eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Abdülbaki DEĞER

1978 yılında Bingöl’de dünyaya geldi. Ankara Üniversitesi DTCF Sosyoloji Bölümü’nden mezun oldu. Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü’nde Kamu Yönetimi yüksek lisansı yaptı. 2013-2021 yılları arasında Milat Gazetesi’nde köşe yazarlığı yaptı. Yenişafak, Karar gazetelerinde eğitim başta olmak üzere değişik konularda görüş ve değerlendirmeleri yayımlanan Abdulbaki Değer, aynı zamanda 2016 yılından bu yana Özgür Eğitim-Sen’in (Özgür Eğitim ve Bilim Çalışanları Sendikası) Genel Başkanlığını yapmaktadır.

    ‘’Sorarım size baylar, gerçek var mı, yok mu Rusya’da?”

    Dmitri Fyodoroviç Karamazov babasını öldürmekten yargılandığı mahkemede jürinin kararını açıklaması için verilen arada duruşmayı izlemeye gelmiş olanlardan birisi şu ifadeyi kullanır: “Yaman milletiz doğrusu! Sorarım size baylar, gerçek var mı, yok mu Rusya’da?” Sanırım gerçeğin varlığının ve yokluğunun birbirinden ayrıtırılamadığı yerlerden birisi de Türkiye’dir dersek yanlış bir şey söylemiş olmayız. Ülkemizin kaderini ilgilendiren meselelerin çoğunda bu tarz bir belirsizliğin bizi anlamsız yerlere sürüklediğini görebiliyoruz. Muhtemelen bunun en fazla yaşandığı alan eğitim alanıdır. Fantastik bir dilin, sürreal bir analtının kıskacında eğitim tartışması yürütüyoruz. Böyle olunca malesef mevzuyu etraflı ve anlamlı bir şekilde tartışmanın imkanı kalmıyor. Gerçeğin varlığının ve yokluğunun belirsizleştiği yerde neyi nasıl tartışacağız? Nasıl tartışacağız? Bu tarışmadan ülke için nasıl anlamı bir sonuç çıkaracağız?

    Anlamlı bir tartışma ancak ihtilaflarıda, çatışmaları da taşıyan ortak bir zeminin, ortak bir dilin varlığıyla mümkün. Ortak zemin, ortak dil olmadığı için bir sağırlar diyaloğu yaşıyoruz. Çatışmalarımızı yöneten rasyonel, ahlaki ilkeler değil çıplak güç oluyor. İki yıl önce yaşadığımız Öğretmenlik Meslek Kanunu düzenlemesini aynı şekilde bugün yeniden yaşıyoruz. İki yıl önce de düzenlemeyi getiren sistematik bu olduğu müddetçe yasayı konuşmak yürürlükteki kandırmacaya ortak olmaktır şerhini düşmüştüm. Şimdi getirilen düzenleme yeniden bir kandırmacanın içine bize çekmeye çalışıyor çünkü yürürlükteki sistematik bütün varlığıyla işliyor üstelik Türkiye’nin aleyhine işliyor. Bir alanda düzenleme yapmak elbette çok önemli. Ancak gerçek ve işlevsel bir düzenleme ancak Türkiye’deki yerleşik sistematiğin dönüşümüyle bağlantılı. Aksi taktirde her düzenleme hatta her anlamlı düzenleme bilr mevcut sistematik içerisinde anlamsızlaşır, etkisizleşir, bürokratik cenderenin öğüttüğü bir paçavraya dönüşür. Rahmetli Vehbi Başer hocanın yetkinliği teşhis ettiği gibi bu yüzden MEB “bütün reformları eğlenceye dönüştürerek çöp ettiği bir kabare tiyatrosu”nun olduğu yerdir malesef. 

    Ülkemizde Öğretmenliğin bir meslek olarak düzenleme konusu edilmesi elbette gereklidir ve de çok önemlidir. Ancak en az bunun kadar önemli olan husus bunun nasıl yapıldığıdır. Bu gerekli ve de önemli olan öyle bir savsaklamayla yapılır ki; bu yapılışın kendisi zaten öğretmenlik mesleğini mevcut haline rahmet okutan bir noktaya getirir. Disiplin ve Akademi’ye boğulmuş bir düzenlemenin esas amacının ve işlevinin öğretmenlik meseleğini gözetmek olmadığı son derece açıktır. Zaten altını çizmek istediğim sistematik ve Dostoyevski’nin romanından yaptığım çarpıcı anlatının nedeni bu. Biz anlamsız bir parkura çekiliyoruz. Amacı, niyeti başka olan bir düzenlemeyi bu amaç ve niyeti görmezden gelerek tartışmak durumunda bırakılıyoruz. Öğretmenlik mesleği günümüz dünyasında nedir? Bu mesleğin bugün karşı karşıya olduğu problemler nelerdir? Bu problemler nereden kaynaklanmaktadır? Mesleğin etkisini azaltan, niteliğini sıkıntıya sokan dinamikler nelerdir? Bunlar ancak günümüz dünyasının gerçekliği dikkate alınarak yani hem egemen ilişki ve işleyiş ve hem de ülkemizdeki hayatın genel organizasyonu dikkate alınarak yapılabilir. Bunun farkında olmadan yapılan bürokratik düzenlemeri onaylama eksenli tartışma talebi kandırmacaya ortak olma, gerçeği görmeme, gerçeği dikkate almama çağrısı olarak görülmelidir.

    Türkiye’de öğretmen bugün kelimenin gerçek anlamıyla bürokratik hiyerarşinin en alt basamaklarında yer alan basit bir memurdur. Ağdalı retorik ne olursa olsun gerçekliği budur ve malesef disiplin ve akademi ağırlıklı meslek kanununun kendisi de bu durumu biraz daha pekiştirmektedir. Çünkü mevzuyu yalıtmış, gerçeklikten kopartmış, işlevsiz, etkisiz bir alana sıkıştırmıştır. Bu alandan ne öğretmenliğe, ne MEB’e ne de özlemle muhtaç olduğumuz adil ve özgür Türkiye’nin yarınlarına fayda temin edilebilir. Çünkü için de gerçek yok, içinde gerçeğe hürmet yok. Abdulbaki Değer

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.