Babalar…
Ekmek parası için dünyayı omuzlayan kahramanlar…
Yüreğine diken batsa yüzünde gül açan sır küpleri…
Evin her hikâyesini en son duyanlar garibanlar…
İçinde söylenmemiş bin bir hikâye barındıran kültür hazineleri…
Ah sizler, bâkir topraklarda açan yaban çiçekleri…
Üç günlük dünya ömrüne binlerce yıllık hatıra sığdırıp ebedî âleme göç eyleyen babalar…
Bilirim, ne söylesek azdır sizin için. Ne yapsak gün yüzüne çıkaramayız gölgede kalmış yüreklerinizi. Yine de denemek istiyorum en “baba” duygularınız üstüne kalem oynatmayı.
“Yağmur” şiiriyle milyonların gönlüne taht kuran Şair Nurullah Genç’in babasından bahsetmek istiyorum mesela:
Adı Seyfullah’tır bu adamın. Köyünde okul olmadığı için evladı okusun diye onu daha dokuz yaşındayken, sırtında -hem de kar altında- uzaklara taşımış bir babadır o. Biricik yavrusunu akrabalarına emanet ederken gözü arkada kalmamıştır. Ondaki cevheri sezmiştir çünkü. Nurullah Genç, babasına yük olmamak için girdiği parasız yatılı sınavını kazanamamıştır. Bu sefer o cefakâr adam, on iki koyunundan dokuzunu satarak oğlunu “paralı yatılı” da olsa okutmayı başarmıştır. Fakat o da ne? Evladı aslında o sınavı kazanmıştır, hem de Türkiye ikincisi olarak. İlk üçe girenlerin isimleri bir başka yolla ilan edildiği için küçük Nurullah’ın bundan haberi olmamıştır. Ne zamanki dikkatli bir öğretmen durumu fark etmiş, gerçek o zaman anlaşılmıştır. Nurullah Genç, parasız yatılıya geçmiştir. Babası ne yapmıştır? Dokuz koyun satarak ödediği parayı geri almamış, ihtiyacı olan öğrencilere bağışlamıştır.
Nurullah Genç’in babası rahmetli Seyfullah amca, oğluna çok güzel bir miras bıraktığının ne zaman farkına varmıştır biliyor musunuz? Vefakâr oğlu hem okuyup hem çalışırken kazandığı paralarla dokuz koyun alıp babasına teslim ettiği zaman. O zaman şöyle demiştir Anadolu irfanıyla yoğrulan bu adam: “Bu çocuk, artık benim olmaktan çıktı; o milletimin evladı oldu.”
İnsanlık tarihi, fedakâr babaların yürek burkan hikâyeleriyle doludur.
“Ben okumadım, bari çocuklarım okusun.” diyen Kahtalı Bekir Saray, böyle bir hikâyenin kahramanıdır nesela. Bu güzel insan, başka şehirlere gidip mevsimlik işçi olarak çalışır, kazandığı bütün parayı çocuklarının okul masraflarına harcar.
Saymakla bitmez babaların hikâyeleri.
Maddî imkânı yeterli olmadığından engelli çocuğuna lazım olan malzemeyi bizzat üreten babalar vardır.
Eşi vefat ettiği için çocuklarına ömür boyu hem annelik hem babalık yapan fedakâr babaların sayısı hiç de az değildir.
Babalardan bahsedilince aklıma kendi babam gelir. “Yeter ki siz okuyun, gömleğimi satar yine okuturum sizi.” diyen babam… Çocuklarını okutmak için köyden şehre göçen babam… Şehrin hengâmesi içinde çocukları uğruna dünyayı omuzlayan babam… Sonbaharı göremeyen ömrünün son deminde, iki eliyle yanaklarımı kavrayıp “Kardeşlerin sana emanet.” dercesine yüzüme bakan babam… Ve nihayet, “Ne zaman bir dağ görsem / Bir avuç toprak olur / Sırtımı yasladığım adam / İçimdeki dağ göçer / Aklımdan babam geçer” diye mısralara sığdırmaya çalıştığım babam…
*
Babalar vardır, ay yıldızlı bayrağın gölgesinde yatan. Babalar vardır, “önce vatan” diyerek kara toprağın bağrına giren. Babalar vardır, dönülmeyen bir diyara giderken cennet kokularını evlatlarına bırakan. Bizim de şu mısraları, kendimizi böyle bir babanın evladı sayarak yazmışlığımız vardır:
“Biliyorum canım babam,
Bir daha hiç dönmeyecek.
Ben bir yetim çocuk oldum,
Gözyaşım hiç dinmeyecek.
Bana “Sevin!” diyor annem,
“Ne mutlu ki baban şehit!”
Gün gelince babam gibi
Olacağım Allah şahit!”
Babalar vardır birine özellikle ailesine duyduğu sevgiyi dışa vurmayı başaran. Bunlar, Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.)
“Biriniz kardeşini (Allah için) seviyorsa, ona sevdiğini söylesin.” mealindeki hadisini baş tacı eden mümtaz insanlardır. Konu, Allah için bir başkasına duyulan sevgiyi ifade etmekse, bir babanın aynı şeyi ailesine karşı beslemesi kadar tabii bir şey olmasa gerek.
Hangi çocuk istemez babasının omuzunda gezmeyi? Hangi çocuk istemez babasıyla doyasıya oynamayı? Hangi çocuk istemez babasının elinden tutup ondan güç almayı? Şu mısralar böyle bir çocuğun duygularını yansıtmaz mı?
“Sen beni omzuna
Aldığın zaman,
Yüreciğim pıt pıt
Atıyor babam.
Göklerde kanadım
Olduğun zaman,
İçimdeki kuşlar
Ötüyor babam.”
*
Bir de “devlet baba” vardır. Bütün bir milletin babasıdır o. Özellikle öksüz, yetim, bakıma muhtaç çocukların. Yetiştirme yurtları bunun için vardır. Barınma evleri bunun için vardır. Kadın sığınma evleri bunun için vardır. Devlet, bu görevini hakkıyla yerine getirdiği zaman kazanır “baba” unvanını. Bilirim hiçbir kurum, gerçek anne babanın yerini tutamaz. Anne kokusuyla baba şefkati başka hiçbir yerde bulunmaz çünkü. Şu mısralar böyle bir duygunun yansıması değil de nedir?
“Bir
Müdür Baba’m var benim,
Bir Devlet Baba’m.
Bilirim
İkisi de kol kanat gerer bana.
Yine de ben
Yetiştirme yurdunun
Taş duvarlarını aşıp
Gerçek-anne babamın
Şimdi çoktan toprağa karışmış
Sımsıcak kucaklarında
Olmak isterdim.”
*
Babalar vardır, işi başından aşkın. Çocuğuna yarım saat olsun vakit ayıramayan. Paranın, her şeyi halledeceğini düşünen. “Bütün ihtiyaçlarını karşılıyorum fakat bir türlü ondan istediğim sonucu alamıyorum.” diyen babalar. Onlar, çocuğun maddi ihtiyaçları kadar manevi ihtiyaçları olduğunu düşünemeyen insanlardır.
“Cebime koyduğun paraya değil,
Ben senin sevgine muhtacım baba.
Oyuncakla dolu odaya değil,
Ben senin sevgine muhtacım baba.”
İşten işe koşup yorulma n’olur,
Sana naz yaparsam darılma n’olur,
İşte söylüyorum, kırılma n’olur,
Ben senin sevgine muhtacım baba.”
Bir çocuk, babasından göremediği sevgi karşısında duygularını belki böyle ifade edemez ama bir şekilde belli eder. Aklı başında bir baba, durumu fark edip ona göre davranmalıdır. Hele bir de şu mısralarda söylendiği gibi hareket ederse ne güzel olur:
“Sevgimi önüne seremedim ben,
Ne olur babanı affet evladım.
Kalbimi eline veremedim ben,
Ne olur babanı affet evladım.
Anladım paradan öndeymiş sevgi,
Yuvada huzurun yokmuş bir dengi.
Sende buldum kaybettiğim ahengi,
Ne olur babanı affet evladım.”
*
Baba olmak Allah’ın, kuluna verdiği bir nimet olduğu kadar kulun önemli bir imtihanıdır da. Baba oluruz ya da olmayız ama hepimizin bir babası vardır. Babamızdan ne gördüysek aynısını çocuğumuza yapmak zorunda değiliz. Her konuda olduğu gibi çocuklarımızı güzel ahlak üzere yetiştirme konusunda da babalarımızı geçmeye çalışmalıyız.
“Her gün, her konuda, daha iyiye…” sözünü kendimize şiar edinmek, duyguların en babasıdır diye düşünüyorum.
Yusuf Dursun
22.11.2022