Toprak, Tarih ve Toplum Üzerine Detaylı Bir İnceleme (Cumhuriyet Sonrası Toprak Politikaları)
Batı dışındaki toplumlarda batının gelişmişlik seviyesine ulaşma çabalarını ifade etmek için kullanılan batılılaşma tabiri öyle görünüyor ki, iki asırlık tarihimizde batıcı aydınlar başta olmak üzere Türk toplumunun büyük çoğunluğu tarafından doğru anlaşılamamıştır. Bugün açıktır ki, en batılı görünüşe sahip fertler bile temel kültür ve yapı bakımından montajcı, taklitçi ve yozlaşmış bir bünyeye sahiptir. Bu taklitçi tutum Türkiye’nin meselelerine ne kısa ne de uzun vadede çözümler getirmiştir. Yine bugün yeryüzünde bütün şartları haiz bir İslam devletinden bahsedilemez. Siyasi, iktisadi ve içtimai yapısı İslam ile bütünleşmiş, tarım toplumundan sanayi toplumuna geçmiş Müslüman bir devlet yoktur ve ufukta da gözükmemektedir.
Bu cihetle yazar D. Mehmet Doğan tarafından kaleme alınan bu kitapta Osmanlı Devleti’nden günümüze değin toprak meselesi üzerinden Türkiye’nin asıl ve temel meselesinin sistem, rejim veya düzen meselesi olduğuna vurgu yapılmaktadır.
Somut olarak bakıldığında hemen hemen her toplumda bir toprak meselesi vardır. Özellikle gelenekçi tarım ülkelerinde çözümü yalnız tarım kesiminde yapılacak düzenlemelerde beklemek bir yanılgıdan ibarettir. Bu hususa kitabında özellikle dikkat çeken yazar, iktisadı tarıma dayalı ülkeler ve bu arada yurdumuz bakımından çözüm, tarım kesimini sanayinin gelişimini hızlandıracak şekilde düzenlemek, yönlendirmekle gerçekleştirilebilir demektedir. Ancak bu yapılırken içtimai adaletin sağlanması ve siyasi katılının gerçekleştirilebilmesi önem arz etmektedir.
Osmanlının bugünkü toprak düzeninden apayrı bir toprak sistemi ve siyaseti vardı ve kutsal bir amaca göre ayarlanmıştı. Osmanlı Devleti siyasi, idari, iktisadi ve içtimai yapısı ile İslam ilkelerinin bütünlüğüne sahip bir sosyal organizma idi. Bu devletin sınırları içinde İslam tarım toplumu yaygın, cihan ve mahalli renkler de taşıyan bir biçimde gerçekleştirilmişti. Osmanlı’da toprak devletindi. Devletin yapısının mihveri nizamdı.
Toprak meselesinde Osmanlının özellikle bu yönüne vurgu yapan yazar, tarih sahnesine çıkışından, çöküşüne değin toprak yapısını detaylı bir şekilde ele almıştır. Osmanlı gücünü kaybettikten sonra yapılacak şey İslami tarzda ıslahatlara girişmekti. Çünkü devleti zayıf düşüren bünyevi çelişkiler yine kendi yapısı çerçevesinde giderilebilirdi. Osmanlı bürokrasisi, eski gücünü Avrupa’dan ithal ettiği müesseseler ile bulmaya çalıştı. Bu yaklaşım altı asır hüküm süren imparatorluğun sonunu getirmekten başka bir işe yaramadı.
Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinde Türk entelektüellerinde ve idarecilerinde hakim görüş, “Osmanlı toprak sistemi, modern Türkiye’nin ihtiyacını karşılayacak nitelikte değildir” şeklindeydi. Batıdan aktarılan kanunlar ile ülkenin toprak meselesi çözülecek, üretim artacak ve halk refaha ulaşacaktı. Cumhuriyetin ilk yıllarında bu doğrultuda yürütülen çabalar olumlu sonuçlanmamış bilakis gayri adil bir toprak dağılımı ortaya çıkmıştır.
Cumhuriyet döneminde toprak meselesi ile ilgili çalışmaları beş ana başlık (Devrim dönemi, Devrimde reform, Tek parti reformculuğu, DP ve tarımda kapitalizm gelişmesi, 1960’dan sonrası) altında ele alan yazar Doğan uygulanabilen, uygulanamayan yahut hayata geçirilmiş ancak istenilen sonuca ulaşılamamış bu reformlar hakkında doyurucu bilgiler vermektedir. Verilen bilgiler sayısal veriler ve tablolarla da desteklenmektedir.
Doğan’a göre Türkiye’de toprak meselesi dahil olmak üzere her alanda yapılan devrimler 1923-1934 yılları arasında yapılmıştır. Bu on yıllık süre içinde mülkiyet ilişkileri, batı hukuku ve mevzuatı ile entegre edilmeye çalışılmıştır. Toprağı devletin malı sayan Osmanlı toprak sistemi yerine batının sınıflı toplum sistemine geçilmiş oldu ve buna da devrim adı verildi.
İlk bakışta ve sübjektif olarak “devrim” olumlu ve ileri bir hareket sayılabilir. Objektif olarak bakıldığında ise cumhuriyet devrimlerinin olumlu ve ileri hareketler olarak kabulü çok güçtür. Objektif manasıyla devrim, mevcut gidişatı zorla değiştirip yerine değişik nitelikte bir kurum monte etmektir. Bu değiştirme hareketinin olumluluğu, iyiliği ve topluma yararlılığı o toplumun tarihi temellerinin oluşturduğu kurumlaşmalarda gerekli bir sıçramanın gerçekleşmesiyle tespit edilebilir. Toprak meselesi açısından bakıldığında toprak mülkiyetinin tamamen özel ellere tevdi yönündeki devrim, bizzat hazırlayıcısı ve uygulayıcıları tarafından istenilen olumlulukta görülmemiş olmalı ki, devrimin doğurduğu sonuçları belli bir ölçüde tadil ve tamir yönünde harekete geçilmiştir.
Halen iktisadı tarıma dayalı bir ülke olan yurdumuzda çeşitli şartların oluşturduğu bir toprak meselesi vardır. Türkiye toprağına, tarımına yeni bir hamle yaptırmazsa gelecekte büyük sıkıntılar içine düşecektir. Eğer batının ağır müdahalesi karşılanabilse, teknik gelişmeler sindirilerek uygulanabilse idi, İslam tarım toplumunun İslam sanayi toplumuna sıhhatli bir şekilde evrimi mümkün olacaktı.
Toplumun hangi meselesi olursa olsun onların temellerini tarihte aramak kaçınılmazdır. Bu nedenle batı hayranlığı ile kör olmuş Türk toplumunun tarihini inkar etmek yerine şuuraltına gereken önemi vermesi gerekmektedir. Geçmişten günümüze yazarın ilgi çekici tespit ve değerlendirmeleriyle alanında akademi dışında yapılmış öncü kitaplardan olan bu eseri tüm okumayı sevenlere tavsiye ederim.
Şerife Kaya