Öz kültürün ve ahlakın hayatta ve insan yaşamında belirleyici veya egemen olmadığı neoliberalizm yahut demokrasi gibi yönetim biçimlerinde yöneticilik, insanda epistemolojik, estetik ve etik; yani doğru-yanlış, güzel-çirkin, iyi-kötü gibi değer ölçütlerinin her birinin teker teker çiğnenmesine yol açar. Bu tür değersizlik kültüründe insanlar, özellikle kendini bilmeyenler, yönetici olmak için sağa sola koştururlar. Sonunda azımsanmayacak bir kısmı da yönetici olur. Ancak bu insanlar geldikleri ya da getirildikleri görevi bir türlü bırakamazlar. Ne edip tutup bir dönem daha, bir süre daha o görevde kalmak isterler. Elbette kendilerine göre gerekçeleri çok; yarım kalan projeler, planlanan ama başlanamayan işler, kendi gittiğinde işlerin aksayacağına hatta kötüleşeceğine dair tuhaf duygular veya yakın çevresinin zulme uğrayacağına dair düşünceler. Bu saiklerin insana insanüstü güç vehmeden yanlış düşünceler olması bir yana psikolojik olarak kişilik problemini ortaya koyuyor olması da cabası. Bir çeşit narsist eğilim yani.
Öte yandan değersizlik kültürünün hâkim olduğu ülkelerde yönetici olmak kişisel sorunları daha rahat çözmek için bir fırsat olarak görülür. Bu da heveskârların sayısını artırır. Dillerde ideal, eylemde konfor öne çıkar. Doymamış, doyamamış aç ruhlardan adil bir yönetim beklenemez. Bundandır ikiyüzlü yaftasını alarak nihayetlenir çoğu yöneticilik. Bu da liyakat diye bir meselenin olmasının ahlak diye bir meselenin olmasından kaynaklandığını gösterir. Ne var ki değersizlik kültüründe liyakat, sadece bilgide aranır. Oysa bilgi liyakat için ikincil değerdedir. Ahlak, bilginin namusu olduğundan, ahlakın olmadığı yerde liyakat pılısını pırtısını toplayıp çoktan gitmiş demektir. Ahlak denilen şey ciddiyet, samimiyet ve vicdanlılık demek olduğundan ötekinin varlığını önemli, öncelikli ve değerli sayar. Bu üç unsurlu ahlakın membaı kültür; kültürün kaynağı ise dindir. Bunlar üzerine temellenmeyen bilgi ve fikir, gösterişten ibarettir. Yine bunlarla örülmemiş kişilik ve karakter, fedakâr ruh olmaktan azadedir. İşte yöneticilikte bilgilerden ziyade ahlakın önemli olması bu nedenledir. Ancak bu, liyakatte bilginin önemli olmadığı anlamına gelmez; bilgi ve tecrübenin ahlakın üzerine yükselmesi gerektiği anlamına gelir.
Evet, hırs, güzel görünümlüdür. İnsanı zaafından yakalar. Ve yine insanı tahmin etmediği bir zamanda terk eder. Ahlaki zafiyeti olan insanı yönetici yapmak sadece o makamın değerini azaltmaz aynı zamanda o kişiye de zarar verir. Çünkü bir makama gelen bir insanın başlarda dostu ve düşmanı yoktur. Makamdayken geçici dostları çoğalır. Görev süresi bittiğinde ise kalıcı düşmanlarından başka kimse kalmaz. İşte zaaf sahibi insanlar, bu cendere içinde boğulup giderler.
İmam-ı Azam Ebu Hanife’ye dönemin halifesi tarafından kadılık teklif edilir. İmam-ı Azam “ben kadılık yapamam” diyerek teklifi kabul etmez. Dönemin halifesi “yalan söylüyorsun” der. İmam-ı Azam: “Ben kadılık yapamayacağımı bildiriyorum. Ama siz benim sözüme inanmayarak yalan söylediğimi belirtiyorsunuz. Eğer benim dediğim doğruysa ben kadılık yapamam; sizin dediğiniz doğru ise yani ben yalancıysam, yalancıdan kadı olamayacağından benden kadı olmaz” der. İmam-ı Azam gibi adamlar bulmak zor. Böyle bir iklim ve bu tür insan artık çok az. Peki, bu kaht-ı rical ikliminde ne yapılmalı?
Elbette liyakate giden yol, ahlak taşından döşenmelidir her şeyden önce. Yani edep, terbiye ve geniş ruhlu insanları bulup, onların yönetici eğitiminden geçmesi sağlanmalıdır. Bu eğitim usta-çırak yöntemiyle olabileceği gibi kurumsal olarak da yapılabilir. Öte yandan etkili bir denetim ve planlama sistemi kurulmalıdır. Bunlar olmazsa ahlak çürür. Zira ahlak denetlenmesi gereken bir haslettir.
Bu tür unsurları içeren etkili bir liyakat sistemi kurulduğunda yöneticilik, sadece, idealist insanların kabul edeceği bir görev haline gelir. Aksi durumda yöneticilik, kişilik ve karakter düzgünlüğü gibi bir derdi olmayanların cirit attığı bir makam olur. Yöneticiler, bakımsız bir bahçede yabani otların yetiştiği gibi yetişiyorsa orda var olan sistem değil, çürümedir. Bugün eğitim ve benzeri alanlarda yaşanan çürümenin, kokuşmanın nedeni liyakat sistemin kurulamamış olması, bunun yerine yabani otların her tarafı kaplamasıdır. Yabani otlardan kurtulmanın yolu; bahçeye çeki düzen verme, liyakat tohumu ekme, bahçenin hassasiyetle bakımını yapma ve ardından liyakat meyvesine yemedir. Aksi durumda, yönetici atamaları, içinde bulunduğumuz haldeki gibi, atananların hevâ ve heveslerini yasal yollarla gerçekleştirmesine yol açar, bu da sistemin kokuşmasına neden olur.
Tebrik ediyorum güzel bir yazı.keyfle ve zevkle okudum.