Kahramanmaraş’ta doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Kahramanmaraş ve Ankara’da tamamladı. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi, Eğitim Yönetimi ve Teftişi Bölümünden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimler Enstitüsünde, aynı alanda, yüksek lisans ve doktora yaptı. 2015 yılında profesör oldu. "Kuram ve Uygulamada Eğitim Bilimleri", "Eğitim ve Paradigma", "Kültür Temelli Eğitim", "Eğitimin Türkçesi", "Eğitimde Nezaket", "Bir Dava Adamı Nurettin Topçu" ve "Eğitimin Kimlik Arayışı" adlı kitapları yazmıştır. Ayrıca ulusal ve uluslararası dergilerde yayımlanmış altmışın üzerinde kitap bölümü, makale ve bildirisi bulunmaktadır. Çalışma alanları, eğitim felsefesi, eğitim politikası, eğitim sosyolojisidir.
Geleneksel olarak üniversitelerin üç ana amacının eğitim-öğretim, araştırma-geliştirme ve topluma hizmet olduğu belirtilir. Ancak bunun seküler kültürden üretilmiş amaçlar olduğunu belirtelim. Çünkü her şey gibi üniversiteler de kültürlere göre konumlanırlar, amaçlarını buna göre belirlerler. Bizde üniversitenin ana amacı ilmin amacıyla aynıdır. İlmin amacı; Hakkın ve hakikatin bekçiliğini yapmak, Hakkı ve hakikati zamanın diliyle aktarmak ve insanların Hakla ve hakikatle bağlantısını dinamik tutmaktır. Bu bağlamda üniversitenin her bir şubesi Hakkın söyleniş tarzını ortaya koyar. Misal fizik, kimya, mühendislik, tıp veya eğitim Hakkın tecellisini kendi dillerince haykırır. Biz nereye bakarsak bakalım yahut hangi bölümü okursak okuyalım orda Hakkı görürüz. Hakkın olmadığı yerde ilim olmaz, ilmin olmadığı yerde de üniversite olmaz.
İlmin amacı olan Hakkı ortaya çıkarıp insanlara göstermek ve insanların ona bağlanmasını sağlamak adanmış ruhların işidir. Bu nedenle bizde ilim, âlimler ve mutasavvıflar tarafından mescitlerde ve medreselerde yapılıyordu. Batıda ise Manastırlarda yapılıyordu. Bunlar, ortaçağ öncesi dönemin üniversiteleri mesabesindeydi. Ancak batıda manastırın yerini alan üniversiteler neredeyse başından beri (1088 Bologna Üniversitesi) burjuvazinin birer fabrikası olmuştur. Halen de öyledir.
Avrupalılar Hristiyanlığı bozdukça ilmi bozdular; biz ise tasavvufu kirlettikçe ilmi kirlettik. Tasavvuf insana Hakkı ve hakikati gösterir; böylece insan, kelimenin tam anlamıyla Hakka kul olur. Hakka kul olmayan hakikatin peşine gidemez. Bu nedenle bizim ilimden kopuşumuzla tasavvuf anlayışımızın Haktan kopuşu arasında doğrudan bir ilgi vardır. Hristiyanlar ise Hristiyanlığı bozdukça Hak yolundan ayrıldılar; bu ayrılış, ilim ile ünsiyetlerinin amacını da bozdu. Hakka kul olmaktan uzaklaşan Hristiyanlar maddeyi Hakkın elinden aldılar; kendilerini Rab ilan edip maddi uygarlığın hükümdarı oldular. İnsan Rabbinden uzaklaştıkça rableştiğinden, ilim, Avrupa’nın, Hristiyanların hatta Yahudilerin rableşmesine vesile oldu. Günümüzde dünyanın neresinde olursa olsun üniversite okuyanların kendi geçmişine, kültürüne, mistisizmine ve metafiziğine kerih bakmalarının bir nedeni de budur. Dolayısıyla mevcut haliyle hem ilim hem ilmin yapıldığı yer sanılan üniversiteler insanları Hakka kul olmaya değil, burjuvaya köle yapmaya çalışıyor.
Şunu kabul edelim: Kanuni Sultan Süleyman döneminden sonra ilim geleneğimiz bozuldu; Tanzimat’la ve Cumhuriyet’le başlayan Avrupalılaşma gayretleriyle de ilim anlayışımız Batılılaştı. Bu nedenle hâlihazırda bizim üniversitelerimiz yok. Mevcut üniversitelerimiz, batıdaki üniversitelerin birer şubeleri, kötü birer kopyalarıdır. Doğal olarak buralar batı tarzı eğitim-öğretim, madde üstünlüğünü merkeze koyan araştırma-geliştirme ve bizi batılı topluma benzetmeye çalışan hizmet içindedirler. Bundan dolayı bu kurumların yöneticilerini biz atıyoruz diye o kurumun bize ait olamayacağını idrak etmeliyiz.
Üniversitelerin asıl amacının Hakka ve hakikate götüren ilimle uğraşmak olduğunu, Haktan ve hakikatten neşet etmiş kültürümüze uygun insan yetiştirmeyi amaç edinen kurumlar olması gerektiğini bilmeliyiz. Üniversitelerimizin bu fonksiyonu yerine getirmediklerini kabul etmeliyiz. Bu nedenle Avrupa’dan bir şekilde transfer ettiğimiz üniversiteleri, bölümleri, sil baştan değiştirmeliyiz.
Bunun için öncelikle üniversitelerimizin sayısını azaltmalıyız. Birçok üniversitenin lise düzeyinde olduğu gerçeğini göz ardı etmemeliyiz. Akademik çalışmaların epey kısmının sadra şifa vermediği gerçeğiyle yüzleşmeliyiz. Akademinin unvan alma yeri hâline geldiğini daha ne kadar görmeyeceğiz? İngilizceyi, akademinin alakalı-alakasız tüm bölümlerinde şart haline getirmenin bir garabet olduğunu kabul etmeliyiz. Ülkemizde öğretim dili İngilizce olan bir üniversitenin olmasının ne kadar ayıp bir şey olduğunu idrak etmek zorundayız artık. Ardından kültürümüze uygun yepyeni bir üniversite inşa etmeliyiz. Bu, mümkündür.