eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Dr. Mutlu Sadık FİDAN

Eğitim yönetimi, eğitim ve sömürgecilik tarihi üzerine akademik çalışmalarıyla tanınan bir eğitimci ve yazardır. Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eğitim Yönetimi ve Denetimi alanında tezli yüksek lisansını tamamladı ve aynı alanda doktorasını bitirdi. "Afrika´da Sömürgecilik ve Eğitim (III Cilt)" (2022), ve “Küresel Sermaye ve Eğitimin Dönüşümü (2024) isimli akademi kitaplarının yazarıdır. Bunların dışında uluslararası kitaplarda bölüm, ulusal dergilerde makale ve bildirileri bulunmaktadır. Ayrıca 2022 yılında Tanzanya’da “Uluslararası Afrika Konferansı”nın düzenleyicileri arasında yer almıştır. Disiplinlerarası bir yaklaşımla eğitimi; tarih, siyaset ve ekonomi perspektifinden ele alan çalışmalar yapmaktadır. Çalışmaları, hem akademide hem de politika yapıcılar nezdinde eleştirel bir rehber işlevi görmektedir. Özellikle eğitim tarihi, küresel sermaye ve sömürgecilik olgularını eğitim üzerinden okuması, bu alandaki literatüre önemli bir katkı sağlamaktadır. Türkiye ve uluslararası literatürde eğitim politikalarına yeni perspektifler sunan çalışmalarına devam etmektedir.

    Bilimin Gölgesinde Unutulan Hakikat

    Modern dünya, bilim ve teknolojinin kendinden emin ritmiyle ilerler; bu ritim, büyük ölçüde pozitivizmin bestesiyle düzenlenmiştir. Aydınlanma’dan doğan ve Auguste Comte gibi düşünürlerle sistemleşen bu anlayış, gerçek bilginin yalnızca gözlem ve deneyle doğrulanabileceğini ileri sürer. Metafizik, teoloji, öznel deneyim ve vahiy, “batıl inanç” ya da “anlamsız spekülasyon” olarak dışlanır. Pozitivist için evren, yalnızca ölçülebilir yasalarıyla anlaşılabilen devasa bir makinedir. Oysa bu bakış, insan varlığının temel boyutlarını dışlayarak hakikati daraltıcı bir ufka hapseder.

    Modern eğitim bu anlayışı genç zihinlere işler. Bilimsel yöntem tek hakikat yolu olarak sunulur; fizik, kimya, biyoloji kesinliğin ve ilerlemenin sembolü haline gelir. Sorunların İlahi veya kutsal metinlerle değil, veri toplama ve teknolojik müdahalelerle çözüleceği öğretilir. Din ise bireysel teselli sağlayan, fakat toplumsal ve kozmik işleyiş açısından gereksiz görülen bir inanç olarak tasvir edilir. İnsanın ruhu, fıtratı ve Allah’ın üflediği ilahi cevher göz ardı edilerek, varlık yalnızca biyolojik mekanizmalara indirgenir.

    Fakat insan büyüdükçe pozitivist merceğin açıklayamadığı sorularla yüzleşir. Bilim acının nörolojik mekanizmasını gösterebilir ama acının kendisine anlam veremez. Beynin güzelliğe verdiği tepkileri haritalayabilir ama Kur’an tilavetinden doğan huşuyu açıklayamaz. Dünyanın hızını ölçer, atmosferin koruyucu tabakasını gözlemler; fakat bunda gizli olan sanat, rahmet ve mesajı okuyamaz. Pozitivizm, ruhun mahiyetini, gaybın gerçekliğini, Allah’ın varlığını anlamsız sayarak susturur.

    Kur’an ise insanı hem gözleme hem tefekküre davet eder. Doğa ayetleri üzerinde düşünmeyi öğütler, ancak aklın ve duyuların ötesine geçen bilgiyi vahiy ile bildirir. İslam, sezgi ve manevi tecrübeyi de geçerli bilgi kaynakları kabul eder. Pozitivizm ise bunları dışlayarak epistemik bir adaletsizlik üretir: İlahi sesi yok sayar, sınırlı insan aklını tek hakem ilan eder. Oysa ilk emir “Oku”dur; evren bir kitap olarak görülmeli, Rabbin adıyla okunmalıdır.

    Pozitivizmin sunduğu tablo, büyüsü bozulmuş bir dünyadır. Kozmos, ilahi amacından koparılıp yalnızca hareket eden maddeye indirgenir. Ahlak, ilahi emirden koparak sosyal alışkanlıklara veya evrimsel içgüdülere bırakılır. Toplumlar teknolojide ilerlerken, anlam ve etik krizleri derinleşir. Müslüman toplumlarda ise inanç ve bilim, gereksiz bir karşıtlık gibi sunulur.

    Oysa İslam, aklı ve gözlemi reddetmez; onları vahyin rehberliğiyle bütünleştirir. Vahiy nihai hakikat kaynağıdır; akıl onu anlamak için bir araçtır; gözlem Allah’ın kudretini açığa çıkarır; sezgi ise salih bir hayatla kalpte beliren hakikati kavratır. Bu bütünlükte bilim, yaratılışı tefekkür etmenin ve nimetleri sorumlu biçimde kullanmanın asil bir yoludur; fakat sınırları vardır. Nihai hakikati yalnızca vahiy ortaya koyar.

    Pozitivizm, evrenin işleyişini anlamada değerli katkılar sunsa da, İslami bakış açısından eksik ve indirgemeci bir tablodur. Yalnızca ölçülebilir olanı gerçek ilan eder ve Allah’ın kendisini bilginin kaynağı olmaktan dışlar. İslam ise insanı, pozitivizmin dar çerçevesinden kurtararak, Allah’ın ayetlerinin hem evrende hem de Kelam’da tecelli ettiği hakiki ufka davet eder.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.