Nasıl başlarsa öyle biter ayındayız. 1 Mayıs, 19 Mayıs ve son dokuz gününü kapsayan Kurban Bayramı ile tatil şölenindeyiz. Tatilleri bağlama millî sporumuz, festival icat etme zihinsel aktivitemiz olmuşken mayıs ayının nihayetindeyiz. Güneşin ikizler burcuna geçmesinden bayram ikramiyelerinin ödenmesine kadar birçok konu yazılmayı beklerken veya her iş bayram sonuna bırakılmışken biz çalışmama takvimlerimizi konuşalım. Her eğitim-öğretim yılı açılışında açıklanan çalışma takvimlerinde dikkatimizi çeken tatillerden bahsedelim.
Kökeninde başıboş veya hareketsiz olma, paydos gibi menfi anlamlar içerse de bizdeki çağrışımları dinlenme, rahatlama, neşeli zamanlar oluyor çoğunlukla. Fıtrata uygun olmayan okul ve fabrikaların sonucunda üretilen bir kavrama dönüştü. Tarlada çalışanın, hayvancılıkla uğraşanın tatili olmazdı çünkü. Modern eğitim ve çalışma hayatı da tatiller için katlanılan süreçlere evrildi. Perşembe ‘Payday’, Cuma ‘Friday’, Pazar ‘Sunday’ olunca pazartesiye de sendrom kaldı. Hafta sonu takvimlerde daha az yer kaplasa da anısı ve keyfi ile hafızada daha geniş yer buldu. Bütün suçu seküler yaşama atarken bir müslüman olarak da sorgulamalıyız cumayı bayramımız olduğu için mi seviyoruz yoksa hafta sonunu getirdiği için mi? Cuma akşamı dediğimizde çocuklarımız itiraz edip perşembe akşamı olduğunu söylüyorlarsa eğitim ile değerlerimiz örtüşmemiştir hâlâ. Akıllara ödüllü kült filmlerden Kırmızı Balon’daki okul ve kilisenin benzerliği geliyor hemen.
El- Âlim olan Allahü Teâla’ya ulaştırmayan hatta O’nu inkâr eden bilimin, “Tanrı öldü” diyen edebiyatın, dini nevroz gören psikolojinin ve çevrimiçi din ile teknolojinin kavşağındayız. Bütün bu saldırılarla ahireti unutturan dünyalık işlerin çıkmaz sokağındayız. Bahaeddin Özkişi “Yaşamamdan maksat bir lisan öğrenmek, bir meslekte söz sahibi olmak mıydı? Yaradılışın ve yaradılışımın sırrı bu kadar mahdut olabilir miydi?” sorusunu ödüllü romanı Sokakta ile tekrar gündeme taşımalı, Ataullah İskenderi’nin “Allah katındaki değerini öğrenmek istiyorsan Allah’ın seni ne ile meşgul ettiğine bak!” sözü her ilim meclisine her müesseseye serlevha olmalı. Tatili değil çalışmayı üretmeyi talep edenlerle yol almalı. Mesai ve maaş ikileminden çıkanlarla gönül bağı kurulmalı.
Kemal Sayar’ın “iş hayatını kutsamak yerine hayatı değerli kılan şeyleri kutsamak.” ifadesine canı gönülden katılırken artık tatilin kutsandığına şahit olduğumuzu, çalışma takvimine değil çalışmama takvimine dikkat kesildiğimizi de eklemek isteriz. Dokuz günlük bayram tatilini düşündüğümüz kadar zilhiccenin ilk on gecesini düşünmedik mesela.
Fatma Balcı