Üstada göre fikrin, idealin, imanın, mücerret gücün eşya üzerine nakşı. Aksiyonun en mümeyyiz vasfı şuurlu, gayeli herhangi bir hamle, hareket. Kısaca Üstad buna “fiilde erimiş fikir” diyor. Öyleyse fikrin eşyada, ilişkilerde, hadiselerde yani amelde vücut buluşu. Fikir, ideal, imkân kökte, esasta inanca bağlı hareketin hadiselerde, işte ve nihayet kâinatta tecellisi, akışı.
Bir fikre, ideale, imana göre eşyayı, maddi alemi işleme, yontma, ona şekil, renk hülasa vücut verme. Necip Fazıl, “ruhun eşya ve hadiselere sinerek oynattığı oyun, tiyatro, çevirdiği film” der. Bu açıdan eşyanın üç boyutluluğu dahil, ruhun ondaki bedenlenmesi: Aksiyonu…
Buradaki fikir, ideal, iman herhangi bir fikir, iş, ideal değil.
Çünkü hiçbir iş yoktur ki onda fikir bulunmamış olsun! Öyleyse aksiyon büyük fikrin büyük iş haline inkılâbı; aksiyon budur (Necip Fazıl, İman ve Aksiyon, 9-11). Şu halde basit, nebati, hayvani hareketlerin, kımıldanışların, tabii, zaruri fiillerin aksiyonla ilişkisi yok.
Fikrin yapıcı, yoğurucu, bir icada dönüşü, bu tür özellik kazanması şart. Bunun için de o fikir, o ideal, o gayret ulvî bir imana bağlanmalı. Çünkü böyle bir merkeze bağlanmayan, ondan beslenmeyen fikir aksiyon çapında oluşlara imkân veremez. İşte aksiyonun bağlanması gereken kutba böylece ulaşmış olduk:
Aksiyon imana bağlı olursa gerçek aksiyondur, hayat vericidir. Bu açıdan Üstad, “makinenin icadı belki bir aksiyondur ama bizatihi onun hareketi bir aksiyon değildir” der. Şüphesiz böyle bir aksiyon zor, çetin, güç şartlar dahilinde edinilir. Talipler, gençler kendilerini adamadıkça, kendilerini, toplumlarını, mevcut şartları aşmadıkça, onlardan bu mânası ile bir aksiyon beklenemez. Aksiyon bütün ruhuyla, gerçek mânasıyla İslam’dadır. Allah’ın bir ismi de “Fa’al”dir. “Ya Fa’al”. O her an faaldir, her “an” bir şeyde, bir iştedir. Kâinat bu mânada her “an” ama her “an” yeniden yaratılmaktadır. Bu, mutlak (aksiyon)a ait oluş, aksiyonun izahıdır, ilk, temel örneğidir (İman ve Aksiyon, 23).
Sonra Peygamberler. Dört büyük peygamberde bir fikre, mutlak fikre bağlı aksiyonun en harika oluşuna şahit oluruz: “Hz. İbrahim’in karşısında Nemrut, Hz. Musa’nın karşısında Firavun, Hz. İsa’nın karşısında Roma ve Allah’ın sevgilisi karşısında bütün dünya…” (İman ve Aksiyon, 24).
Bu kadar gerçeğimizden, hakikatimizden uzak düşmemize rağmen hala bütün dünya yani Batı ve bendeleri bir bütün halinde karşımızda. “Küfür tek millettir” Kur’an hükmü bir kere daha şuurumuza çarpmakta, gafleti yırtmaya Müslümanları çağırmaktadır. Acının düşmediği ocak, nefislerin tatmadığı zillet kalmadı ama hani aksiyon?
Üstad, olma, ayağa kalkma, dirilme derdinde. Önce kendimiz. Nefislerinizde dirilmek zorundayız. İçimize inerek. Arınarak, muhasebe yaparak. İnanmış olmanın hesabını, derin muhasebesini yaparak. Sonra da bu imanı kâinatı açarak. Dalga dalga: Aile, çevre, şehir, millet ve dünya. Önce tutuşma, sonra tutuşturma. İçimiz Allah sevgisiyle, peygamber (s.a.v.) aşkıyla öyle tutuşmalı, öyle yanmalı ki elimizin değdiği, nefesimizin ulaştığı tüm eşya, insan, ilişki alevlenmeli. Öyle ki bu alevler, bu nur gözlerin görebileceği tüm mesafelerden seyredilmeli! Önce aşk, vecd, inanma, yeniden bu değerlerle, bu değerlerde var olma, sonra kollarını yakın çevrenden başlayarak tüm insanlığı kucaklayacak şekilde açma, merhametle, şefkatle, rikkatle açma! Üstad’ın hükmü de bu merkezdedir: Bu gençlik bir alevler mihrakı olduğundan değdiğine bu hasleti geçirecektir. O bir hamle, hareket ateşidir, her neye, kime dokunursa kendine yani ateşe çevirir. Şüphesiz böyle bir oluş Üstad’ın 40 yıllık bir adanmışlığının eseridir.
Aksiyon aşksız, imansız vecdsiz, disiplinsiz, ahlaki ölçüleri dikkate almadan olmaz. O tür hareketler aksiyon değil yıkımdır, zulümdür, mamur yerleri harabeye çevirmedir. Üstad, gençliği böyle bir aksiyon ruhu edinmeye, bunu eşya ve hadiselere nakşetmeye çağırır. Bu mânada gençlik bir ruh işidir, fizik-biyoloji işi değil.
Dünyanın manzarası ve bizim manzaramız bir ölçüde resmedilmişti. Bütün bu manzaralar karşısında hiçbirimizin bir kenara çekilme, oturma, görmezlikten gelme lüksü yok, hakkı yok. Gördük ki aksiyonsuz diriliş muhal. Aksiyonsuz muvaffakiyet imkânsız. Ve imansız aksiyon, aşksız, vecdsiz iman olmaz. Disiplin, gayret, hedef yoksa aksiyon da başarı da yok. Öyleyse beyitte dile getirildiği üzere: “Binip aşk atına sürmeli”, aksiyonu kuşanıp bütün taşları gediğine koyma gayretini kesintisiz sürdürmeliyiz.
Bahis ilginç, derin ve çok boyutlu. En iyisi Necip Fazıl’ın konuya dair misallerine geçelim. Üstad dünya tarihinde gezintiye çıkar. Aksiyona ait en güçlü, çarpıcı, parlak, cezbedici, keskin örnekleri sıralar. Edebiyattan askeri stratejilere değin pek çoğu harikulade örneklerdir bunlar. Bunlardan birkaçı: Örnekler İman ve Aksiyon’dan! Fatih’in gemilerinin önüne zincir çekilir. O, insan aklının alamayacağı şekilde gemilerinin önünü açar. Devre göre, fennî imkânlara (o günün) göre harika bir iş… Dağlardan denize donanma indirmek… Bizanslı uyandığında şaşıyor! İşte aksiyon bu. Olmazı yapmak… Fatih yapıyor bunu. Niçin? Çünkü; imanı, aşkı, şevki, ideali var. Bunları kuşanmış genç!
Yavuz Çaldıran seferindedir: Belki haftalarca yol alınmış… Bıkkınlık, yorgunluk, pişmanlık ve içten içe çekemeyenlerin kışkırtmaları sonucu isyan başlar. Yavuz’un otağı ok yağmuruna tutulur. Derhal atına biner yıldırım gibi ordunun üzerine gider. Gök gürültüsünü andıran bir sesle: “Ben şu davanın adamıyım, onun peşindeyim. Benimle gelmek isteyenler gelsin, gelmeyenler karılarının yanına dönsün!” diyerek atı mahmuzlar… Bütün ordu peşinde.
Bursa’da Ulu Cami’nin açılışı: Yıldırım, Emir Buhari Hazretleri’ne sorar:
-“Nasıl cami efendi hazretleri?”
Cevap: -“Çok güzel ama bir eksiği var, bitişiğinde bir meyhane eksik!”. –“Nasıl olur?” der padişah; “Allah’ın evine bitişik meyhane olur mu?”
–“Allah’ın evi asıl senin kalbindir. Sen kalbini pisletiyorsun da Allah’ın evine bir meyhane eklesen ne çıkar?”
Ve ağlar Yıldırım, tövbe eder. Din adamı da işte böyle olur.
Eski Yunan’dan: Önce edebiyattan. En büyük şairleri Omeros (Homer). İki büyük eserin sahibi: İlyada, Odise. Bunlar garp edebiyatının da temelleridir. İlyada dış, Odise iç aksiyonun bestecisidir.
Büyük İskender: “İskender-i Kebir”. Garp yani o zamanki Yunan medeniyetini, yanında zamanın en büyük filozofu Aristo, dünyaya yayan kahraman… Dünyanın en büyük fatihlerinden biri kabul edilir. Babası Filip. Makedonya kralı. Ahırında beslediği atı kimse bilmemektedir. Bir gün İskender atı ahırdan çıkarır, gözlerini güneşe çevirir bir sıçrayışta ata biner. Yel gibi bir istikamete doğru uçar. Filip arkasından bakar ve oldukça derin, anlamlı bir cümle kurar: “Var git artık dünyaların fethine çık! Makedonya sana dar gelir.” İskender 23 yaşındadır.
Mikel Anj: Roma’daki Sen Piyer Kilisesi’nin kubbesini işlemek için 30 yıl çalışır. Bir gece çizmelerini ayağından çekiyorlar, derisiyle birlikte çıkıyor… Bu ne aşk? Kendini adamanın, sanat hummasının nadir bir örneği!
Napolyon’la örneklerimizi bağlayalım. Üstad ona “emsalsiz bir aksiyon şairi” der. Olmazların peşinde bir hamle ve hareket dehası… Bütün Avrupa’yı kaynatıyor, Avrupa aleyhinde ama İngiltere hariç bütün Avrupa’ya hakim… Moskova’dan dönerken 500 bin kişilik orduyu ekmiş ama hiç kimsede hezimet, inkısar edası yok. Panik tanımadığı, tattırdığı şey. Elbe Adası’na sürülmüş… Dönüşü muhteşem. Bu uzun bir hikaye! Neticede, tek başına üzerine gönderilen koca bir orduyu teslim alır.