Açık kaynaklarda Kurtuluş Parkının 110 bin metrekare genişliği 49 bin metrekare kullanım alanı olduğu yazılı. Parkı, büyük şehir belediyesi işletmekte. Adını dinlenme parkı koymuşlar. Hakikaten de dinlendirici bir özelliği var. Parkta yürürken, otururken kesif bir sükûnet hali telkin etmekte. Asude bir mekân. Pek çok çeşit ağaç arasında en dikkat çekeni çınar ağacı. Kültürel olarak medeniyetimiz ile çınar ağacı arasında bir bağ vardır. Nazım Hikmet, ‘’başucumda bir çınar ağacı olsun yeter’’ diyor. Parkta yürüyüş yolları, dinlenme bölmeleri ve ortasında havuz var. Spor alanları da mevcut. Cumhuriyetin ilk yıllarında yapımına başlanan parkın resmi açılışı 1980 yılında yapılmış.
Hatıralar hafızları meydana getirir. Hafıza da hayal dünyasını besler. İnsan hayalleri ile yaşarmış. Kemal Tahir(*) cezaevinde bir idam mahkumuyla görüştürülmesini ister. Maksadı bir idam mahkumunun duygularını öğrenmektir. Ancak görüşmeden hiçbir soru sormadan çıkar. Çünkü hayat bitince hayal de bitmiştir. Düşünce de… Hayal ve düşünce, geçmişle bağ kurarak ancak geliştirilebilir. ‘’Soracak bir şey’’ bulamadım der Kemal Tahir.
Düşünce ve hafıza bir hayat işareti. Beni bir hafıza aldı geçenlerde Kurtuluş Parkına götürdü.
Kurtuluş Parkı’na en son 1977 senesinde gitmiştim. Türkiye’nin siyaseten hareketli seneleriydi. Hemen karşısında yer alan o zamanki Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde çalışan ağbimi ziyarete gittikçe bu parka uğrardım. Siyaseten hareketli dedim. Çünkü uzun tek parti dönemlerinden sonra Türkiye, çok partili hayata geçmiş. Siyaseten savunma siperlerinden çıkıp yavaş yavaş muhtelif siyasi ve fikri akımlar yoluyla bayrak gösterme dönemlerini yaşamaktaydı. Ülkemiz o yıllarda, yavaş yavaş siyasi kamplaşma dönemini yaşamaya başladı. O dönem eseri olarak şehirler, ilçeler, mahalleler siyasi bölünmüşlüklere uğramaktaydı. Bu bölünmelerin en bariz anlaşıldığı yerlerde mahallelere yazılan yazılardı. Kurtuluş Parkı’nın bir yerinde o dönemde gördüğüm yazı: ‘’Dik baş, tok karın, mutlu yarın. Mhp’’ sloganı idi. Bu slogan bölgede hangi sempatizanların olduğunu anlatabilmekteydi. Duygu ve hamaset tarafları ağır basan bir parti için biraz ekonomi vurgulu bir slogandı. Çözmek için az da olsa düşündüren tarafları vardı.
Hani aslanlar bölgelerine işaret koyarlar ya işte öyle bir şeydi bu. Bölgeyi işaretlemek. Ben öyle diyorum ama yaşadığımız dijital çağda ‘’yol bulucu’’ anlamında bir kavram kullanmaktalar. Belki de o dönemde bu sloganlar yol bulucu/yol gösterici bir fonksiyon icra etmekteydi. Çünkü her siyasi akımın pek çok sloganları vardı. Chp o dönem Tuzluçayır ve Mamak’ın bazı bölgelerinde ön plana çıkmaktaydı. Chp’nin aklımda kalan ilk sloganı 1974 Msp koalisyonundan sonra görülmeye başlanan ‘’Ak günlere doğru.’’ idi. Hangi karanlıktan ne tür bir aydınlığa çıkaracaklardı, muhtevasına dair zihin dünyamda bir şey canlanmıyordu. Ayrıca da yaşadıklarını ve yaşattıklarını görüp şahit oldukça bu sloganın ne kadar alıcısı olabilirdi? Hele ki giderayak Chp sloganlarının içinde geçen ‘’ş’’ harflerinden orak çekiç çıkarılmasıyla toplum hafızası buluşabilir miydi… Msp’nin belli bir mahallesi yoktu ama seyrekte olsa ‘’Önce ahlâk ve maneviyat’’ sloganını zaman zaman muhtelif yerlerde görmek mümkün olmaktaydı.
Biraz gezindikten sonra parkta bir çay içmeye karar verdim. Bir çay bahçesinde oturdum. Etrafı seyre dalıp, çayımı yudumlamaya başladım. Sonbahar ile birlikte sararan yapraklar yeşil ile bir asude ahenk meydana getirmiş. Ruha dinlendirici bir sadelik vermekte. En asili de koca çınardı. Yeşilin hem yek ahenk hem de rengarenk türlerine, dallarında sararan yapraklarla sarının türlü tonları da ilave olmuş. Muazzam bir seyir zevki sunmakta.
Kalkarken kantin görevlisine parktaki ağaçlar hakkında soruyorum. Parkın ortasındaki çınar ağacının 260 yaşında olduğunu söylüyor. Kalabalığı artınca oradan ayrılıp, çay bahçesinde gözleme yapan ablamıza ağaçlar hakkında soruyorum. ‘’Onu ben bilmem sen bilirsin’’ dedi. ‘’Ben de bilmesem kim bilir?’’ diye karşılık verdim. ‘’Ben bilmem işte’’ deyince oradan dönüp yürümeye başladım. Ama yufka açan ablamız arkadan söylendi: ‘’Neden bilmezsin? Yüreği böbreği biliyorsun bunu neden bilmezsin?’’ deyip hamur açmaya devam ediyordu bir taraftan. Elimde ceket kalem falan olan görüntümüz bizim tahsilli sınıfından olduğumuza dair bir görüntü vermiş ve ablamıza söyletmişti demek!. Kelimenin tam anlamıyla ablamız bizi pert etti!. Pert olan bütün renk, eda ve iklimleri yok eden, hayatı tek tipleştiren, dünyayı sadece beslenme penceresine hapseden modernite mi? Alı, moru, hakiyi, devetüyünü, toprak rengini, sarının türlü tonlarını öğretmekten uzak; at kestanesini, köknarı, çamı, serviyi, bahar dalını, çınarı, meşeyi ve daha pek çok ağaç türünü belletemeyen, zevk heyecanına ortak edemeyen eğitim sistemimiz mi? Ya da hiçbir mazeret öğrenmemenin yerini tutamaz diyen ben mi? Ben de kendi kendime söylenmeye başladım…
Evet semboller, hep o semboller.
Parkta seyir estetiğinizi besleyen bir ağaç zenginliği var. Belediye bir iyilik yapıp keşke parkın muhtelif yerlerine parkla, ağaçlarla ilgili bilgiler veren panolar assa diye içimden geçirdim.
Parkta oturan, yürüyen, yalınız, ikili, ya da çoklu pek çok insan ve genç dinlenme halinde. Buna belki anlam dünyasına yolculuk hali de diyebiliriz. İnsan en çok kendini bu tarz dinlenme mekanlarında bulabilmekte. Daha doğrusu insanın içe yolculuğuna kapı aralayan, sessizlikten pencereler açan bir ortamı ve iklimi var Kurtuluş Parkı’nın. Parkta gördüğüm insanlar ya hayatı yavaşlatmışlar… Ya da kendileri hayatın hay ı huyu arasında sükunet yüklü bir kalp haline bürünmüşler. Sanki parkta kimsenin acelesi yok gibi… Muhakeme, muhasebe ve tefekkür. En çok nerede insanın semtine uğrar acaba? Yahut şehrin patırtısından gürültüsünden uzaklaşıp kendinize dönmenin hal dilindeki mahalline sığınmak için birebir bir mekân, Kurtuluş Parkı.
Ahmet Kutsi Tecer, ‘’Geceleri bir ses böler uykumu’’ diyor. Parktaki sessizliği ve dinginliği bölen ses, ilahi çağrı oluyor. Ezan sesi parkın ortasında yankılanınca bütün maneviyatınıza bir pencere ile açılıp, kendine çağırmakta sizi. Bu arada parkın ortasındaki Ada Çay Bahçesine uğrarsanız mutlaka patatesli gözlemeden sipariş etmeyi unutmayınız!. Çünkü verdiğiniz siparişte hangi ‘’nailiyyet’’ sahibinin payı olduğunu bilemiyorsunuz!.
Kurutuluş Parkı her haliyle bir sürü öğrenmelere müsait bir yer. En azından insanın kendine doğru bir yolculuk edip, kendini öğrenmesine kapı aralıyor. Kurtuluş Parkına gitmeye neden bu kadar uzun süre ara vermişim ki… Gezmeye değer.
(*) Kemal Tahir anlatımı için dostum Mehmet Kurtoğlu’na teşekkür ederim.
