eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Az Bulutlu
31°C
Ankara
31°C
Az Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
31°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
27°C
Cuma Az Bulutlu
27°C
Cumartesi Açık
29°C

Kalemini kurutma!

insan hatıralar biriktiriyor. bir kısmı unutulsa da bazıları geride kalıyor. ben her halde kolay unutuyorum. o sebeple de bazı önemli hadiseleri akıl defterime not alıyorum. böylece defterler çoğaldı. zaman zaman o defterlere bakıyor, hafızamı tazeliyorum. geçen hafta bir vesileyle eski defterlere bir daha bakmak iktiza etti. bir öğrencime tez konusu aramak için baktım. bu defterler, duyulan bir söz, okunan bir kitap ve dinlenilen konferanstan notlar içerdiği gibi, gidilen kütüphanede incelediğim yazmalar ve taradığım katalogları da ihtiva ediyor. tabi hatıra, gözlem ve seyahat notları… bunlar da var. sanki o eski bakkal dükkanı gibi “ne ararsan bulunur derde devadan gayri.”

merhum Süheyl Ünver’in kırk anbar’ ını andırır. zaten ilham kaynağım da Süheyl beydir.

geçen baktım dedim ya, işte o defterlerden biri de Kütahya İlahiyat için dekan olarak görevlendirildiğim dönemle alakalıydı. merhum Abdullah Kucur amcamız dekanlık vazifesi terettüp edince, duymuş ve bana kızmış. ne güzel insandı Abdullah amcamız… kızıyor; neden bu vazifeyikabul ettin diye. zira dekanlığa meraklı insan bulunur, ama yazan bulunmaz düşüncesinde. “akademiada çoğu kimse profesör olunca kalemi defteri bırakıyor, yazan, dertlenen kaç kişi var?” derdi. bu haklı bir tespitti. şimdi yazan birisi olarak benim dekan olmam farklı dertlere kapı aralamam anlamına geliyordu. idarecilik başlı başına dertti. yazmaktan soğurum diye endişeleniyordu. haklıydı.

meseleye Abdullah amcamız gibi bakan kaç kişi var? ihtiraslarımız ilmin önüne geçmiyor mu? bitmeyen arzularımız, tahakküm etme ve yönetme aşkımız… demek ki benim de bu konularda açlığım vardı ki bu tür vazifelerden kaçamadım.

evet, Abdullah amcamın siteminden birkaç gün sonra Bursa’da odamı teşrif eden Hüseyin Algül hocamız da bana bir sorumluluk yüklemiş. o, konuya Abdullah amca penceresinden bakmıyordu. zira benzeri vazifeleri ve sorumlulukları daha evvel yüklenmişti. kalkıp Çorum’a gitmiş ve orada bir fakültenin kuruluşuna rehberlik etmiş, sonra Bursa’da da aynı vazifeyi yerine getirmişti. o bakımdan birileri mutlaka bu görevi yapacaksa, eğitim-öğretimin yanında araştıran ve yazan birisinin yapması daha iyi olur kanaatindeydi. fakat bir şartla: kalemi kurutmadan… bana bir kısım tecrübelerini aktardı, sonra “azizim” dedi, “zinhar kaleminin mürekkebi kurumasın… kalemini kurutma!”

şimdi bu cümleyi Eylül 2012’de not etmişim… günü yazılı değil. ama öncesi ve sonrasında gün yazılı. sanki Eylül’ün ilk günleri. ben de hocamın bu cümlesini emir telakki edip, emri unutmayayım diye yazmıştım. bir de büyük harflerle yazıp çıktısını alarak, Bursa’daki odama, uğradıkça görebileceğim bir yere asmıştım. her uğrayışımda o cümleyi okur, hem hocama dua eder, hem de yazı vazifesini sürdürmeye gayret ederdim. tabi, hocamız da zaman zaman odama uğradıkça tatlı tatlı tebessüm eder, emri yerine getiren bir muhatabı olduğu için sevinirdi.

şimdi Abdullah Kucur amcamızı rahmetle anıyor, Hüseyin Algül hocamızı sıhhat ve afiyet niyazıyla selamlıyorum… güzel insanları tanıma nimeti sunan Rabbime hamt ediyorum.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.