eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
30°C
Ankara
30°C
Açık
Cuma Açık
32°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
32°C
Pazar Az Bulutlu
31°C
Pazartesi Açık
31°C

Prof. Dr. Ali Fuat ARICI

Erzurum / Tortum’da doğdu. Erzurum Lisesi’nden mezun oldu. Süleyman Demirel Üniversitesi Burdur Eğitim Fakültesini bitirdi. MEB bünyesinde 10 yıl öğretmen olarak çalıştı. Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türkçe Eğitimi Ana Bilim Dalında yüksek lisans ve doktora yaptı. Dumlupınar Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümüne yardımcı doçent olarak atandı. Türkçe eğitimi alanında doçent oldu. ABD / Ohio Kent State Üniversitesinde misafir öğretim üyesi olarak bulundu. Yıldız Teknik Üniversitesine geçti. Türkçe eğitimi profesörü oldu. Çocuk Edebiyatı ve Kültürü, Okuma Eğitimi, Masalın Sesi, İstanbul Masalları, Yazılı Anlatım El Kitabı (S. Ungan ile birlikte) ve Çocuk Edebiyatında Türler (S. Ungan ile birlikte) adlı kitapları yazdı. Türkçe Öğrenenler İçin Türkler ve Türkiye (Y. Günaydın ile birlikte), İdeal Türk: Eğitimde İdeal İnsan ve Millîlik Arayışları (M. Başaran ile birlikte), Dr. Lütfi Sezen’e Armağan ve Büyük Eğitimciler adlı kitapların editörlüğünü yaptı. Yurtiçi ve yurtdışı kongrelerde bildiriler sundu, ulusal ve uluslararası dergilerde makaleleri yayımlandı. Yıldız Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi ile Türkiye Eğitim Dergisi’ni kurdu. Hâlen Yıldız Teknik Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe ve Sosyal Bilimler Eğitimi Bölümü öğretim üyesidir.

    Biz kimiz ve okumayı nasıl biliriz?

    Ali Fuat Arıcı

    Bizim kim olduğumuz sorusunun cevabı, hem eğitim sistemimiz hem de okuma sosyolojisi ve psikolojisi açısından son derece önemlidir. Çünkü hem milletlerin eğitim felsefeleri / ülküleri hem de anlama / öğrenme biçimleri kendilerine özgülük arz eder. Ancak bu mesele eğitim sistemimizde neredeyse hiç konuşulmamış, tartışılmamıştır. Hatta eğitim sistemimizdeki yaklaşık iki asırlık değişim ve dönüşümlerin büyük ekseriyeti bundan varestedir. Kültür hayatımız da buna dâhildir. Mesela günümüzün roman ve hikâye yazarlarına “Hedef kitleniz kimlerdir, onlar için neyi, niçin, nasıl yazıyorsunuz?” diye sorsanız, eminim çoğundan tatmin edici bir cevap alamayacaksınız. Buna cevap verenler de biraz zorlanarak kendi müşahedeleri üzerinden bir şeyler söyleyeceklerdir. Çünkü Türk toplumunun bütüncül olarak modern zamanlara ait bir okuma sosyolojisi ve psikolojisi henüz ortaya konmamıştır.

    Köksal Alver okuma sosyolojisini, okuma eylemine toplumun bakışı ve biçtiği değer, okuyan bireyin toplum karşısında takındığı tutum, okuma eylemiyle toplumsal değişim arasındaki bağlantıdan müteşekkil bir kavram olarak tanımlar. Buna göre okuma sosyolojisi açısından okunan metin, toplumun bir diğer ferdi tarafından kaleme alınan ve içinde bulunulan tarihî-coğrafi-ekonomik yapıdan beslenen bir kurgudur.

    Kitap okuyan birey, bir başkasının duygularını ve düşüncelerini gözlemleme imkânı bulur. Bu durum, sosyalleşmeye katkı sağlar. Okur, okuma sayesinde toplumsal bellekte bir araya gelir. Öte yandan bireyin yaşadığı sosyal çevre, sosyal yaşantısını oluşturup sosyal gelişimini de şekillendirir. Nitekim okumanın önemli addedildiği ve takdir edildiği bir sosyal çevre, kişinin okumaya ilgi duymasını, olumlu tutum geliştirmesini ve okumayı benimsemesini sağlayabilir. Böylece okumanın toplumsal değerini fark eden birey, kitaplarla daha olumlu bir ilişki kurabilir.

    Dil psikolojisi, dile geniş bir perspektiften bakar ancak daha özeldeki dil becerileriyle de ilgilenir. Böylece okuma, bir dil becerisi olarak psikolojinin ilgi alanına dâhil olur. Özellikle okuma sorunları ve okuma becerisi ile ilgili psikolojik ve fizyolojik etmenlerin sebep olduğu sosyal ve bireysel sorunlar da genel olarak dil psikolojisinin alanındadır. Okuma becerisinin psikolojik yönü de üst alanı olan dil psikolojisinin içeriğiyle benzerlik gösterir. Okuma ilgisi, tutumu, motivasyonu, kaygısı, öz yeterliği ve merak bu psikolojik durumların başında gelir.

    Hülasa toplumun sosyo-kültürel temelleri ve psikolojisiyle ilişkilendirilmemiş bir eğitim ve okuma politikasının başarı şansı oldukça düşüktür. Bu durum eğitim öğretim programları veya başka çalışmalar için de geçerlidir. Bu bakımdan önce kim olduğumuzu ve kime, neyi, nasıl öğrettiğimizi daha işe başlamadan düşünmek mecburiyetindeyiz.

    *****

    Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz İslam âlimi Cevdet Said, insanlığın esas probleminin “okuma” olduğunu belirterek Kur’an-ı Kerim’in kitap okumaya teşvik ettiğinden hareketle insanlığın geleceğinin kalemin ömrüne bağlı olduğunu belirtmişti. Merhum âlim, ayrıca şu tespiti yapmıştı: “İnsanlık ancak okuma yoluyla ilim ve barışa, dolayısıyla kurtuluşa erebilir.”

    Yunus Emre ise “İlim ilim bilmektir” diye başlayan meşhur şiirinde okumanın kişiyi “kendini ve hakkı bilmeye” götürmesi gerektiğinden söz eder. Benzer şekilde Rita Felski, okumanın “bilme ve tanıma” işlevlerine dikkat çeker. Meşhur Arap bilgin Câhız, kitapların ölüleri konuşturduğunu, dirilerin sözünü okuyanlara ulaştırdığına değinir. John Ruskin ile Cemil Meriç kitapların bu işlevini destekleyip okumayı, yazar ve okur olarak iki kişinin konuşmasına yani iletişim kurmasına benzetir. Marcel Proust ise bu sonuncusunu bir indirgeme olarak değerlendirerek okumanın konuşmadan daha derinlikli entelektüel bir süreç olduğunu belirtir.

    Son yıllarda gelişen teknolojik imkânlarla yapılan beyin araştırmaları, okumanın işlevlerinin somut bir şekilde gözlemlenmesine zemin hazırlamıştır. Tespit edilen nörolojik bulgulara göre kitap okurken karşılaşılan durumlar zihinde canlandırılır. Bu esnada sinir hücreleri aktif bir rol alarak yaşanmışlık benzeri bir deneyim oluşur. Özellikle kurgusal eserleri okurken görülen bu durum, zihnin esnekliğini artırmanın yanı sıra bilişsel kapasiteyi de genişletir. Bu değişimin bir sonucu olarak kitap okumak, insanların daha fazla empati kurabilen ve daha dikkatli davranan bireyler olmasını sağlar.

    Yine araştırmalara göre kitap okumanın insanın ufkunu açıp zihnini ferahlattığı, okuyucuyu daha az kaygılı ve daha bilinçli kıldığı görülür. Ayrıca okumanın öz güveni artırdığı, sosyalleşmeyi desteklediği, bireyleri rahatlattığı, duygusal, zihinsel, psikolojik ve sosyal iyi oluş hâline destek olduğu saptanmıştır. Hatta insanın değişen şartlara uyum sağlaması ve zihnini dinç tutması ile okuma arasında bir bağlantıdan bahsedilir. Hamdi Kalyoncu ve Fikriye Ovak, bilgi ve akıl arasındaki sıkı bağa dikkat çeker ve okumanın psikolojik iyi oluş hâlini beraberinde getirdiğini savunurlar. Onlara göre zihnin gücünün korunması ve ileriki yaşlarda görülen bunamanın önlenmesi için en etkili silah okumadır. Bunun için “Okumayan bunar!” çarpıcı ifadesini dile getirirler.

    Peki, biz kimiz ve okumayı nasıl biliriz?

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    1. Tayfun Okur dedi ki:

      Ufuk açıcı yazılarınızı takip etmekteyiz. Kaleminize sağlık Sayın Hocam.