Ahlak bir işin, gereği neyse, bu gerekliliklerin dikkate alınarak yapılmasıdır. Hayatın hemen her alanında bir düzen oluşturduğundan, ahlakın sistemleşmiş haline hukuk denir. Ahlak bir yol oluşturmadır, somut bir şeydir. Misal yolda kimseyi rahatsız etmeden yürümek veya araç kullanmak ahlakın alanına girdiği gibi bir öğretmenin dersi için araştırma yapması, dersini doğru düzgün anlatması, alanı olmayan derslere girmemesi de ahlakın işidir. Bir dişçi, bir doktor, bir mühendis, bir müteahhit yahut nüfus müdürlüğünde çalışan bir memur, bir öğrenci, bir hizmetli işini gerekliliklerine uygun bir şekilde toplumu ve insanları öncelikli, önemli ve değerli görerek yapıyorsa ahlaklıdır. Ahlak doğruluktur. Ahlakla ilişkili olan ama aslında ahlakın da üstünde ve onu kapsayan bir kavram olan edep ise güzellik demektir. Yani bir işi usulüne uygun yapmak ahlak, o işe güzellik katmak ise edeptendir. Edebi yaşatan utanma duygusu (hayâ); ahlakı koruyan denetimdir.
Devletin ana görevi, denetim yapmaktır. Denetim, birincisi “ne yapıyorsun”, ikincisi “nasıl yapıyorsun”, üçüncüsü “nasıl yaptın” sorularına cevap arar. Denetimin “ne yapıyorsun” fonksiyonu toplumsal piyasayı düzenlemek için yani planlama için; “nasıl yapıyorsun” süreç denetimi; “nasıl yaptın” ise sonuç denetimidir. Bu üç aşamalı denetim olmadan bir iş, onu yapanların insafına ve vicdanlarına hasredilemez. Devletin denetim yapmadığı yerlerde insanlar bir süre sonra işlerine geldiği gibi hareket ederler. İşte ahlak denilen şey, bu tür denetimle mümkün olabilir. Bugün ne çekiyorsak denetimsizlikten dolayı çekiyoruz.
Denetimin önemli bir işlevi, geliştirmektir. İnsanlar ve kurumlar, denetimle yanlışlarını, hatalarını, gelişmiş olduğu ve geliştirilmesi gereken alanlarını görürler. Ortaya çıkan bu tabloya göre hareket alanına nizam verirler. Ne var ki denetim böyle görülmeyip, müesses nizamın bekçiliği olarak algılanırsa, bu durumda gelişmeden, geliştirilmesi gereken alanların tespit edilmesinden ve bunlara göre yol almadan bahsedilemez. Eğitimimizde daha çok var olan neoliberal denetim, müesses nizamın bekçiliğini yaptığından, eğitim de neoliberal düzenin boyunduruğu altına girmek zorunda kalmıştır.
Gelinen noktada neoliberal düzenin öngördüğü serbest piyasa düzeni serbest piyasa eğitimini öngördüğünden, eğitimde denetimin devlet eliyle gerçekleştirilmesine hoş bakılmamaktadır. Böyle olunca denetim, küresel baronların oluşturduğu akreditasyon kuruluşlarıyla gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Bunların yaptığı ise denetim değil, kurumları kendi yararlarına yönlendirmektir. Uluslararası ölçekte faaliyet gösteren baronların güdümündeki yerel akreditasyon kuruluşları, birer acente olarak, küresel politikaların yerelde uygulanmasını ödüllendirme /özendirme mekanizmasıyla yürütmektedirler. Ülkelerin karar vericilerini etkileyerek aldırdıkları kararlarla, kendi düşünce ve işleyişlerinin devlete ve halka sirayet etmesini sağlamaktadırlar. İşte oluşan bu çıkarcı düzende ahlak, kimsenin umurunda olmadığı geleneksel bir nostaljiye dönüşmektedir. Günümüz toplumunun ve insanının ahlaki yozlaşma içinde olması yahut ahlaktan bağımsız olarak yaşamını sürdürmesi, piyasanın istediği şekilde pragmatist bir tutum içinde olması yavaş yavaş oluşan bir çürüme değil, bilinçli bir tercihin sonucudur. Din ayrı devlet ayrı demek, ahlak ayrı iş ayrı demek haline geldi bu nedenle. Sözün özü ahlakı, ayıbın dar alanından çıkarıp, hayatın her alanına sirayet eden, toplumu ve insanı yaşatan ilkeler bütünü olarak görüp devletin sorumluluğuna vermekten başka çaremiz yok. Çünkü bir toplumdaki insan, ancak devleti kadar ahlaklıdır.