Elbette âhiretin tarlası olan bu dünyada sınav hiç eksik olmaz! Şüphesiz sınavın kolay veya zor olması ise sadece Cenab-ı Hakk’a bağlıdır. Her ne kadar bu sınav biz inanlar içün büyük bir ehemmiyeti haiz olsa da akçeli dünyevî âlemde “bir tecrübe kazandıran zor durum”dan öte bir kıymet taşımaz. Bu yüzden dünyevî mânâda sınav, tamamen “bir kimsenin bilgi derecesini anlamak, bir iş veya okula girmeye ehliyetli olup olmadığını belirlemek için yapılan yoklama, imtihan”a dönüşmüş vaziyettedir. Hakikattan yana olanların her hâlükârda bu dünyevî sınavı da uhrevî sınava tekallübü elzemdir aslında. Fakat bu, şimdilik ayrı bir mesele olarak kenarda durmaktadır.
Geçen haftaki yazımızda eğitimin bir “meta”ya dönüştüğü, seçmeci ve elemeci sınav modellerinin tamamen arz-ı endam ettiği ülkelerde maarifin maalesef sadece zenginlerin ve ayrıcalıklı olanların bir hakkı ve aynı zamanda hâkim ideolojinin bir aygıtı haline gelmesi riski taşıdığından bahsetmiştik. Bu durumun da tabiî olarak takiyeyi doğurduğunu dile getirmiştik. Dolayısıyla muktedirlerin en hayatî sınavı da takiye üzerinden gerçekleşmektedir. Fakat toplumun her alanında sınav kaçınılmazdır artık…
O halde, devletin de oyunu kurallarına göre oynaması gerekmektedir. Yani, en başarılı yetiştirme kursları devlet okullarının kursları olmalıdır. Hatta bu kurslar, sadece üniversiteye dönük kalmamalı, KPSS gibi diğer öncelikli sınav alanlarını kapsamalıdır. Bunun için de devlet okulları aynı zamanda 12 ay esasına göre çalışan birer kurs merkezlerine dönüşmelidir. Mevcut kadrolu öğretmenlerin yetersiz kaldığı ve isteksiz olduğu durumlarda ise devreye derhal atama bekleyen öğretmenler girmeli, böylece maarifimize dönük geniş bir istihdam alanının daha devletçe önü açılmalıdır. Elbette gerekli şartları taşıyıp atama bekleyen her öğretmenimizin atanması devletin öncelikli politikası olmalıdır, fakat en azından sözünü ettiğimiz etkin kurs merkezleri sayesinde binlerce öğretmenimize kadrolu bir istihdam alanı oluşturulabilir. Böylece her iki taraf açısından da ailelerinin büyük bir kaygısı da bertaraf edilmiş olur. Aksi taktirde kaybeden yine her zaman olduğu gibi ülkemiz olacaktır!
Öğretmen arkadaşlarımız da yetiştirme kurslarının tuttuğunu ve dahi başarılı olduğunu ifade ediyorlar. Yaz aylarında da devamının çok gerekli olduğunu belirtiyorlar. En azından kursları, daha ziyade yaz aylarına etkin bir şekilde yayabilirsek esiri olduğumuz bu sınavlar âleminin döngüsünde işimizi ve aşımızı daha da kolay kılabiliriz. Böylece, büyük ölçüde özel teşebbüslere mâl edilen başarının asıl kaynağı da açıkça ortaya çıkmış olur. Ne dersiniz, maalesef değişime bağlı bir yapboza dönüşmüş sistemde bizim teklifimimiz de bir kez olsun tecrübe edilmeyi haketmiyor mu?
Efendim ey meded!
Ârifî’m soylamış, görelim cânım ne soylamış:
hayatımız olmuş sınav
her birimiz artık bir av
söyle Ârifî’m ne yapsın
maarifte çoktur manav…