Üniversitede öğrenci olabilmek için yaklaşık üç milyon üç yüz bin aday sınava girdi. Her yıl olduğu gibi bu yıl da her aday üniversite kapısından içeri girebilmek amacıyla sorulan sorulara cevap vermek için mücadele etti. Üniversite kapısı kimilerine göre umudun, kimilerine göre geleceğin, kimilerine göre de farklı beklentilerin olduğu bir yer. Her kapının açıldığı mutlaka yeni umutlar, yeni fikirler, yeni alanlar ve farklı dünyalar vardır. Bir kapıya yönelmek demek o kapının bazen bilinen bazen de bilinmezlerine yelken açmak demektir.
15 Temmuz gecesi TÜRKSAT’ın giriş kapısında şehit olan Ahmet Özsoy’un amacı o kapıdan o zor şartlarda içeri girebilmekti. O kapının ne kadar hayati role sahip olduğunu ve ülkenin geleceğine açıldığının farkındaydı. O kapının ele geçirilmesi demek ülkenin, geleceğin ve milyonlarca umudun ele geçirilmesi demekti. Bu bilinçle şehit olmayı göze alan Ahmet Özsoy canı pahasına o kapıdan geçmek için uğraştı ancak kapıdan geçerken kendisini yeni kapılara teslim etti.
Kapı kavramı edebiyatta, sanatta, dilde, kültürde, maneviyatta birçok anlam barındırır ve her kullanıldığı bağlamda yeni manalara götürür. Bütün medeniyetlerde farklı kapı modelleri farklı amaçlar için kullanılmış, üzerlerindeki tokmaklardan, büyüklükleri, mimarisi, sanat özellikleri ve heybetine varana kadar birçok özelliğe sahip olmuştur. Her bir özelliğin de temsil ettiği politik, sanatsal, askeri, tasavvufi anlamı olmuştur. Bazen kapılar herkese açılırken bazen de açılması zor hale gelen durumlara vesile olmuştur. Her açılan yeni kapı, açan için yeni bir anlam ifade ederken açılan her kapının da her zaman açana olumlu yansıyacağını söylemek mümkün değildir. Kapısına gelip de içeri giremeyenler için Mevlana “Duydum ki kapıma gelmiş, tokmak olmadığı için kapıya vurmadan geri dönmüşsün. Bilmez misin, kalp kapısının tokmağa ihtiyacı yoktur; o ancak içeriden açılır” diyerek kapıya farklı bir metafor yüklemiştir.
Osmanlı sultanlarına bile her an açılmayan kapılar olmuştur. “Bu kapı saltanat kapısı değil bu kapı kulluk ve gönül kapısı” uyarısı ile karşılaşan sultanlar her kapının kılıçla, güçle, emirle açılamayacak kadar kuvvetli ve sağlam olduğu anlamına gelen cevaplara maruz kalmışlardır. Herkesin her kapıdan istediği gibi giremeyeceği durumların olduğu böylesi anların yorumu elbette farklı boyutlarda ele alınabilir.
Sultan Alparslan Malazgirt Savaşıyla Anadolu kapılarını, Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethederek Avrupa kapılarını Türklere açmıştır. Her açılan yeni kapıdan yeni medeniyetler ortaya çıkmış ve her alanda çok değerli fikir, ilim, tarih, kültür, edebiyat ve sanat eserleri yeşermiş ve günümüze kadar gelmiştir.
Dünyadaki büyük toplumsal hareketlerin en önemli sebeplerinden birisi ekonomi ve ekonominin temelini de eğitim olduğunu unutmamak gerekir. Bu nedenledir ki dünyada milyonlarca insan yeni bir hayat umuduyla bulunduğu toprakları terk edip başka kapılara yönelmektedir. Hayal ettikleri yerlere ulaşıp kapılar açılırsa hayatlarının da değişeceği umuduyla her türlü zorlukla baş etme çabası içerisine girmektedir. Maalesef bu kapıların yüzlerine kapanması sonucu çoğu amacına ulaşamamakta, kapıları kırarak ulaşabilenler de içerisinin kendileri için bir gül bahçesi olmadığının farkına varmaktadır.
Eğitim her kapıyı açar diye kabul edilen genel kanıya göre eğitim sayesinde insanların birçok yönden kendilerini, ailesini, çevresini, bulunduğu ve yaşadığı sosyal ortamları değiştirilebildiği iddia edilmektedir. Eğitimin her kapıyı açma potansiyeli var olmakla birlikte hangi ve nasıl eğitim olduğu sorularını da düşünmekte fayda var. Eğitimde yıllardır farklı kapılardan girerek hedeflere ulaşılmak istenmiş, kimi zaman başarılı olunmuş kimi zaman da yapılan değişiklik ve izlenen yöntemlerin işlevsiz olduğu anlaşılmıştır. Hâlbuki iyi bir eğitim vermek için binanın sağlam olması ve kapısının da her isteyenin rahatlıkla girebileceği yapıda olmaması gerekmektedir. Osmanlı’da her makamın ağırlığını hissettirdiği Hünkâr Kapısı, Paşa Kapısı, Ağa Kapısı ve Şeyhülislam Kapısı gibi devlet kapılarının olması bilgi, makam ve otorite bakımından mekâna nasıl önem verildiğini göstermektedir. Okullar da bir mekân ise okul kapısının da diğer mekânlarınkinden farklı olması gerektiğini düşünmekte fayda var. Hele hele bilginin güç olduğu günümüzde bu kapılardan girdikten sonra bilgi sahibi olup bunları uygulayacak bireyler olarak başka yeni kapılar açmanın önemi üzerinde durmak gerekir. Üniversite yılları ve bu yıllarda alınan eğitimin kalitesi dikkate alınarak yapılacak olan tercihler ülke kaynaklarının verimli kullanılması ve elde edilecek toplumsal katkı açısından önemlidir. Aksi taktirde hem umutlar hem de kaynaklar heba olmak durumunda kalmaktadır. Mezun olup iş bulmak amacıyla kapı kapı dolaşan değil kapısı çalınan kişi olmanın değerini tartışmaya gerek olmasa gerek.