Ocak ayı geldi. Malûm, akademide teşvik hesaplamaları bu ayda yapılıyor. Dolayısıyla sayıları yüzbinleri bulan akademisyenler günlerce akademik teşvik için bilgi belge telaşesiyle meşgul bir vaziyette. Tabii bunun karşılığında ise yedi sekiz bin lira civarı bir akademik teşvik söz konusu. Bu tutar, şubat ayından başlayarak bir dahaki şubata kadar düzenli olarak maaşlara ekleniyor.
Hâl böyle olunca, tabii olarak aslında bir bütçe kaleminden öte bir değer taşımaması gereken akademik teşvik, elbette bazılarını tenzih ederim ama bazı akademisyenlerin temel gayesine dönüşüveriyor. Aslında daima tefekkür ve tezekkürle malul olması gereken bir yüksek fikir çevresi, zaten üretip yayın hâline getirmesi elzem eserleri maalesef akademik teşvik nesnesi hâline de getirip bırakıyor. Bu arada olan ise maalesef yine akademiye oluyor. Uluslararası istatistiklerde sonuç ortada. Bunlara girmek istemiyorum.
Aslında değinmek istediğim asıl husus, bu işin ahlâkî boyutu. Elbette bir akademisyen olduğum için de tüm bunları içerden biri gibi ince düşünüp hassas tartarak da söylemeye gayret ediyorum. Akademik teşvik için bazı çevrelerde atıf, ödül ve dergi çetelerinin mevcudiyeti herkesin malûmu. Maalesef akademisyenler, akademik teşvikten dolayı bazı yayınevlerinin elinde esir olmuş bir vaziyette. İşin hak hukuk tarafına hiç girmiyorum; bu, her akademisyenin Rabbiyle arasındaki bir mesele elbette. Fakat şimdiye kadarki uygulama sürecinde çoğu zaman şahit olduğumuz ahlâkî zafiyet, Töreli fikir ailesi olarak bizleri gerçekten çok rahatsız ediyor. Bu yüzden yetkilerlerden akademik teşviğin kaldırılmasına yönelik acil bir çözüm beklediğimizi de ayrıca belirtmek istiyoruz. Elbette bu mesele, kesinlikle özneye bağlı bir ahlâkî yoksunluktan kaynaklanmıyor. İşin içinde, yüksek puana karşılık artış gösteren bir meblağ olmasından dolayı maddî hassasiyet büyük bir rol oynuyor.
Aslında, uygulamanın 15 Temmuz 2016’dan önce devreye sokulmuş olması, bize bugün hâlâ yaşadığımız ahlâkî zafiyetin de asıl nüvelerini veriyor. Dolayısıyla bu süreçte dizayn edilmiş akademik teşvik sistemi, bugün de sanki akademinin tek gayret-i şahanesi gibi maalesef alanda iyiye ve güzele dair ne varsa hepsini de önüne katıp tüm gücüyle sürüklüyor. Aslında koskoca bir ülke, bizzat teşvik adı altında kendisinin müsebbibi olduğu bir sel ile de boğuşup duruyor. Akademisyenlerin günlerce süren meşgalesi de cabası. Sempozyumlar ısmarlama; bildiri ve makalelerin de tadı yok. Atıflar siparişle verilmiş gibi. Elbette iyi olanlarını tenzih ederim, fakat görünen köy de artık kılavuz istemiyor.
Hani diyorum, devletimiz tüm akademisyenlere ortalama beşer bin lira verse de atıf, ödül ve dergi çetelerinin tasallutundan ve bazı yayınevlerinin elinde oyuncak olmaktan ve asıl en önemli ise bunlara bağlı ahlâksızlıktan hepimizi kurtarsa nasıl olur?
Elbet de takdir devletlülerindir. Bizler, sadece arz ederiz efendim…