Şüphe ilme götüren basamaklardan birisidir. Şüphe makam olursa olumsuz bir hüküm kazanır. Lakin hal olursa renklenme halinde sahibini hem yakine hem de ilme götürür. Gazali Bağdat günlerinde buhrana yakalanır ve bunalıma düşer. Şam günlerinde şüphe illetine yakalanır. Bu halden kurtulması ise kalbine ilka edilen, atılan nurla olur. Şüphe kalınması değil aşılması gereken bir hal veya mertebedir. Terakki basamaklarının çıkıldığı bir merdivendir. Nesefi akaidinin başında ehli hakkın anlayışı veya mezhebi şöyle tarif ediliyor: Eşyanın hakikati sabittir. Bu yakin mertebesidir. Bazen bu mertebeye şüphe basamaklarıyla çıkılır. Şüphe matlup bir durum değil zaruri bir haldir. Bu hali yaşayan önce bunalarak sonra da Allah’a sarılarak, sığınarak bu vartadan çıkmak ister. Yakin buhranın çocuğudur. Bu mücadele ve gelgitler sonrası insan manevi bir doğum yaşar. Yeniden doğar. Gazali buna ‘kazfu’n nur’ demektedir. Hazreti İbrahim ve ardından Hazreti Musa Kur’an ifadesiyle ‘o bana doğru yolda kılavuzluk yapar, doğru yola götürür’ demişlerdir. Bir buhran sonrasında Allah kullarının imdadına yetişmektedir. Sual ilmin yarısı veya anahtarı ise şüphe de mukaddimesi ve öncülüdür. Şüphe olmadan yakine ulaşılmaz.
Şüphe aşağıya ve yukarıya doğru inen ve çıkan bir turnike ve basamaktır. Müspet şüphe insanı yukarıya çeker. Menfi şüphe ise sahibini aşağıya doğru iter. Hem kuyuya düşürür hem de kuyudan çıkarır. Şüphenin bir ucu inkara diğer ucu ise yakine çıkar, açılır. Kışkırtıcı bir tarafı vardır. Kimileri belki ömürleri boyunca bu vartada kalırlar, bunu aşamazlar. Bu şüpheye teslim oluşları nedeniyledir. Nefsi ve hevai bir haldir. Halbuki, şüphe insanı yukarıya çekmeye yarayan bir manivela ve araçtır. Adeta oltanın ucundaki yemdir. İnkar vadisine sapanlar da şüphe vadisinde kalanlar da zarar ederler. Kısaca şüphe bizatihi yanlış bir mertebe değildir. Onunla olmaz onsuz da olmaz. Batılılar Gazali’nin yaşadığı müspet şüphe halini formüle etmişlerdir. Deyim halinde şöyle derler: Benefit of doubt yani kuşkudan veya şüpheden yararlanma. Şüpheye düşmeyen kendinden emin olur ve kendi yanlışıyla kalakalır. Kesin inançlılar zümresine katılır (the true believer ).
Bu da donuklaşmayı ve birçok yanlışı kabullenmeyi beraberinde getirir. Dinamizm ve esnekliği öldürür. Şüphe etmeyen insan tek kanatlı hale gelir. Dolayısıyla uçma yetisini kaybeder. Uçmak ve kalkış ve depar için gerekli olan zemini ve kanatları kaybeder. Kısaca şüphe hakikate ulaşma arayışında muharrik unsurlarından birisidir.
Biri menfi manada diğeri de müspet manada şüpheyi iki kesim kullanmıştır. Bunlardan birisi şüphe için şüphe doktrinine sarılan sofistlerdir. Diğer kesim de şüpheyi hakikat namına kabul eder. Hakikate ulaşmak için bir merdiven ve basamak olarak kullanır. Descartes, Gazali’nin yolundan ilerleyerek şüpheden yakine ulaşmayı sistematik hale getirmiştir. Muhammed Said Ramazan el Buti bazı kitaplarında René Descartes ile Gazali arasındaki bağlantıya dikkat çekmiştir.
Es’ad es Sehmerani adlı müellif Gazali’nin El Münkizu Mine’d Dalal adlı eserini tahkik etmiştir. Burada şüphe konusunda Gazali’nin Descartes’ın selefi olduğunu ortaya koyuyor. İki düşünürün de bu yöndeki ibarelerini karşılaştırıyor. Descartes ile Gazali; her ikisi de matematik ilminin yakiniyat ifade ettiğini ortaya koymaktadır ( el Münkizu Mine’d Dalal, Es’ad es Sehmerani’nin tahkikiyle Daru’n Nefais, s: 34) .Buna mukabil Gazali’ye göre imani noktada yakini bilgi elde etmek ancak Allah’ın inayetine mazhar olmaya bağlıdır. Aksi takdirde matematik üzerinden sonsuzluk arayışını dindirmeye kalkışan ve çalışan Bernard Russel gibi dehaların da iman etmeleri gerekirdi. Bu olmamıştır bu da Gazali’nin tezini doğrulamaktadır. İman etmesi için Allah’ın kalbine inşirah ve genişlik ve sekine vermesi gerekir. Sonsuzluğu arayacağına sonsuzluğun kaynağı ve sahibi Allah’ı arasaydı muhakkak ona da ulaşabilirdi. Felsefe yolundan gelip iman kervanına katılanlar olmuştur. Mısırlı felsefeci Zeki Necip Mahmut bunlardan birisidir ve Gazali’nin eserlerinin etkisiyle yeniden imanla buluşmuş ve barışmıştır.
Mustafa Özcan