Hem Maraş hem de Tunceli hadiselerinde ebeveynlerin kusurlu oldukları anlaşılıyor. Çocuklarını yanlış yönlendiriyorlar. Kahramanmaraş’ta Ayser Çalık Ortaokulu’nda meydana gelen müessif silahlı saldırının faili İsa Aras Mersinli’nin babasının ardından annesi Peyman Pınar Mersinli de taksirle adam öldürme suçlamasıyla tutuklandı. Bu olayda anne babanın kusurlu yanları olduğu ortaya çıktı. Baba, evi cephanelik hâline getiriyor ve oğluna yaşına bakmadan poligonda atış dersleri veriyor. Çocuk da poligondaki sanal atış dersinden sonra okulda öğrendiklerini eyleme dönüştürüyor! İsa Aras Mersinli’nin psikolojik sorunları olduğu biliniyor. Baba bu arka planı hiç dikkate almıyor. Adeta cephaneliği andıran silah envanteri karşısında çocuğun bunlara erişimini engellemeye matuf bir tedbir almıyor.
Burada iki soru var: Baba, bu silahlar konusunda neden tedbir almadı? İkincisi, polis müfettişi de olsa babanın bu kadar silahla ne işi olabilir? Düşmanlarını caydıracaksa fazla, şehri savunacaksa az! Ortada son derece garip bir durum var. Dolayısıyla anne baba da suçlu ve nitekim kanun da yakalarına yapışmıştır. Babanın dengesiz hâlleri de devletin gözetimine ve denetimine takılmalıydı. Burada da bir kusur var. Anneye gelince, o bir öğretmen. Altıncı hissi kuvvetli olmalıydı. Aksine, hislerine yenilmiştir. Çocuğunun dengesizliğini göz ardı etmiş. Sınıf rehberi, anneyle temasa geçmeye çalışmış; lakin terslenmiş ve telefon yüzüne kapatılmış. Belli ki çocuk şımartılmış, dokunulmazlık zırhına büründürülmüş. Başarısının kıskanıldığına dair yanlış bir kanaat oluşmuş. Buna zincirleme kaza denilir.
Tunceli vakası da benzeri bir vaka. Gülistan Doku adlı kız, kendisini resmî zırh içinde olduğunu vehmeden, algılayan, devlet içine sızmış bir çete tarafından ortadan kaldırılıyor. Yasayı korumak ve işletmekle yükümlü kimseler, dokunulmazlıklarını kullanarak cinayet işlemişler. Sonra da örtbas etmeye çalışmışlar. Üzücü olan, hâlâ vali babanın oğluna sahip çıkmasıdır. Hâlbuki Enuşirvan tipli biri olsaydı bu cinayet baştan işlenmezdi. Maraş hadisesinde gaflet örtüsü söz konusu. Pasif refleksler olayın önüne geçememiştir. Tunceli hadisesinde ise bir takım resmî görevliler arasında muvazaa göze çarpıyor. Bu nedenle de cinayet yıllar boyu örtük kalmış. Adalet yerini bulmamış. Gülistan Doku hadisesinde sistematik bir biçimde deliller karartılıyor. Canilerin üzerine siyanet şalı örtülüyor.
Vali Bey, cinayetin aydınlatılmasından sonra da oğlunu korumaya devam ediyor. Yufka yürekli olduğunu söylüyor. Belli ki özrü kabahatinden büyük! Bu da cinayet yükünü daha ağır hâle getiriyor. Suçlu da olsa kendi çocuğuna acırken, Gülistan Doku’nun öldürülmesini hiçe sayıyor! Bu tür adamlara devlet makamı emanet edilemez. Mutlaka ahlaki testlerden de geçmelidirler.
Aynı doğrultuda bir başka sorumsuzluk örneği de yazar Eylem Tok ile Bülent Cihantimur’un 17 yaşındaki oğlu Timur Cihantimur’un bir kazaya karıştıktan sonra geride acılı bir aile bırakarak annesiyle birlikte firar etmesidir. Anne, oğlunu adaletten kaçırma eylemi işlemiştir. 1 Mart 2024’te İstanbul’da ölümlü trafik kazasına karışıp ABD’ye kaçmış, olay sonrası anne ve baba hakkında “suç delillerini yok etme” ve “suçluyu kayırma” suçlarından 10’ar yıla kadar hapis istemiyle iddianame hazırlanmıştır. Bunların hepsi, anne babaların sorumsuz davranışlarına dair muhtelif örneklerdir. Suçlu kayrılmamalı ve mütenasip cezalar almalıdır.
Bu olaylar bizi Ali Şeriati’nin bir kitabının başlığına götürüyor: Anne Baba Biz Suçluyuz. Bu aşamada toplum olarak bir vicdan muhasebesine ihtiyacımız var.