal alan olan eğitim ortamlarının dolaylı yoldan işvereni konumunda bulunan toplumun, kamusal alana ilişkin belirlediği etik değerler de bağlayıcı olmalıdır.
Öğrencilerine rol model olması gereken öğretmenlerin son yıllarda asgari mahremiyet sınırlarını ihlal eden özel kıyafetlerle, vücutlarının çeşitli yerlerini delerek taktıklarıpiercinglerle ve yine vücutlarının görünür yerlerine yaptırdıkları tuhaf görünümlü işaret ve desenlerle ya da dövmelerle eğitim ortamlarında arz-ı endam etmeleri pedagojik açıdan ve öğrenciler üzerindeki etkileri açısından incelenmesi gereken önemli bir sorun olarak önümüzde durmaktadır.
Bir eğitimcinin, ‘özel hayat’ ve ‘özgürlük’ söylemlerinin ardına sığınarak, sınırsız özgürlük söylemleriyle keyfine göre ve âdeta şahsına ait özel bir mekânda yaşıyormuşçasına eğitim ortamlarında boy göstermesinin, öğrencilerin ve ailelerinin ‘özel hayatlarını’ ve ‘özgürlük alanlarını’ manipüle ve taciz etme anlamına geleceği açıktır. Dolayısıyla bir kamusal görev olan öğretmenlik mesleğini icra edenlerin toplumun ortak kabulüyle çizilmiş olan sınırlar çerçevesinde görevlerini yerine getirmeleri, böylece hem bireyin ve ailesinin hem de toplumun “eğitim hakkına” saygı göstermesi önem arz etmektedir.