Tren istasyonun yanı başında park olarak düzenlenmiş yeşil alan var. Ağaçlar, çiçekler ve yemyeşil çayırlar. Beş koyun, bu alanda otluyor. Başında sopasına yaslanmış bir çoban.
Birkaç vatandaş ve istasyon personeli, bu duruma esaslı tepki gösterdi. Tepkiler üzerine koyunlarını parktan çıkaran çoban, gözden kayboldu. Bir ihtiyar, arkasından seslendi; “Evladım! Madem koyun güdecektin, köyünden ne diye geldin?”
Son sözün sahibi, ilçeye yeni taşınmış bu adamı üç aşağı beş yukarı tanıdığını söyledi. Bildiklerini bir çırpıda anlattı. Anlattığına göre; adam, köyünde ne var ne yoksa satıp savmış. İstasyona yakın mahallede bir gecekondu satın almış. Bahçeye küçük bir ahır kondurmuş. Gün boyunca koyunlarını gezdirip otlatıyormuş. Otlattığı yerler, daha çok park, bahçe ve boş arsalarmış. Boş arsalar eyvallah da park ve bahçelere girdiğinde işin rengi değişiyormuş.
Bu vakaya bir ilçemizde şahit oldum. Büyük küçük diğer şehirlerimizde durum nedir?
Oturduğumuz site veya mahalledeki parkı çevreleyen çitlere yıkanan yün ve çamaşırların serildiğine, balkonda mangal yakıldığına, kıyıda köşede kazanlar kaynatıldığına, izmarit dâhil türlü çöpün uluorta atıldığına her an şahit olabiliriz. Ya doksanlarda, İstanbul’un göbeğinde dördüncü kattaki evin balkonunda gece yarısına kadar davul zurna çaldırmaya ne demeli!
Gelin almak üzere geldiği site veya mahallede çifte davul zurnayla ortalığı velveleye verip yaktıkları havai fişeklerle güya çevreyi şenlendirenler, havaya silah sıkanlar, yolları kapatıp sözde eğlence yaptığını zannedenler, yüksek sesle müzik dinleyenler kimlerdir?
Vatandaş, markete geliyor. Otomobilini yüz metre uzağa park etse olmaz. İlla marketin veya alışveriş yapacağı yerin tam önüne park etmeli. Ediyor da. Hatta bir sıra park varsa pervasızca ikinci sırayı oluşturuyor. Yolun kalan kısmından geçebilen buyursun, nasıl geçerse geçsin! Bu manzara kırk yıl önce buğday öğütmeye gittiğim değirmenin kapsına merkebini bağlayanları hatırlatıyor bana.
İki sene önce bir piknik alanında rastladım. Vatandaş, mangaldan geçmiş. Düzenek kurulmuş, odun ateşinin üzerine sac vurulmuş. Tam köydeki gibi. Bayanlar yufka açıp gözleme yapıyor, erkekler de kıtlıktan yeni çıkmış gibi iştahla yiyordu.
Genel anlamda şehir kültürüne uygun olmayan bu tür davranışları sergileyenleri köylülükle itham etseler de ‘yirmi dört yaşına kadar köyde yaşamış biri olarak’ ben öyle düşünmüyorum.
Köylerde insanlar elbette daha azadedir, serbesttir. Hayat tarzı ve kurallar kendine mahsustur. Şehirde yaşamanın bir kültürü olduğu gibi köyde yaşamanın da bir kültürü vardır. Belki bazı davranışların temelinde oradaki azade alışkanlıklar olabilir, ancak başkalarına rahatsızlık vermek köylerde de hoş görülmez.
Kanaatimce bu tür davranışları sergileyenlerin çoğu şehirde yaşadığı hâlde yaşadığı şehrin kültürüne uyum sağlayamayan kimselerdir. Ne köylü kalabilmişler ne şehirli olabilmişlerdir. Toplu ulaşım araçlarında, meydanlarda, sokaklarda, caddelerde duyulan yüksek sesle konuşmalar, uygunsuz kelimeler ve saçma sapan davranışlar da bu zümreye aittir.
Malum olduğu üzere ülkemizdeki seksen bir ilin otuz tanesi büyükşehir statüsündedir. Büyükşehirlerde köy yok, mahalle var. Köy adlı yerleşim birimleri sadece elli bir ilin sınırları içerisinde bulunuyor. Bu durumda TÜİK verilerine göre nüfusumuzun %93’ü şehirlerde, %7’si de köylerde yaşıyor.
Hâl böyle olunca güzel ülkemizin güzel insanlarının büyük çoğunluğu ansızın şehirli oluverdi. Bu kadar insan, imkânlar nispetinde şehirli oldu ama kültürel anlamda ne kadar şehirli olabildi? Yoksa iki arada mı kaldı. Bu ayrı mesele.
Yıllar önce İstanbul genelindeki okullarımızda uygulamaya başladığımız Veli Akademileri konularının arasında “İstanbul kültürü” de vardı. Başlığı görenler, “Bu konuyu anlatacak kimse şehrin tarihini, kültürünü, turistik özelliklerini çok iyi bilmeli.” diye girdi söze.
Oysa bizim amacımız; İstanbul’da yaşayanlara dil, kültür, fert ve sosyal hayat bakımlarından ‘İstanbullu’ olmayı, kadim şehirde yaşamanın gereklerini, komşuluk ve insan ilişkilerini anlatarak bir taraftan şehri tanıtmak, bir taraftan İstanbulluluk bilinci kazandırmaktı. İlgililer bunu fark etti mi bilmiyorum.
Velhasılıkelam; ülkemiz şehirlerinde yaşayanların sayısı her geçen gün artıyor. Pek çok insanımız, şehrin imkânlarından yararlanıp şehirde yaşama kültürüne uyum sağlamaktan -maalesef- imtina ediyor; hatta birtakım eski alışkanlıklarını sürdürüyor veya gittikçe yozlaşıyor.
Hâl böyle olunca “Mademki şehirleri doldurup şehirli oluyoruz. Neden bir de “şehirde yaşama kültürü” oluşturmaya çalışmıyoruz?” demek geliyor içimden.
Mustafa USLU
Değerli Müdürüm, insan insan olduğunu, başkalarının da hak ve hukukuna riayet etmesi gerektiğini unutmamalı. Bulunduğu yerin şart ve kurallarına uygun hareket etmeli.
Sadece şehirde değil köyde de insanlara, çevreye ve doğaya saygı kültürü oluşturulmalı diye düşünüyorum Mustafa hocam.
Öğretmenim, sanırım biraz da nezaketli olmak gerekiyor. Ayak uydurmak, sadece zorunlulukla değil de içten gelen asaletle olsa gerek. Köylü de olsan kentli de olsan toplumlarda bir duruşu olmalı insanın. Hani dediniz ya, ne köylü kalabilmişler ne de şehirli olabilmişler. Çok güzel söz.
Ben de 21 yaşına kadar köyde yaşamış biri olarak şunu düşünüyorum. Şehirleşiyoruz ama şehirlileşme yani davranışa dönük kısmı eksik kalıyor. Köyde bizim davranışlara sınır koyan örf adet ve büyüklerimizin kontrolünü şehir hayatında kaybediyoruz. Sonuçta köyün kurallarını terk eden, şehrin kurallarına da uymayan bir nesil ortaya çıktı. Örneğin köylerde maddi durumun iyi olsa da uluorta mangal yakılmaz. Bunu köyde yaşayan herkes bilir. Eskiden böyleydi. Şimdi oralarda değişmiş sanki.
Kanaatimce bu tür davranışları sergileyenlerin çoğu şehirde yaşadığı hâlde yaşadığı şehrin kültürüne uyum sağlayamayan kimselerdir. Ne köylü kalabilmişler ne şehirli olabilmişlerdi güzel bir tespit değerli müdürüm veli Akademilerinin yanında hayat boyu öğrenme ye baktığım 4 yıllık süre içinde bu tip ihtiyaçlara yönelik kurs programlarını oluşturduk örneğin Şehirde Yaşam Kültürü Ve Kentsel Davranış (Hükümlü Gelişimi) Şehir İçi Toplu Ulaşım / Taksi Sürücülerine Yönelik Geliştirme Ve Uyum Eğitimi gibi güzel bir konu seçmiş siniz yine degerli hocam emeğinize yüreğinize sağlık bu tip yazıları özellikle Biz eğitimcilerin ele alıp köşelere taşıması ne kadar güzel bir katkı
Her zamanki gibi güncel konulara değinerek yazı yazmanız takdirene şayan. Zevkle okumayı bizlere tattırdığınız için çok teşekkürler .İnsan her yazınızda kendinden bir şeyler buluyor. Gönlünüze sağlık, kaleminize kuvvet.
Düşün uzay çağında bir ayağımız, ham çarık kıl çorapta olsada olsada biri….