Eşik, kadim dönemden beri Türklerde kutsal sayılmıştır. Bu yüzden eşiği aşındırmadan, eşiğe yüz sürmek ve eşikten atlamak töreli bir davranış şekli olarak bize daima telkin edilir. Eşikte kalmak ise çaresiz, yapayalnız kalmaktır. İnsan, gerektiğinde eşiğe kadar kovalanır. Çıldırmanın eşiğine gelen insan, bazen de ölümün eşiğine gelebilir. Dolayısıyla eşik, aslında hakikatın çizdiği bir sınırdır; ilimdir. Aynı zamanda da beşiktir. Bu yüzden beşikten mezara kadar ilim öğrenmek (hadis-i şerif) ve yol almak insanlığın en büyük arzusudur. Öyle ki bu yolda kapı eşiği olmak bile kâfidir. Ayrıca “gelin eşikte, oğlan beşikte” gerektir. Yani geline, atalara kendini kabul ettirene kadar eşikte durup oğlan doğurmaya hazırlık yapması öğütlenir. Bu öğüt gelin ile birlikte güveyiye de verilir. Zira ikisi de bu eşiğin yeni misafirleridir. Altın eşiğin gümüş eşiğe muhtaç olacağı ise hiçbir zaman akıldan çıkarılmamalıdır. Dolayısıyla, “Efendim, eşik eşiktir” deyip eşikten öte geçilmez!
Töreli Türk Edebiyatı’mızın kurucu metinlerinden olup 12. yüzyılda Edip Ahmed Yükneki tarafından yazılmış olan “Atabetü’l-Hakâyık” adlı eserimiz ise “hakikatların eşiği” anlamına gelmektedir. Dolayısıyla eserin adında eşiğe yer verilmesi tesadüfî değildir. Eserde eşiğin sınırları, daha ziyade akıl ve bilgiyle çizilmişdir. Çünkü insanın ziyneti akıl, kemiğinki ise iliktir. Bilgisiz, iliksiz kemik gibi boştur. İliksiz kemiğe ise kimse el uzatmaz!
Bu sınırın bir diğer komşusu, “dil”dir. Zira eserde dil, ahlâkın temeli olarak vurgulanır. Edeplerin en güzeli, dili gözetmektir. Dilini muhafaza edenin dişi kırılmaz. Dilini sıkı tutarsan yüzünü de ateşten kurtarırsın (hadis-i şerif). Hiç şüphesiz, dilin ziyneti, doğru sözdür. Doğru söz bal, yalan söz soğan gibidir. Dolayısıyla Edip Ahmed bizi, “Soğan yeyip ağzı acılandırma; bal ye” diye açıkça uyarır. Sözünü saklayan insan, sonra başını saklamak zorunda kalmaz. Ok yarası kapanır, fakat dil yarası kapanmaz!
Eşik aynı zamanda bizi, dünyadan âhirete götüren bir köprüdür. Dolayısıyla bu köprüde veren el olmak en üstün davranıştır (hadis-i şerif). Zira ellerin en kutlusu veren eldir. Alıp da vermeyen el ise ellerin en kutsuzudur. Kısacası kut, herkesi eşikte bekler. Zevke ve dünya lezzetlerine aldananların ise bu eşiği geçmesi zordur. Her emelin altında ise ecel saklıdır.
Eşikten rehbersiz geçilmez! Edibimiz bize yegâne rehber olarak Hz. Peygamber’i (s.a.s.) işaret eder. Bu yüzden onun sözüne dayanarak “Bilgi’yi Çin’de bile olsa arayınız” der. Ayrıca “Tarıqlıq tip (aymış) ajunnı” (Dünya tarladır) diyerek de dünyanın âhiretin tarlası olduğu hadis-i şerifiyle bizi bir kez daha sıkıca tembihler. İşte tam bu ânda aklımıza bir söz daha gelmelidir:
Eşikten öte yol yoktur!