Günümüz Türkiye’sinde 8 milyonu üniversitelerde olmak üzere yaklaşık 27 milyon öğrenci var. Yaş ortalaması yirmiyi bulmayan bu muazzam nüfusun eğitim süreçlerini sevk ve idare etmek büyük bir emek istiyor. Gençlerimizin tamamını ilgilendiren genel meseleler olduğu gibi eğitim sürecindeki her öğrencinin de kendine has birtakım problemleri vardır. Toptancı gözle bakılırsa karşımızdaki bu devasa kitle, baş edilmesi zor bir sosyolojik yığındır. Ama her bir öğrencinin karakterine ve gelişmekte olan şahsiyetine yoğunlaştığımız takdirde bambaşka bir manzarayla karşılaşırız. Zira her öğrenci müstakil bir âlemdir ve özel ilgi ister. Uzmanlarımızın sürekli vurguladıkları nitelikli eğitimi de ancak bu bakış açısıyla sağlayabiliriz.
Ders ortamında öğrenciye doğrudan temas etme şansına erişmiş bir muallim ve takribî yirmi yıllık tecrübeye sahip bir akademisyen olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Öğrenci ile samimi bir iletişim dili geliştirmediğiniz takdirde muvaffak olma imkânınız ve ihtimaliniz zayıftır. Karşısındaki öğrenci topluluğuna yığın muamelesi yapan hocadan kimseye hayır gelmez. Genellemeci yaklaşımlarla öğrenciyi aşağılayan, birey ruhundan anlamayan kaba saba öğretmen tiplemesini istisna sayıp güzel örnekleri ve başarılı öğretmen modellerini çoğaltalım.
Çuvaldızı kendimize batıralım da…
Çuvaldızı kendimize batırdık, şimdi iğneyi karşımızdakine batıralım. Hoca/öğretmen, her şeyden önce büyüğümüz, abimiz, ablamız, annemiz, babamızdır. Ona edilen hürmetsizliğin hiçbir mazereti yoktur. Öğrenci ve ailesi, onun olumsuz yönünü öne çıkarmak yerine kendisine hangi açıdan faydalı olacağına odaklanmalıdır.
Dersin hocası, öğrenci için her şekilde örnektir, müspet veya menfi… Ahlâkı, samimiyeti ve bilgisiyle ne kadar numune-i imtisal ise tersi durumlarda da nasıl öğretmen olunamayacağına dair ipuçları barındıran bir kişiliktir. Yani öğretmen hangi yönden eksik veya kusurlu ise öğrenci o sahada onun gibi olmayacağına karar verir. Neticede yine öğretmeninden bir ders almış olur.
Öğrencilerime hep şunu söylerim: Karşılaştığınız hocalar modeldir. Birinden istifade ettiyseniz onun gibi bir hoca olmak için gayret gösterir, mümkünse onu geçersiniz. Yok, karşınızdaki kişi topluma ve size hiçbir faydası dokunmamış biriyse onun gibi olmamak için azmedersiniz. İyi öğretmen bir ideal, kötü öğretmen ise bir ibrettir. Her halükârda o sizin için bir modeldir.
Öğrencilik bitmez…
İnsanoğlunun sürekli bir öğrenme sürecinde olduğunu unutmayalım. Öğretmen de zamanın şartlarına ve eğitim metotlarının gelişimine göre her daim bir öğrenme faaliyetindedir aslında. Zamanın ruhuna ayak uydurduğu ölçüde başarılı olur. Değişim ve gelişimi takip edemediğinde ise meslekî açıdan yetersiz kalmaya mahkûm olur. Bu konuyu şöyle açayım: Zamanında teknolojik gelişmeleri büyükler küçüklere aktarıyordu. Söz gelimi İstanbul’a veya Avrupa’ya gitmiş bir büyüğümüz sılaya döndüğünde bir radyo, kasetçalar veya televizyon getiriyordu. O âletin nasıl çalıştığını ve hangi marifetleri sergilediğini ballandıra ballandıra anlatıyordu.
Şimdilerde ise durum farklı. Günümüzün gençleri çok hızlı. Büyüklerin akıl sır erdiremedikleri şeyleri biliyorlar. Cep telefonu, tablet ve bilgisayarın altından girip üstünden çıkan öğrencilere eski model teknoloji dersi anlatmaya kalktığınızda onların diline düşersiniz. Unutmuyorum, her fırsatta çağdaş olduğunu vurgulayıp Anadolu’dan gelmiş öğrencileri aşağılamayı huy edinen bir hocamız, odasında artık tozlanmış olan bilgisayarına ve klavyesinin tuşlarına dokunmaktan imtina ederdi. Teknolojiyle ilgili işlerini genç asistanları marifetiyle hallederdi. O hocamızın bilgisayara niye dokunmadığını sonra anladık tabi. Meğer âleme medeniyet nizamı verirken dünyadaki yeni gelişmeleri takip etmeye zaman bulamamış.
Nasıl bir öğretmen?
Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğini bitirirken toplum nezdinde öğretmen imajının zedelendiği, hoca şahsiyetinin örselendiği bir manzarayla karşı karşıya olduğumuzu söyleyebilirim. Bunun birçok sebebi var elbette. Kanaatimce en önemlisi öğretmen saygınlığının ve hoca vakarının korunması meselesidir. Sosyolojik olarak öğretmenin konumu artık vasat bir düzlemde seyrediyor. İlmine, tecrübesine, yol göstericiliğine olan ihtiyaç azalmış gibi görünüyor. Bunda onun pek günahı yok aslında. Ortalıkta öğretmene muallimlik eden çokbilmişlerin sayısı az değil. Her neyse…
Bu meslek zoraki yapılacak bir iş değildir. Hariçten gazel okuyanların sandığı kadar kolay da değildir. Öğretmen, işine ruhunu ve gönlünü verendir. Öğrencisinin derdiyle dertlenendir, onu belki de ailesinden daha iyi tanıyandır. Çocukla çocuk, büyükle büyük olabilendir. Şuna eminim: Öğretmen şefkati ve bilgisiyle; hoca da vakarı ve vicdanıyla toplumun gönlündeki mutena yerini tekrar elde ederse diğer meseleler kendiliğinden çözülür.
Harika tespitler kardeşim.. kalemine sağlık. Okurken hem kendi dönemimizi hem de günümüz şartlarında öğrencilere karşı yapılan yanlış uygulama ve tutumları karşılaştırma fırsatı versin. Yüreğine sağlık yüreği güzel insan.
Her haliyle model olan kıymetli hocam,
Toplumun sizin gibi hocalara ihtiyacı var. Her yazınız ayrı bir güzel…. teşekkürler.
Sayın Hocam, sizden ders almak benim için bir onurdur. Bizlere Şems olduğunuz ve ışığınızdan mahrum etmeden klavuz olduğunuz için sonsuz teşekkürler.