Batı ve sonraları batıyı takip eden bizim gibi ülkeler, eğitimin masumiyetini Aydınlanma dönemiyle başlayan sürece boyun eğerek sonlandırdılar. Bunun somut örneğinden biri Almanya’da başlayan zorunlu eğitimle Fransız ihtilali sonrası kurumsal olarak kitle eğitimine odaklanılmasıdır. Avrupa’yla birlikte 19.yüzyıl boyunca ülkelerin büyük çoğunluğu zorunlu kitle eğitimini amaç haline getirdi. Bu yönüyle eğitimin zorunlu hale getirilerek kitleselleşmesi, Aydınlanma dönemini başlayan bir burjuvazi projesidir. Zenginlerin işgücü talebini, özellikle nitelikli işgücü ihtiyaçlarını “eğitilmiş halkla (fakirlerle)” karşılama isteğinden kaynaklanan bu projenin diğer bir amacı da “aydınlanmış birey” yetiştirmekti. Aydınlanmış birey, yani dininden, kültüründen, geleneğinden ve ahlakından arındırılmış birey, burjuvazinin icat ettiği seküler okullardan yetişecekti. Toplum yeni olunca insan da yeni olmalıydı. Eskinin tabiata uyumlu bireyi kapitalistlerin saatlere ayarlanmış bireyine dönüşerek modern dünya yaratılacaktı. O zamana kadar güneşin doğuşuyla uyanan, batışıyla yatan birey uzun vadede saatlerin kölesi haline gelecektir. Bu zaman-vakit farklılığını Ahmet Haşim “Müslüman Saati”nde bize özgü bir şekilde resmeder.
Aydınlanma aklı öne çıkarır, neredeyse onu tek belirleyici yapar, putlaştırır adeta. Martin Luther her ne kadar “bir fahişedir akıl” dese de bu tür eleştireler aklın yükselen despotluğunu önleyememiştir. Buna karşın doğu, özelde Osmanlı, batının akıl despotluğuna giden yolculuğuna, kayda değer bir inceleme-araştırma yapamadığı için, proaktif bir eylemde bulunamamıştır. Namık Kemal’in İbret dergisindeki “Avrupa şarkı bilmez” tespitleri ve benzer batı karşıtı sözler ve kimi cılız eylemler gibi reaktif tutumlar, batının putlaşmış aklının bize kadar gelmesine mani olamamıştır. Mani olmak şöyle dursun, “tekniğini alalım ahlakı kalsın” düsturuyla neredeyse kerhen desteklendiği bile söylenebilir.
Böylelikle batı için 18.yüzyıl toplumları ve bireyleri “ayarlama çağı” olurken 19.yüzyıl aydınlanmanın yani sekülerizmin yayılması çağı olmuştur. Eğitimle sekülerleştirme, Fransız ihtilalinin etkisiyle yıkılan imparatorluklardan ayrılan devletlerin burjuvazi destekli yeni misyonu haline gelmiştir. Elbette Türkiye’nin kurucu kadrosu da eğitim başta olmak üzere hemen her sektörde Aydınlanmacı eylemlerin tavizsiz uygulamasını yapmış ve başarmıştır. Hem Türkiye’de hem de tüm ülkelerde burjuvazinin dayattığı zorunlu ve kitlesel bu eğitim, o günden beri bu iki misyonunu (aydınlanmacılığı ve istenilen nitelikteki işgücüyü) bihakkın yerine getirmektedir. Böylece o günden beri okullar fabrika, okul yöneticisi patron, öğretmen işçi, öğrenci malzeme, müfredat sekülerizm oldu. Okula gitmekle işe gitmek arasında fark kalmadı.
20.yüzyıl boyunca nitelikli işgücü temininde ve aydınlanmanın halka sinmesinde başarılı olan okulların 21.yüzyıl için bunlara ek olarak yeni misyonunun ne olacağı konusunda aşağı yukarı bir belirlemenin olduğu söylenebilir. Bu ilave misyon; kültürel unsurların desteklenmesidir. Burjuvazinin sekülerizm hedefi bağlamında kültürel unsurların desteklenmesi aykırı gibi görülebilir ama bu durum “paradoksal düşünme” içinde değerlendirildiğinde zıtlıktan çok bir tamamlama olduğu görülecektir. Öte yandan bir sömürgeci mantığı olarak az oluşlar, tam oluşların önündeki en büyük engeldir. Böylelikle gerçek (öz) kültürün bütünüyle hâkimiyeti önlenmiş olacaktır.
Böylelikle kültürel unsurların desteklenmesi bağlamında ülkelerin inançları, gelenekleri, kültürü, bölgesel rengi eğitimin içeriğine dercedilebilmiştir. Mesela Tanzanya’da Svahili dilinin, Zimbabwe’de Shoma dilinin, Balkan ve Asya’da (Rusça yerine ya da onunla beraber) ülke dillerinin, Ukrayna’da Ukraynacanın, Türkiye’de Kürtçenin öğretimine müsaade edilmiştir. Bununla birlikte değerler eğitimi adı altında hemen her ülkede teşvik edilen uygulama ile dini içerikli derslerin de müfredata dâhil edilmesi mümkün hale gelmiştir.
Sonuç olarak; bizim ülkemizde dâhil olmak üzere batı dışı toplumlarda eğitimin bir savaş alanı olduğu henüz anlaşılamamıştır. Eğitim ve kültüre yönelik çizilen bu misyonlarla küresel burjuvazi, Rus matruşkası keyfiyetindeki liberal, neoliberal, modern ve seküler eğitim sistemleriyle hem ülkelerin hem toplumların hem de bireylerin köleliğini devam ettirecektir. Peki, buna yönelik çözüm var mıdır? Elbette vardır: Kültürle diriliş gerçekleştirmek. Bir başka deyişle küresel burjuvazi destekli kültürel unsurları destekleyerek gerçek kültürün hâkimiyetini engellenmesine tek çözüm, kültürü temel alan eğitimdir.
Türkiyede ne zamandan beri kütçe eğitim dili olarak kabul edilmiştir bu bana garip geldi.