Sevgili Peygamberimin sözleri yankılanıyor gönül hanemde…
“Ya Ebu Zer!.. Azığını tam al, yol uzun! “
Azık mı? Başımız gözümüz üstüne…
Bir azık telaşı başlıyor ansızın. Çuval çuval buğday taşınıyor hanelerimize. Uzun yol kaygısıyla taşıyamayacağı kadar yükün altına giren bedenlerimiz “dünyalık azıkların” altında adeta eziliyor.
Herkes pişirdiği azığın altındaki ateşi karıştıra dursun Ebu Zer sesleniyor:
“Sonra? ”
“Gemini yenile, su derin!”
Başımız gözümüz üstüne Ya Rasulallah…
Her nevi tedbir ivedilikle alınıyor. Zamana uygun olarak yenilediğimiz gemilerimizle sorunsuz ve güvenli bir yol için “konfor” temalı yolculuklara vira bismillah deniliyor
“Sonra?”
“Yükünü hafif tut; sarp yokuşlar var.”
Yük mü? Ebu Zer, sen ne anlamıştın bundan?
Yükümüz yok ki Ya Rasulallah!…
Bir “Yüküm ağır yolum uzun” ezgisi var kulağımızda…”Beni bırakırsan bana, tufanlarda boğulurum” diyen Karaoğlu gemisine mi güvenmiyor! “Tut ellerimden tut Ya Rab derken “düşmekten mi korkuyor!
Sarp yokuş, dar gecit derken?…
Sahi Ebu Zer sen ne yapmıştın?… Sözlerini “amelini ihlaslı yap, seni görüp gözeten bir Rabbin var” diye bitiren Hz. Peygambere ne cevap vermiştin?
Biz mi?…
Üzerimizde bir rahatlık!…Odalarımızın duvarına astığımız “ Küllü men aleyha fân” serlevhasının görselliği ile serinleyerek nimetlerin geçiciliğini çoktan unuttuk.
Şimdi amelimizin ihlâsına değil, kalbimizin güzelliğine güvendiğimiz bu uzun yolda yükü “buğday” olan konforlu gemilerimizle niyetlendiğimiz “cennete” yelken açıyoruz.
Azık mı?
Ne diyordu Karaoğlu “Yine de umudum var Rahim olan adına”…