eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Nurcan ŞARLAYAN

İlk, orta ve lise eğitimini Kırıkkale'de, Üniversite Eğitimini Gazi Üniversitesi Meslekî .Eğitim Fakültesi'nde tamamladı. Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitim Yönetimi ve Denetim alanında Tezli yüksek lisans eğitimini tamamladı. "Estetik Eğitim" isimli tezi, aynı konuda yayımlanmış yazıları ve "Eğitimde Nezaket" adlı kitabı bulunmaktadır.

    Prag’da Eğitimi ve Şehri İnceleme

    Avrupa’ya ilk yolculuk Prag’a nasipmiş. İlk derken devamı olur mu bilemeyiz, Allah bilir. Erasmus+ Okul Eğitimi Akreditasyon Projesi kapsamında işbaşı gözlem için yolculuğumuz Bayram sabahı gün ağarmadan başladı. Aktarma bir yolculuk olacağı için Ankara’nın, tek Havaalanı’ndan yola çıkıyoruz. “Neden hala ikinci bir havaalanı yok Başkent’imizin diye sorgulayarak. Daha büyük ve yeni bir havaalanı olsa Prag’a direkt uçuş olurdu belki de. 

    Esenboğa havaalanına vardığımızda hava yeni aydınlanıyordu. Kontrollerden geçerek son Pasaport kontrolümüzü de yaptırıp uçuş saatimize az bir zaman kaldığı için fazla beklemeden uçağa bindik. Kısa bir uçuşun ardından İstanbul Yeni Havaalanı’na vardık. Daha önce de gördüğüm havaalanının bu sefer dış hatlar transfer bölümündeydik. Havaalanının sadece transfer bölümü, yani aktarma yapılacak yolcuların beklediği, farklı birçok ülkeden insanların olduğu, yürümekle bitmeyen bir alandan oluşuyordu. Bu alanda 3,5 saat kadar bekledikten sonra 2 saatten fazla süren bir uçuşun ardından Prag’da idik. Saat farkından dolayı saatlerimiz bir anda bir saat geriye gitmişti. Prag Havaalanı’nında sanki Avrupa’ya değil de 70 li yıllara gelmiş gibi hissettik kendimizi. Bunda tabii bizim devasa, modern, göz kamaştırıcı İstanbul havaalanımızdan gitmiş olmamızın etkisi de olabilir. Pasaport kontrolünde herhangi bir soru sorulmadan geçişimizi yeşil pasaportlu olmamızdan kaynaklı olabileceğini düşündük. Daha önceden uygulama üzerinden ayarladığımız taksiler ile bizi 20-25 dakika süren bir şehir içi yolculuğu ile otelimize ulaştık.

    Otelimiz şehrin merkezindeydi 400 m mesafede Prag Ulusal Müze’si vardı ve çevre binaların çoğu otellerden oluşuyordu. Saatin ülkemizin saatine göre bir saat geri olması nedeni ile öğle namazının geçmemiş olması çok iyi oldu. Saatlerle takip ettiğimiz namaz vakitlerinde ezanı duyamamanın boşluğunu tüm seyahat boyunca hissedecektik. Otelde bir süre dinlendikten sonra akşam yemeği için dışarıya çıktık. Prag’daki Türk Restoranları araştırarak gittiğimiz Türk restoranın çok küçük bir yer olduğunu gördük. Çalışan Türk bayan yer olmadığı için bir 20 dakika sonra gelmemizi söyledi. Hafif yağan yağmurda biraz yürüyüş yapıp tekrar geldik. Türkiye’deki kebapların benzerlerini yapmaya çalışmışlar, yapmışlar. Pide çeşitlerini yaptıkları küçük bir fırınları vardı, taş fırın değildi ama işlerini görüyordu. Ayrıca dönerleri de vardı kötü değildi ama Türkiye’ deki lezzet ile aynı değildi. Fiyat olarak hemen hemen Türkiye ile aynıydı. Dönerin fiyatı mesela 260 Çek Kronu’nuydu. Türk Lirası ile 450 TL gibi fiyata tekabül ediyor.. Otelde musluk sularının içildiğini söylediler fakat biz içmekte zorlandığımız için yemekten sonra marketten su alarak otele döndük. Suyun bir litresi de 80 Tl kadar. Halkın şişe su içme alışkanlıkları pek yok. Suyu soda ya da meyve ile tatlandırarak içiyorlar. Şişe sularının çoğu da aromalı sulardan oluşuyor.

    Sabah otelini kahvaltısından sonra proje okulumuza gitmek üzere uygulama üzerinden (Uber) taksi çağırdık bu sistemin ne kadar büyük bir kolaylık ve fiyatının uygun olduğunu gördük. Okulun kapısında bizi müdür yardımcısı ve İngilizce öğretmeni arkadaşlar karşılayarak toplantı salonuna aldılar. Üç öğretmen arkadaş olarak okula elimiz dolu gitmiştik. Kırıkkale’de üretilen Türk lokumu diye de bilinen lokumlardan paket paket hediye lokumlar, kuş lokumları götürdük. El işi çanta ve takılar Kırıkkale Keskin’de yapılmış el işi bebekler yine hediyelerimiz arasında idi. İlk günümüzde tanışma ve hediyelerimizi sunmamızın ardından karşılıklı okul tanıtım sunumlarımızı gerçekleştirdik. Çalışma programımızı sunarak okulun bazı bölümlerini bize gezdirdiler. Program içeriği okul öncesi, ilkokul ve ortaokul kısımlarına farklı sınıflara 10 dakikalık derslere girme ve gözlem şeklinde planlanmıştı. İkinci gün ders gözlemimiz sonrası  Ebru sanatını tanıtma ve uygulama yapmayı düşündüğümü belirttim. Bu fikrin kendilerine sürpriz olduğunu ve çok hoşlarına gittiğini söylediler. Okulu gezerken pano yerine filelerin kullanıldığını ve ahşap mandallarla etkinliklerin filelere tutturulduğunu fark ettik. Ayrıca koridorlarda tüm öğrencilerin kendine ait dolapların olduğunu, okulda kıyafetlerini, ayakkabılarını değiştirip rahat terlik sandalet türü giydiklerini, yine mont şemsiye gibi dış kıyafetlerini vestiyer şeklinde alanlara koyduklarını gördük. Teneffüs vaktinde öğrencilerin gayet sakin şekilde, bağırıp çağırmadan sınıflarında ya da koridorlarında dolaştıklarını gözlemledik. Ders gözlemlerimizde ise Okul öncesi sınıfına ilk olarak girdik. Sınıfta 12 öğrenci vardı ve grup çalışması yapılıyordu. Her bir grup farklı bir etkinlik yapıyor, bir etkinliği bitiren diğer masaya geçiyor, istasyon tekniğine benzeyen bir teknik uygulanıyordu. Dört masayı da tamamlayan çocuk çıkartma ile ödüllendiriliyor, ardından blok ve logolarla oynama alanında oynuyorlardı. Uygulanan programı sorduk yeni bir sisteme geçildiğini adım adım ilerleme uygulandığını, genel bir program uygulamaktan ziyade çocuk bazlı ilerlediklerini söylediler. Bir yıllık planlarının olmadığını, konu başlıklarının olduğunu belirttiler ve konuları gösterdiler. Daha çok kendi kültürlerine ait, bazı konular ise evrensel olan başlıklar vardı. Kayıtlarının Nisan ayında başladığını belirttiler. Kayıt öncesi bazı değerlendirmelere tabi tutulduklarını temel kavramları bilme derecelerine bakıldığını belirttiler. Kullandıkları kaynak kitapları tanıttılar: matematik, geometri, çizgi çalışmaları, Alfabe tarzında kaynakları vardı. Portfolyo dosyalarını gösterdiler; her çocuk için ayrı şekilde hazırlanmış dosyaların içerikleri etkinliklerle doluydu. Ertesi gün sınıfta ebru yapacağımızı hatırlatıp daha sonra birinci ve ikinci sınıflara onar dakikalık ziyaretler, sınıf ortamını fiziksel olarak gösterme bir bilgisayar ve bilişim teknolojileri dersine girme ile gözlemlerimiz devam etti. Orada web 2 araçlarının kullanılarak öğrenciler tarafından etkinlik oluşturduklarını gözlemledik. Koridorlarda su içmek ve el yıkamak için yan yana on tane kadar lavabonun konulmuş olduğunu gördük. Elimizi yıkayarak yemekhaneye geçtiğimizde çocukların kendi yemeklerini alarak yemek masalarında yemeklerini yediklerini gözlemledik. Sebzeden oluşan patatesle yapılmış bir yemeği nezaketen alıp tadına baktık. Yemekte müdür yardımcısı ile yaptığımız sohbette, maddi durumu iyi olmayan öğrenciler için özellikle bu yemek olayının başlatıldığını, velilerin yemek giderinin bir kısmına karşıladığını yarısını da devletin karşıladığını öğrendik. Durumu iyi olmayan öğrencileri tarif ederken, çok katlı binalarda oturan aileler şeklinde bahsedildi. Yani bizimkinin aksine çok katlı binalarda durumu iyi olmayan aileler oturuyordu. Bu çocukları “bizim canımız onlar” diye tabir etmeleri çok manidardı. Yani onlara çok kıymet veriyorlar, mülteci gözü ile bakmıyorlar ötekileştirmiyorlardı. Onların dil sorununu da halletmek için ek destek eğitimler sunduklarını söylediler. Bu öğrencilerin Vietnam gibi farklı bölgelerden gelen ya da Asya kökenli ülkelerden gelen öğrencilerden oluştuğunu belirttiler.

    Okulda ikinci gün yine ders planlama ve küçük bir toplantının ardından sınıfları yeni 1.ve 2. sınıfları gezdik, gözlemledik. 2. Sınıf öğrencileri öğretmenin hazırladığı karekodu tableti ile okutup açılan sayfadaki etkinliği yapıyordu. Tabletlerin sınıflara ait ve ortak kullanılan tabletler olduğu söylendi. Ortaokul sınıflarından birisi kimya dersinde öğretmen tahtaya periyodik tablodan element isimlerini yazarak çocuklardan cevapları not kağıtlara yazarak getirmelerini istediğini, dersi bu şekilde işlediklerini gördük. Bu sınıfta fiziki sınıf ortamı çok dikkat çekiciydi. Bizim alışkın olduğumuz bir sınıf ortamı genellikle tek taraflı pencereden oluşurken, bu sınıfın sağ ve sol her iki tarafı da pencerelerden oluşmaktaydı. Başka bir sınıfta fen bilgisi dersi ve mantarlar konusu işleniyordu. Orda da yine görsellerle interaktif tahta, renkli çıktıların olduğu çalışma sayfalarıyla ders işleniyordu. Öğrenciler söz alarak görseldeki mantarların özelliklerini anlatıyordu.

    Nihayet ana sınıfına geçtik. Daha önceden Ebru’yla ilgili olarak çocukların seviyesine uygun şekilde hazırlamış olduğum bilgilendirme yazısını kendi dillerine çevirerek hazırlamıştım. Öğretmenden çocuklara okumasını rica ederek ön bilgi verdik ve ilgilerini çektik. Renklerin ve kullanılan malzemelerin tanıtılmasıyla başladık ya boyanın fırçayla nasıl sıçratıldığı, suyunu üzerine sıçrayan boyaların dağılışı ve şekil verilme aşamalarını gösterdik. Çocuklarla birlikte sırayla ebru yaptık. Ebru o derecede hoşlarına gitti ki her biri alkışlayarak ve kendi dillerinde beğenilerini dile getiriyordu. Boyaları orada bıraktık ertesi gün eğer talep eden öğretmenimiz olursa uygulayabileceğimizi belirterek okuldan ayrıldık.

    Üçüncü gün bize okulun diğer geri kalan kısmını, spor salonunu, bahçeyi ve yine bazı kullandıkları 3D yazıcı gibi teknolojik araçları gösterdiler. Okulun bahçesinin neredeyse stadyum büyüklüğünde olduğunu; içerisinde birkaç tane basketbol, voleybol gibi sahalarının bulunduğunu; yürüyüş, koşu alanlarının olduğunu gördük. Saat 10:30 gibi öğrencilerine hava almak, oyun ve bahçe etkinlikleri için dışarıya, bahçeye çıktıklarını söylediler.  Hatta bahçenin düzenlenmesinde çocukların da katkısının bulunduğunu anlattılar. Bunun yararları konusunda enerjilerini bu şekilde değerlendirdiklerini, kullandıklarını yalnızca tekrar derse adapte konusunda kısa bir sorun yaşanabildiğini söylediler. Okulun farklı bölümlerinde öğrencilerin öğretmenleri ile birlikte yaptıkları etkinliklerin vitrin tarzı bir şekilde sergilendiği alanlar vardı ve bunlarda hoş görüntüler oluşturmuştu.  Üçüncü günümüzde gelen talep üzerine başka bir sınıfta yine Ebru çalışması yaptık. Daha önceden yaptığımız, gelirken getirdiğimiz Ebru çalışmalarımızdan öğretmenlerimize ve idarecilerine hediye ettik. Ebru’yla yapılmış Türk bayrağımızı da okullarına hediye ettik. Kendi bayraklarını da ebru ile yapmaya çalıştık. Hepsi hoşlarına giden etkinliklerdi.

    Okuldaki çalışmalarımızın öğlen saatlerinde bitmiş olmasından dolayı günün kalan kısmında şehir gezmeleri yaptık.

    Prag ile ilgili kısa bir bilgi:

    Dünyanın en güzel şehirlerinden biri olarak bilinen kentin nüfusu 1,3 milyondur. “Prag” (Praha) kelimesi Çekçe’de “kapı eşiği” anlamına da gelmektedir. Tarihi belgelerde şehrin bulunduğu alandaki yerleşimler “kalelerin arasında” anlamına gelen “Mezigrady” kelimesi ile ifade edilmiştir. “Prag” kelimesi, 10. ve 12. yüzyıllarda sadece şehrin kalesi için kullanılırken, devam eden dönemde Vltava nehrinin her iki kıyısında kalan yerleşim birimlerini ifade etmek için kullanılmıştır. Prag şehrinin tarihi, Prag Kalesi’nin inşa edildiği 9. yüzyılda (870 yılından sonra) başlar. Merkezi konumu nedeniyle tarih boyunca bölgesindeki siyasi yapılanmalar için özel önem taşıyan Prag, I. Dünya Savaşı’nın sonunda kurulan Çekoslovakya’nın da başkentliğini yapmıştır. Prag’ın bir özelliği de II. Dünya Savaşı’nda zarar görmemiş olmasıdır. Bu sayede birçok tarihi ev ve mekânı barındırır. Şehirdeki birçok önemli mimari eser 13. yüzyıldan sonra inşa edilmiştir ve farklı mimari akımların izlerini taşır.

    Programımızda ilk gün şehrin meydanı, Charles Köprüsü ve meşhur Astronomik Saat vardı. Saat’ın hikayesi oldukça ilginç ve anlamlı olduğu için bahsetmek istiyorum: Prag Eski Şehir Meydanı’na geldiğimizde14.58’di. Yukarı doğru bakan yüzlerce insan vardı ve saat başını bekliyordu. Prag Astronomik Saat 15.yy da dönemin kralı tarafından Hanus isimli bir ustaya yaptırılmıştır. Oldukça ilgi çekici olan bu saatin başka bir ülkede olmaması için Kral, ustanın gözlerini kör ettirmiş. Usta da saati gizlice gelip bozarak intikamını almış. Saat 1948 yılına kadar tekrar çalıştırılamamış. 12 saat dilimini 12 burcun sembolünü gösteren bu saat her saat başında 1 dakikalık bir gösteri sergilemektedir. Yüzlerce kişinin saati çekmesinin nedeni de bu mini gösteridir. Astronomik Saat üzerinde farklı figürler vardır. Bu figürler her saat başı ortaya çıkarlar. Kulenin dış yüzeyinde bulunan figürler de hareket etmektedir. Saat üzerindeki figürlerden elinde ayna olan kibri ve kendini beğenmişliği, elinde altın kesesi olan figür aç gözlülüğü ve hırsı, elinde enstrüman olan eğlenceyi, boşa geçen zamanı temsil eder. İskelet olan 4. Figürün elinde kum saati ve çan vardır. Elindeki çanı saat başında çalmaya başlar. Artık zamanın dolduğunu ve ölümün geldiğini ifade eder diğer figürlerse çan çalarken başlarını sağa sola oynatarak ölümü reddederler.

    Charles köprüsü, yapıldığı dönemde Prag şehrinde nehir üzerinde tek köprü olup 1841 yılına kadar da eski şehri Prag Kalesine bağlayan en önemli köprü görevini sürdürüyor. Köprü 515.8 metre uzunluğunda ve 9.5 metre genişliğinde olup 16 adet kemer üzerine oturtuluyor. Üç köprü kulesi tarafından korunuyor. İki tanesi Lesser Qarter, üçüncüsü ise eski şehir tarafındadır. Köprü, yaklaşık 1700 yılında dikilen çoğu Barok stilinde olan 30 heykel ve heykelcik ile dekore ediliyor. Köprü üzerinde özellikle Türk’lerin çok ilgisini çeken bir heykel bulunuyor. Osmanlı heykeli. Heykel Hristiyanlara birbirinize destek olmazsanız Türk’ler sizi esir alır zindana kapatır mesajı veriyor. Heykelde 2 aziz 3 tane zindana atılmış Hristiyan, zindanın kapısında esirleri satmak için bekleyen bir Osmanlı ve bir de köpek bulunuyor. Köprü üzerindeki 30 heykelin en popülerlerinden biri de bu heykel. Şehri gezerken ve en çok da köprü üzerinde kulağımıza gelen Türkçe konuşmalardan Türk vatandaşlarımızın Prag’a ilgisinin yoğun olduğu anlaşılıyordu.

    Dünyanın en eski kalesi ve en büyük kale kompleksi unvanlarına sahip Prag Kalesi Çek Cumhuriyeti’nin resmi başkanlık ikamet yeri yani Parlamento binası olarak kullanılıyor. Mekânlarda, Roma tarzından, Gotik, Rönesans, Barok ve Neo-klasik stillerine kadar birçok dönemin izlerini görülüyor. Kale alanı Lobkowicz Sarayı, St.Vitus Katedrali ve müzeden oluşuyor. Bu alanlara girmek bilet ve ücretli. Bilet fiyatları da oldukça yüksek. Biz dışardan gezmeyi tercih ettik. Şehir kaleden, yukardan muhteşem görünüyordu.

    Kaleden iniş için her biri özenle farklılaştırılmış 215 granit basamak taşından oluşan merdivenleri kullanıyoruz. Yine Türk ziyaretçilerle karşılaşarak Charls köprüsünün diğer kulesinden giriş yapıyoruz.  Yol boyunda rastladığımız meşhur Çek tatlısı Trdelník’i deniyoruz. Bir dönem Türkiye’de Makara ismi ile popüler olmuştu. Şimdilerde var mı bilmiyorum. Tahta bir merdanenin etrafına sarılarak pişirilmiş, daha sonra şeker, ceviz, tarçın ile tatlandırılmış ve isteğe bağlı krema ile doldurulmuş bir tatlı. Bunun dışında Çek yemeklerini tatmayı tercih etmedik. Şehir merkezinde birkaç tane olan Türk restoranlarına ulaşmak kolaydı. Bunun dışında merkezde Astronomik saat kulesi‘ne yakın olan yerlerde fuar şeklinde hediyelik eşyalar satan yerler mevcut. Daha çok saat kulesi figürleri, ya da Prag kalesi ve köprüyü temsil eden figürler vardı. Caddelerdeki vitrinlerde göz kamaştıran Bohemia kristalleri ve camları ise, Çekya’nın Bohemia bölgesinde 18. yüzyıldan bugüne kadar üretilmeye devam edildiğini öğrendik. Oralardan getirilmesi pek mümkün olmayan hediye olurdu kristaller. Biz ufak tefek hediyelik eşyalar almayı tercih ettik. Vegan bir kafede son bir kahve içimi ile Prag gezimizi sonlandırıp ülkemize dönüyoruz.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.